• BIST 82.166
  • Altın 147,844
  • Dolar 3,8195
  • Euro 4,0719
  • Konya -2 °C
  • Başbakan canlı yayında açıkladı: 'MHP'li bakan olabilir'
  • Reina dolandırıcılığında 185 bin liralık vurgun
  • AÖF’te devrim gibi uygulama!
  • Başbakan canlı yayında açıkladı: 'MHP'li bakan olabilir'
  • Reina dolandırıcılığında 185 bin liralık vurgun
  • AÖF’te devrim gibi uygulama!

Sahte Türkiye-3

Ufuk Karadavut

Sahtecilik konusundaki uzmanlığımız tartışılmaz bir noktaya doğru ilerliyor. Yapılanları gördükçe, duydukça hayretlerimiz ve şaşkınlıklarımız artıyor. Hemen her konuda yapılan sahtecilik tanınmış markaların sahtelerini de yapabiliyoruz. Markalı ürünlerin sahtelerini ürütmekte bir numarayız. Dünya piyasalarında adımız “taklitçi”ye çıktı. Amerika Birleşik Devletleri Ticaret Temsilciliği’nin (USTR) yayınladığı yıllık Fikri Mülkiyet Hakları Raporu’na göre, Türkiye “marka taklitçiliği” de denen marka sahteciliğinde ilk sırada yer alıyor. Dünya Gümrük Örgütü’nün belirlemelerine göre ise Polonya ve Tayland’dan sonra üçüncü sıradayız.

Marka sahteciliği, tekstil, parfüm, gözlük, kozmetik gibi ürünlerde yaygın. En çok taklit edilen markalar arasında ise Adidas, Puma, Nike, Polo, Panasonic, Microsoft, Citizen, Versace, Gucci, Dolce Gabbana, Diesel, Louis Vuitton, Ralph Lauren, Barbie, DKNY, Prada, Lacoste, Paul&Shark ve Sony gibi ürünler yer alıyor. Marka ürünlerin taklitleri beşte bir fiyatına satılıyor. “Sosyete pazarı” olarak da bilinen semt pazarlarında ve işportada satışa sunulan taklit ürünleri tercih edenler arasında sosyeteden isimler de var.

Taklit ürünler yüzünden devletin vergi kaybı 3 milyar doları buluyor. Sahte ve taklit mallar iç piyasada alıcı bulduğu gibi, İsrail, Rusya ve bazı Avrupa ülkelerine de ihraç ediliyor. Taklit ürünlerin yaygınlığı yüzünden, yabancı markalar Türkiye’de yatırım yapmaktan kaçınıyor. Taklit mallar piyasasının mafyasının bile oluştuğu, kara paranın bir bölümünün taklit mallar üzerinden aklandığı da belirtiliyor. Dünya Gümrük Örgütü’nün verilerine göre 2004 yılında tüm dünyada 512 milyar dolarlık sahte mal üretildi. Bu rakam dünya ticaretinin yüzde 7’sini oluşturdu.

Sahtecilik olayları hemen her ekonomik krizden sonra artış gösteriyor. Elbette bunun psikolojik tarafı ayrı bir konu. Ama bilinen bir gerçek krizler ya olanı açığa çıkarıyor yada yeni sahtecilik yolları açıyorlar. Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün, sahtecilik olaylarında ekonomik krizden sonra patlama yaşandığına dikkat çekerek, “Kriz, sahteciliği bir sektör haline getirdi. Yükte hafif pahada ağır ne varsa sahtesi yapılıyor” dedi. Aygün şunları söyledi: “Sahte ürünler, sahte yaşamlar bir kaç yıldır artış gösterdi. Ekonomik kriz sahtecilik olaylarının normal bir olaymış gibi görülmesine neden oldu. Adeta kanıksandı. Alanda satan da memnun hale geldi. Oysa sahtecilik, reel sektörü kemiren, insan sağlığını tehdit eden vampir sektördür. Ta ki, bu vampir sektör, sahte rakı ile ölümlere yol açınca, Türk halkı sahtecilik sarhoşluğundan uyandı. Ne yazık ki krizler ve yüksek enflasyon Türk halkını bir ahlak erozyonu içerisine soktu. Köşe dönmecilik, cennette yaşama isteği, emek ve ahlakın üzerini örttü. Adeta sahte bir cennet yarattı. İnsanlarımızı bu sahte cennete kurban ediyoruz.”

İnsanlarımızı gerçekten kurban ediyoruz. Kurban sayısı her geçen gün artıyor. Bu konuda yetkililerin ciddi anlamda tedbirler alması gerekiyor. Sahtecilik konusunda özellikle sahte gıda ve sahte ilaç gibi insan sağlığını açıkça tehdit eden konular başta olmak üzere bütün sahtecik alanlarında cezaların artırılması gereklidir. Günümüzde uygulanan cezalar çok komik kalıyor. Cezalar hafif olunca da caydırıcılık özelliği kalmıyor. Sahteciliği yapan kişi bunun cezasının ağır olduğunu bilerek yapmamalı.

Bu konuda meslek kuruluşlarına ciddi anlamda iş düşüyor. Tüketicinin sağlığı ile oynayan üyelerinin gözünün yaşına bakmamaları, uyarma, kınama, üyelikten geçici çıkarma ve üyelikten kesin ihraca kadar varan disiplin cezalarının verilmesi konusunda tereddüt göstermemeleri gerekmektedir. Aksi taktirde olumlu bir ilerleme kaydedilemez.

Bu kadar sahteciliğin olması insanı tedirgin ediyor. İster istemez iyi düşünemez oluyorsunuz. Bunlar bir günde olan şeyler değil. Belli bir birikimin sonucu. Belki de araştırılması gereken bu şekilde yozlaştırma çalışması acaba bir toplum mühendisliği işi mi?. Acaba bunlar planlı olarak mı yapılıyor?. Kimler ne için yapıyor?. Bunun bir sonu var mı?. Bundan en çok faydalanan kimler?.

Yazımı burada bitirirken okuyucularımızın bazılarından bu konu ile ilgili gelen mesajlar hakkında birkaç cümle yazmak istiyorum. Bazı okuyucular “Sahte Türkiye” isminin yerine “Sahte Türk” yazılması gerektiğini ifade etmişler. Akılları sıra Türklere bu vesile ile hakaret etmeye çalışıyorlar. Ama bir yönüyle de Türkiye’de yalnızca Türklerin yaşadığını Türkiye’nin Türklerin olduğunu kabul etmiş oluyorlar. Sahteciliği yapanların etnik kimliklerini araştırmadım. Ama ağırlıklı olarak belli bölgelerden gelen insanların bunu yaptıkları ifade ediliyor. Kısa yoldan para kazanmak, hırs, açgözlülük ve bazı konularda birilerinden bir şeylerin intikamını alma diyebileceğimiz bir gözü karalıkla bu işleri yapıyorlar. Adamın sütü bozuksa yapacak bir şey yok. Adı ve kimliği ne olursa olsun. Adam kuldan utanmıyor Allah’tan da korkmuyorsa ne yapacak nede diyecek bir şeyimiz var. Allah ıslah etsin demekten başka…

 

 

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim