• BIST 106.843
  • Altın 142,630
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • Konya 21 °C
  • Fatih Terim'in dokunulmazlık zırhı!
  • Cumhurbaşkanı avukatı Gülen'in suçlarını sayarken kulaklarını kapattılar
  • FETÖ'nün Kodları: Hakan Çiçek
  • Fatih Terim'in dokunulmazlık zırhı!
  • Cumhurbaşkanı avukatı Gülen'in suçlarını sayarken kulaklarını kapattılar
  • FETÖ'nün Kodları: Hakan Çiçek

Sahabe Şehri: “Diyarbakır”

Ramazan Altıntaş

15-17 Eylül 2006 tarihlerinde “İslam’da Peygamber İnancı” konulu sempozyum münasebetiyle Diyarbakır’daydım. Yedisi çocuk olmak üzere 10 vatandaşımızın menfur saldırı neticesinde vefat ettiği günler. Diyarbakır’da bulunan bütün sivil örgütler bu olayı protesto ediyorlardı. Çünkü Diyarbakır, böylesi olayları hiç hak etmiyordu.

 Diyarbakır, bir kültür, bir medeniyet şehri.

Diyarbakır, bağrında sahabe ve tabiini taşıyan bir İslam şehri. Tarihsel süreçte Medine savunması ya da Hendek Savaşı  ile Diyarbakır arasında çok yakın bir ilişki vardır. Hz. Peygamber müşriklerin saldırılarından Medine’yi savunmak için ashabını 10’ar kişilik gruplara ayırır. Her grubun hendek kazacağı kısmı belirler. Mevsim kış, hava soğuktur. Esen rüzgâr, hendekte çalışanların ellerini ayaklarını âdeta dondurmaktadır.. Medine'de kıtlık, yoksulluk vardı. Müslümanlar üç gün bir şey yemeden aç çalışmışlardır. Rasulullah (s.a.s.) bile açlıktan karnı üzerine taş bağlamıştır. Ashâbla birlikte Hz. Peygamber (s.a.s.) bizzat toprak kazıyor, açlığa, soğuğa, yorgunluğa karşı gayretlerini artırıcı sözler söylüyordu. Bir ara, sert bir kaya çıkmış, kimse parçalayamamıştı. Rasulullah (s.a.s.) hendeğe iner. İlk vuruşta, kayanın üçte biri kopar. Hz. Peygamber:

Allâhü Ekber, bana Şam'ın anahtarları verildi. Şu anda Şam'ın kırmızı köşklerini görmekteyim, der. İkinci vuruşta kayanın yarısı daha kopar. Bunun üzerine;

Allâhü Ekber, bana Fars ülkesinin anahtarları verildi. Şu anda, Kisrânın beyaz köşklerini görmekteyim, buyurur. Üçüncü darbede kaya, tamamen parçalanır. Rasûl-i Ekrem (s.a.s.):

Allâhü Ekber, bana Yemenin anahtarları verildi. Şimdi ben San'a'nın kapılarını görüyorum, buyurarak bütün bu ülkelerin pek yakında Müslümanların olacağını müjdeler. Tarihe baktığımız zaman bu gaybi haberlerin kısa zamanda gerçek olduğunu görüyoruz.

Diyarbakır, Hâlid b. Velid komutasındaki İslam orduları tarafından İslam’ın erken dönemlerinde m. 639 yılında fethedilir. Sekiz bin sahabe: “Allahu Ekber, Sadakarasulullah” nidalarıyla Diyarbakır’a girer. Ne demektir bu? Diyarbakır=el-Âmîd o tarihlerde Şam’da bulunan Bizans krallığına bağlıdır. Dolayısıyla doğrudan Hendek savaşında Allah Resulü’nün fethedileceğini müjdelediği sınırlar içerisindedir. Bunun için sahabe orduları Şam’ın fethinden sonra Diyarbakır’a girdiklerinde “Allah en büyüktür, Allah Resulü doğru söylemiştir” anlamlarına gelen ifadeleri kullanıyor, Resulullah’ın müjdelerinin tahakkuku karşısında imanlarında coşku ve heyecan artıyordu.  Keşke Diyarbakır ULU CAMİİ dile gelse de bir konuşsa! Onun sütunlarının yanında, köşelerinde sahabe ve tabiin namaz kılmış, gözyaşı dökmüş. Allah kendilerine fethi müyesser kıldığı için şükür secdesine kapanmışlar. Bugün Diyarbakır’da 27 sahabenin mezarı var. Diyarbakır surları, Hz. Ömer, Hz. Süleyman Camileri, Mesudiye medreseleri vb.. binlerce İslam medeniyetinin görkemli izlerini taşıyan tarihi eserlere sahiptir. Ulu camii, Şam Emeviyye camiinin mimari stilini taşır. Beşinci Harem-i Şerif diye anılır. Zaten şehre girdiğinizde siz bu havayı teneffüs edersiniz. Ben umuyorum ki, bu rûh Diyarbakır’ı, Diyarbakır yapmaya devam edecektir. Diyarbakır asla bu kimliğinden kopmayacaktır, koparmak isteyenler de başarılı olamayacaklardır.

Diyarbakır, bizleri bağrına bastı. Halkımız bizlere kucak açtı. İçten konukseverliğini gösterdi. Türkiye’nin 22 İlahiyat Fakültesi’nden katılan Kelam Bilimi hocaları olarak, sempozyumun sonunda PAPA’nın İslam’a ve İslam Peygamberine dil uzatmasını kınayan bir bildiriyi yine Diyarbakır’dan kamuoyuna duyurduk. Ben bu bildiri metnini özetleyerek siz değerli okurlarımıza sunmak istiyorum:

“Büyük din mensupları ve özellikle önderleri dünyayı daha iyi yaşanılır kılmak gibi bir sorumluluğa sahiptir. Şüphesiz bunu gerçekleştirmenin yolu, dinlerin her zaman barış ve hoşgörünün parçası olmalarına imkân veren bir davranış ahlakı geliştirmelerinden geçmektedir.

Ancak Papa XVI. Benediktus’un çok yakın bir tarihte Almanya’da Regensburg Teoloji Fakültesi’nde yaptığı ve basında yer alan İslam’la ve Hz. Peygamberle ilgili ifadeleri, gönderiliş amaçlarına aykırı olarak dinleri bir çatışmanın parçası haline getirme stratejisi izlenimi vermektedir.

Papa, İslam’ın yayılışıyla ilgili asılsız iddialarda bulunma yerine, İncil’i Batının istismar aletine indirgemenin yarattığı sorunlar üzerinde düşünmeli; Haçlı Seferleri ve sömürge döneminde Müslümanlara, Yahudilere ve Katolik olmayan diğer Hıristiyan mezheplerine reva görülen muamelenin muhasebesini yapmalıdır.

İnançlara saygı ilkesini göz ardı eden bu beyanatın kesinlikle onaylanamayacağını ifade ediyor, bu konuda görüş açıklayan Diyanet İşleri Başkanlığımız’ın ve İslam Konferansı Teşkilatı’nın hassasiyetini içtenlikle paylaşıyoruz. Saygıyla duyurulur.”

 

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim