• BIST 82.363
  • Altın 147,033
  • Dolar 3,7764
  • Euro 4,0385
  • Konya -2 °C
  • Himmet toplantısı 'havuz' himmet parası 'tereyağı'
  • 'Akaryakıt fiyatlarındaki hızlı artışın sebebi...'
  • Raid Salah serbest bırakıldı
  • Himmet toplantısı 'havuz' himmet parası 'tereyağı'
  • 'Akaryakıt fiyatlarındaki hızlı artışın sebebi...'
  • Raid Salah serbest bırakıldı

Şeker Üzerine-1

Ufuk Karadavut

Geçen gün bir arkadaşımız elektronik posta ile bir mesaj göndermiş ve yaşadığı bir sıkıntıyı bizimle paylaşmak istemiş. Konu ise şeker. Şeker deyince istisnasız hemen hepimizin aklına tatlı geliyor. Hatta bazı tatlı tutkunlarının akıllarından ne tür pasta ya da tatlı çeşidi geçiyor onu bilmiyoruz. Ama geçtiğinden de eminiz. Şekerin artık tadı kaçtı. Eskisi gibi tad vermemeye başladı. Çünkü şeker artık o bildiğimiz şeker pancarı şekeri olmaktan çıkalı çok oldu. Genelde suni tatlandırıcılar ya da mısır nişastasına dayalı nişasta bazlı tatlandırıcılar kullanılmaya başlandı.

Ülkemizde yoğun olarak şeker pancarından üretilen şeker kullanılırdı. Oldukça sağlıklı olan şeker pancarı şekeri zaman içersinde ekim alanlarının daralması, üretim miktarlarındaki düşme ve devlet politikaları etkisiyle pahalanmaya başladı. Bunun üzerine yabancı yönetimindeki Türk sanayisi şeker pancarı şekerini bırakamaya başladı. Bunun yerine suni tatlandırıcılar kullanıldı. Suni tatlandırıcılarda belli oranlarda fiyat artınca bunun yerine oldukça ucuz ve kullanışlı olan mısır şurubu kullanılmaya başlandı. Ülkemizde tüketilen besinlerin hemen hepsinde daha ucuz ve bol miktarda kullanılan mısır şurubu sayesinde sağlığımız büyük bir tehlike altına girmiş oldu. Bunun pek çoğumuz farkında değil. Ama artık farkına varmamız gerekiyor. Mısırdan yüksek früktoz içerikli mısır şurubu yapımına 1970’lerde başladı. 1980’lerde yıllık 3 milyon ton olan üretim, günümüzde 20-30 milyon tonun üzerine çıktı. Talep arttıkça bu miktarın daha da artacağı beklenmektedir.

Şeker pancarından elde edilen şeker bir molekül glikoz ve bir molekül früktoz (meyve şekeri) içermektedir. Bu insülin salgısını da uyarır, doyma hissi yaratır, yani şekerin kanda uzun süre yüksek miktarlarda kalmasını önler. Buna karşılık mısırdan elde edilen şurupta Mısır nişastası parçalanarak glükoza, ardından glükoz früktoza dönüştürülüyor. Früktoz glikozun dört mislidir, insülin salgısı früktozdan etkilenmez. Mısır şerbetinden yapılmış ürünlerde "doyum" oluşmaz, tüketim sürer. Früktoz fazlası hızla bir yağ türevi olan trigliseride çevrilir, karaciğer ve yağ dokusunda depolanır. Bu nedenle obezitenin önde gelen sorumlularından biri olarak tanımlanmaktadır.

Endüstriyel kullanımda ise mısır şurubunun tatlandırma özelliği çok daha yüksektir, fiyatı da düşük olduğundan yaygın bir kullanım alanı bulmaktadır. Bugün şekerli ürün olarak piyasada bulunan başta meşrubatlar olmak üzere hemen bütün tatlı ürünler mısır şurubundan yapılmaktadır. Yol kenarlarına park etmiş arabalarda, kilosu beş-altı liraya satılan merdiven altı üretim tatlıların bedeli bu nedenle "ucuzdur". Mısır nişastası parçalanarak glükoza, ardından glükoz früktoza dönüştürülüyor. Bazı ürün paketlerinde mısır şurubu yerine ‘nişasta bazlı sıvı şeker’ veya ‘NBSŞ’ yazar. Bu koca bir aldatmadır ve sanki çok masum bir tatlandırıcıymış gibi algılanmasını sağlar. Nişasta bazlı tatlandırıcı deyince de genel olarak evlerde çocuklarımız yedirdiğimiz nişasta aklımıza geldiğinden sesimiz çıkmaz.

Kalite unsuru ön planda olan tatlı üreticileri baklava gibi ürünlerinin buzdolabına konmamasını önerir, çünkü şeker pancarı kaynaklı gerçek şerbetle yapılan tatlılar şekerlenir, lakin mısır şurubuna bir şey olmaz. Dahası mısır şurubunun elde edildiği mısırın GDO'lu mısır olması olasılığı yüksektir. İthal mısırın en fazla kullanıldığını sandığımız tavuk üreticileri bile, "besleyici olmadığı" nedeniyle iç piyasadan gerçek fiyatına yerli mısır aldıklarını söylemekteler. İthal edilen GDO mısırın başlıca kullanım alanı da bu gibi endüstri alanları olmaktadır. Türkiye her nedense mısır nişastası bazlı şeker üretimi kotasını dünya ortalamasının yirmi katı olan yüzde 10'a ve hemen sonrasında yüzde 15'e çekmiştir. Bu miktar kabul edilebilir bir miktar değildir. Açıkça Türk insanı içten içe çürütülmekte ve geleceğimiz karartılmaktadır. Sanayi devleri ele geçirdikleri Türk ekonomisiyle istedikleri gibi oynamakta ve insanımızı sadece tüketim organı olarak görmektedirler. Sonuç olarak hastalıklara karşı bağışıklık sistemi çökmüş ya da çok zayıflamış bir nesil yetişmekte ve her türlü hastalığını görülmesine neden olmaktadır.

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim