• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • Konya -2 °C
  • Anayasa Değişiklik Teklifi Yasalaştı! İşte Yeni Kanunun Getirdikleri
  • Sadık müşteriye ayrıcalık geliyor
  • İçişleri'nden valiliklere kritik 'kargo' uyarısı!
  • Anayasa Değişiklik Teklifi Yasalaştı! İşte Yeni Kanunun Getirdikleri
  • Sadık müşteriye ayrıcalık geliyor
  • İçişleri'nden valiliklere kritik 'kargo' uyarısı!

Sarıkamış Hikayesi

Ufuk Karadavut

Türk tarihi gerçekten öğrenilmesi ve bilinmesi gereken olaylarla doludur. Sayısız kahramanlıkların yanında hüzünlü hikâyelerinde sayısız olduğunu görebilirsiniz.  Çanakkale savaşı gibi bir savaşta 252 bin kişi bu ülke için çanını feda etmiştir. Ülkenin geleceği olan doktorlar, mühendisler, öğretmenler olmak üzere binlerce kişi katledilmiştir. Bunun bir önceki benzeri ise Sarıkamış’ta yaşanan olaylardır. Tarihimizdeki en hüzünlü olaylardandır. Askerlerimiz savaşmadan donarak hayatlarını kaybetmişlerdir. Aslında iyi niyetli olarak başlatılan bu savaşta asıl amaç 1878'de Ruslara bırakılmış olan Kars, Ardahan ve Batum'u geri almaktı. Güzel düşünülen bir amaçtı. Çünkü Ruslar Türk devletini ciddi anlamda tehdit etmekte ve Doğu Anadolu başta olmak üzere büyük bir bölgede söz sahibi olmak istiyordu. Büyük bir tehdit unsuruydu.

Amaca uygun olarak Allahuekber dağlarını aşarak Rusya’ya saldırmayı planlamışlardı. Ruslar bunu hiç beklemediklerini sonradan ifade etmişlerdir. Eğer başarılı olsalardı gerçekten Türk tarihi açısından sayılı olaylar arasına girebilirdi. En azından olumlu olarak. Şimdi yine girdi ama olumsuz olarak. Saldırı yapılmadan önce askerler Güneyde Savaştan yeni çıkmışlardı. Üstlerinde yazlık kıyafetler vardı. Daha doğru dürüst dinlenmeye dahi fırsat verilmeden yazlık kıyafetleri ile Ölüme gönderildiler. Hatamıydı katliam mıydı bunun sorgulanması gerekli. Ancak zamanlama hatası vardı. Zamanlama hatası da bizlere geriye dönüşü olmayan ve asla affedilmeyecek acılar yaşatılmasına neden olmuştur.

1914 yılının 15-22 Aralık tarihleri arasında, Sarıkamış yakınındaki Allahuekber dağlarında, Kars'ı Ruslardan geri almak için harekâta katılan Sarıkamış’ta 60 bini donarak olmak üzere 78 bin şehit verdik. Çölden yeni gelen askerler 2500-3000 rakımlı dağlarda ve sıfırın altında 30 dereceye varan hatta bazı durularda geçen sıcaklıklara dayanmaları istenmişti. İstendi ama olmadı. Dayanamadılar. Yüreklerindeki Allah inancı ve Vatan sevgisi onlara bunları yaptırdı. Ama sonu hüsranla bitti. Sarıkamış'ta dondurucu soğuk altında askerlerimizin durumunu Kurmay Subay Şerif Bey "Sarıkamış" adlı kitabında şöyle anlatıyor: "Yol kenarında karların içinde çömelmiş bir asker, bir yığın karı kollarıyla kucaklamış, titreyerek, feryat ederek dişleriyle kemiriyordu. Kaldırıp yola sevketmek istedim. Beni hiç görmedi. Zavallı çıldırmıştı. Bu suretle şu lanetli buzullar içinde biz belki on bin kişiden fazla insanı bir günde karların altına bıraktık ve geçtik". Rus Kafkas Ordusu Kurmay Başkan Vekili Dük Aleksandroviç Pietroviç Sarıkamış'ta gördüklerine anılarında şöyle yer vermiş: "İlk sırada diz çökmüş 9 kahraman. Mavzerleriyle nişan almışlar, tetiğe asılmak üzereler ama asılamamışlar. İkinci sırada cephane taşıyanlar var, sandıkları bir avuçlamışlar ki, kâinattan hırslarını almak istiyor gibiler. Öylesine kaskatı kesilmişler... Ve sağ başta Binbaşı Nihat. Dimdik ayakta, başı açık, saçları beyaza boyanmış, gözleri karşıda... Allahuekber dağlarındaki son Türk müfrezesini teslim alamadım. Bizden çok evvel, Allah'larına teslim olmuşlardı.” Büyük ümitlerle girişilen Sarıkamış çevirme saldırısı üç hafta kadar sürmüş ve büyük kayıplarla sonuçlanmıştır. Enver Paşa ise tarihin en utanç verici kelimelerini kullanarak "Gittik, gördük, saldırdık, geri döndük" demiştir*. Söyledikleri belki doğru ama ne pahasına.

 Devlet ve millet olarak neler kaybettik. Ülkesini seven ve ülkesi için çalışan binlerce Mehmetçiği kaybettik.  Ordunun fiziksel ve moral kayıplarına, savaşılan bölgenin Türk ve Müslüman halkının kayıplarını da ekleyince kayıpların faturası da artmıştır: Birçok köy savaş yakılmış veya harap edilmiştir. Halk Rusların ve en çok Ermenilerin zulmünden korkarak varını yoğunu bırakıp, Erzurum’a doğru göç etmeye koyulmuştur. Ermenilerin yollarda katlettikleri Türklerin sayısı ise bilinmiyor. Bu arada Müslüman Türkler bu ülke için şehit olurken birileri nelerle uğraşıyordu. İsterseniz onu da şu kıssa ile anlatalım;

Mustafa Kemal Atatürk Mersinde dolaşırken karşısına yaşlı bir çiftçi çıkar. Türk olduğunu öğrenir ve sorar; Şu karşıdaki villa kimin? Köylü bir Rumun adını söyler, şu villa kimin?, çiftçi bir ermenin adını söyler. Böylece birkaç binayı gösteripte hep benzer cevapları alınca, Paşa dayanamaz ve sorar: Peki amca bunlar bu paraları kazanıp villalar yaptırırken sizler neredeydiniz?. Cevap Paşayı ağlatır: Sarıkamış’ta, Yemende, Çanakkale’de savaştaydık paşam…

  * Kaynak: Osmanlı Tarihi, IX. Cilt, İkinci Meşrutiyet ve Birinci Dünya Savaşı (1908-1918), Ord. Prof. Enver Ziya Karal

 

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim