• BIST 106.991
  • Altın 151,481
  • Dolar 3,6762
  • Euro 4,3196
  • Konya 10 °C
  • "Fiyat etiketinde yanıltıcı uygulamalara taviz yok"
  • Erdoğan'dan uyarı: "Televizyondan izliyorum sizi salonda göremiyorum!"
  • RTÜK'e Konyalı yeni üye!
  • "Fiyat etiketinde yanıltıcı uygulamalara taviz yok"
  • Erdoğan'dan uyarı: "Televizyondan izliyorum sizi salonda göremiyorum!"
  • RTÜK'e Konyalı yeni üye!

ŞEHİR, KAHVELERİ İLE DAHA RENKLİ BİR ŞEHİRDİR

Seyit Küçükbezirci

Neleri kaybettiğimizin farkında mıyız?

Elde kalan birse, kaybettiğimiz on. Elde kalan onsa, ütüzdüğümüz yüz. Son elli yıl, son altmış yıl şehir hafızası, kokusu, rengi, ruhu namına ne varsa duman etti.

Söz gelişi “Kahveler”…              

-Hayatında, kırk yaşını geçmişlerden kahveye düşmeyen vardı ki?

-Yer demir, gök bakır anlarda; ruhunuz cenderelere sıkışmışken siz hiç inmediniz mi kahvelere?

İstanbul Caddesi’nin sağında, solundaki kahveler; Türbeönü Kahveleri, Mahkeme Hamamı civarındaki kahveler, Meram kahveleri, Sille kahveleri. Say sayabildiğin kadar. Ama yerlerinde yeller esiyor. “Cafe”ler canına okudu tümünün.

Esnaf kahveleri, kuşçu kahveleri, horoz dövüştüren kahveler, sabahçı kahveleri, arabacılar kahvesi bir bir gömüldü şehrin hafızasından. Onlar için kitap yazılmalı.

“Efsane” gibi anlatılan kahvelere dalacağız bugün.

“Türbeönü”ndeki “Sulu Kahve’den, Kadınlar pazarını oralardaki “Kayıklı Kahveye kadar; “Kızlı kahveler’den, “Tahir’in Kahvesi”ne kadar.

“TÜRBEÖNÜ’NDE SULU KAHVE”

“Türbeönü Kahvesi” de denir, “Sulu Kahve”de denir; “Havuzlu Kahve”de denir. Erbabı anlar hemen hepsinin orası olduğunu.

Biz yetişemedik Türbeönü Sulu Kahve’ye. Duyduklarımızı, okuduklarımızı sunuyorum, size…

Sulu Kahve, 19. Yüzyıl, yani binsekizyüzlerde Mevlevi Şeyhi Hemdem Said Çelebi önayak olarak kurulur. Kahve meşhur halk şairi Dertli’nin yönetimindedir.

Kahvede devrinin halk şairleri, aşıkları toplanır; çalarlar, söylerler. “Muamma”lar asılır, kahvenin tavanına. Aşıklar gizemli mısraların arkasına saklanan kelimeyi bulmaya çalışırlar, şiirler söyleyerek. Muammayı çözen hızla ünlenir, ödüller alır.

Türbeönü Kahvesi “atışmaları” ile de ünlüdür. Halk şairleri birbirlerini dörtlükler söyleyerek mat etmeye çalışırlar.

Aradan iki yüz yıla yakın zaman geçmesine rahmen, âşık çevrelinde, hala Türbeönü Sulu Kahve’si bir efsane gibi anlatılır.

SULU KAHVE’DE AŞIK CEVRİ İLE HİKMETİ KARŞILAŞIR…

Rahmetli Mehmet Önder, 1951 yılı haziranında, Türk Folklor Araştırmaları’nın 23. Sayısında; Sulu Kahve’de Âşık Cevri ile Hikmeti’nin karşılaşmasını yazar. Mehmet Önder, yazısında, şiirleri İbrahim Aczi’de bulunan bir “cönk”ten aldığını da belirtir.

Mehmet Önder’in karşılaşmayı veren yazısı şöyle:

“19. Yüzyıl sonlarında, Konya’nın yetiştirmiş olduğu iki halk şairi vardır. Bunlardan birisi “Aşık Cevri” diğeri “Hikmeti”dir. Mahallinde elde ettiğimiz bilgilere göre, Aşık Cevri, Konya’da doğmuş, Özdemir medresesinde de biraz tahsil gördükten sonra, Konya civarındaki Sızma Köyüne imam olarak gitmiş, bu köyün suyu ve havasının güzelliğine doyamayarak orada yerleşmiş ve evlenmiştir. Açık fikirli, ileri görüşlü, hoş sohbet bir halk şairi idi; 74 yaşında iken 1895 yılında çıkan bir kolera yüzünden Konya’da vefat etmiştir.

Hikmeti’ye gelince, bu şair de Konya’da doğmuştur. Asıl adı Mehmet’tir. Güzel saz çalar, irticalen çok güzel şiirler söyler, Konya’ya gelen âşıklarla, imtihan olurmuş. Bu şair de Âşık Cevri’den biraz sonra 1914 yıllarında Konya’da vefat etmiştir.

Konya’nın Mevlana Dergâhı’nın batı yönünde bir meydan, meydanın ortasında da bir şadırvan vardı. Bu şadırvanın üstünde, ekseriya saz şairlerinin karşılaştığı, alıştığı (Sulu Kahve) tesmiye edilen bir de kahve mevcuttu. Elimizdeki cönkten anlaşıldığına göre, 1893 yılında Âşık Cevri ile Hikmeti bu kahvede buluşmuşlardı. İlk önce Âşık Cevri söze başlamış:

Aşk babında gangı yönden dâhilsin

Güzellerden ferman aldın hoş musun?

Bu âlemde acep niye mailsin?

Tolu musun, yoksa kuru boş musun?

 

Boyun eğdim güzellerin şahına

Gönül düşkün vech-i Enver mahına

Anın için düştüm gurbet rahına

Aşk babında bilmem bana eş misin?

 

CEVRİ der ki usanmışım gezmeden

Kalem alıp nice kaş, göz yazmadan

Bir aşıkım indim geldim Sızmadan

Tatlı şeker, yoksa kaya, taş mısın?

Hikmeti bu sözlerden alınmış olmalı ki derhal sazını kucaklamış, hem çalmış hem de şu güzel “deyiş”i söylemiş:

Âşık baba eğer aşkım sorarsan

Yurd aşkıdır, aşkım benim ezeli,

Sen aşkını güzellerde ararsan

Yurdsuz kanda görürsün sen güzeli?

 

Çirkin sevda dünyaları dar iden

Yurddur çünkü güzelliği var iden,

Yurdsuz sevda insanları hor iden

Ta ezelden ben bu işi sezeli.

 

HİKMETİ der bu bir iz’an değil mi?

Hor düşünen kâmil insan değil mi?

Önce vatan, sonra canan değil mi?

Çok oldu ben bu fikrimi yazalı…

Yurdunu ve vatanını çok seven Hikmeti’nin, Âşık Cevri’ye verdiği bu güzel cevap, Sulu Kahve müdavimlerini pek memnun etmiştir”.

UNUTULMAYAN, ŞİİRLERLE EBEDİYELEŞEN BİR KAHVE

-Piştinin, kaptıkaçtının peşinde, “herif”liğe ilk adımlar atılırken düşülür kahvelere..

-“Hava kurşun gibi ağır”ken, nefes alabilmek için düşülür kahvelere.

-Kuşa gönül vermişken, gül’e gönül vermişken düşülür “Kuşçu Kahveleri”ne, çiçekçi kahvelerine..

-Nasip ararken düşülür “Esnaf Kahveleri”ne. Âşıklar Kahvesi bile vardır, eskilerde.

-“Gönül ahbap ister kahve bahane” diyen yaşlara “Emekli Kahveleri” mekân olur.

Herkesin bir kahvesi vardır; ya da bir dönem olmuştur. Gülmeye kınamaya gelmez.

“Eski Konya”nın unutulmaz kahvelerinden birisi de “TAHİR’İN KAHVESİ”dir.

Şairseniz, edipseniz, bir şekilde mürekkep yalamışsanız, vilayet kalemlerinin birinden emekli olmuşsanız. “Ağır azem”, oturaklı, hökelekli biriyseniz; kısacası “eşraf”sanız yeriniz Tahir’in Kanvesi’dir.

Tahir’in Kahvesi, şimdiki Saray Çarşısı’nın karşısında, Garanti Bankası’nın yerinde iki katlı yarı ahşap bir binadır. Birinci kat, yani giriş, tekmilen Tahir’in Kahvesi’dir.

Kahveye adını veren Tahir, hatırlıdır, yarenliği, dostluğu iyidir.

Eski Konya’da “meşhur” olan kim varsa, Tahir’in kahvesinde “kadim yer sahibidir; Şair edib İbrahim Aczi dahil, Aşık Göçülü Mehmet Yakıcı dahil, sese hayran, tele hayran herkes oradadır.

Geçtiğimiz Ocak ayında, kendisini savıp gizlice etliekmek ziyafeti çeken Araf izzet’e, Aşık Mehmet Yakıcı’nın buddualarını sunmuştum. Aşık Yakcı’yı etliekmekten ıskalayan plan Tahir’in Kahvesi’nde yapılmıştı, Aşık Yakıcı’nın bedduasının bir bölümü şöyleydi “Naha Arap İzzet, toprak doyursun/ Münafık sofrası mekanın olsun”.

Bu sefer Âşık Mehmet Yakıcı’dan Tahir’in Kahvesi’ne bir “güzelleme” düzülmüş; yeni elime geçti.

Çok hoş bir şiir. Bir kahve ancak bu kadar övülebilir; bu kadar iltifata mazhar olabilir. Anlıyoruz ki, Aşık’ın arası bol yağ gibi, kahvenin sahibi Tahir’le…

Şansa bakın, konaklar, yapasınız, apartmanlar dikersiniz, bir zaman sonra yer ile yeksan olur, hatırlayan bile olmaz. Bir kahve açarsınız, bir şiir yazılır hakkınızda bir şehrin edebiyat tarihine girirsiniz, yüzyıllar okunursunuz. Neylersiniz, şans işte, kısmet işte.

25 Ocak 1950 de yitirdiğimiz, “pir elinden bade içen” aşığımız Mehmet Yakıcı Tahir’in kahvesini şöyle güzeller, öve öve bitiremez.

“Eski Konya”ya meraklıysanız, tam arşivinize layık bir şiir.

Buyurun, Âşık Mehmet Yakıcı’dan dinleyin Tahir’in Kahvesi’ni:

Şiir en azından yetmiş yaşında sanırım.

Tekrar buyurun:

TAHİR AĞA KAHVESİ

Dinleyin sözümü Konya’nın halkı,

Başka kahveciler hep çaysız kaldı.

Millet de işini Mevla’ya saldı,

Tahir Ağa Kahvesi’ne gelsinler.

 

Alamadım ben gönlümün gamını,

Orda iyi alıyor çayın demini,

Hesap etmezler masrafın cemini,

Tahir Ağa Kahvesi’ne gelsinler.

 

Tatilde ondan iyi yer olamaz,

Bu kahveye benzer kahve bulamaz,

Başkaları çay yapmayı bilemez,

Tahir Ağa Kanvesi’ne gelsinler.

 

Bu kahvenin büyük şerefi vardır,

Başka kahveler hem kötü, hem dardır,

Burada çay içmesi büyük kardır,

Tahir Ağa Kahvesi’ne gelsinler.

 

Bunun için yoktur gam ile keder,

Garsonları çok güzel hizmet eder,

Aklı olmayan başka kahveye gider,

Tahir Ağa Kahvesi’ne gelsinler.

 

Kimse bilmez bu Kahve’nin huyunu,

Kahve’nin de karnında yok oyunu,

Seyir edin hovuzunun suyunu,

Tahir Ağa Kahvesi’ne gelsinler.

 

Başka yerde biz murada ermedik,

Burada çay yokluğu görmedik,

Ihlamurdan da bir sefa sürmedik,

Tahir Ağa Kahvesi’ne gelsinler.

 

Bu kahveye gelen artırmaz keder,

Başka yerde ihlamur içmeyi nider,

Âşık Mehmet de medh ü sena eder,

Tahir Ağa Kahvesi’ne gelsinler.

 

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim