• BIST 106.843
  • Altın 142,689
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • Konya 29 °C
  • Fatih Terim'in dokunulmazlık zırhı!
  • Cumhurbaşkanı avukatı Gülen'in suçlarını sayarken kulaklarını kapattılar
  • FETÖ'nün Kodları: Hakan Çiçek
  • Fatih Terim'in dokunulmazlık zırhı!
  • Cumhurbaşkanı avukatı Gülen'in suçlarını sayarken kulaklarını kapattılar
  • FETÖ'nün Kodları: Hakan Çiçek

Saadet çağından bir olay ve farklı tavırlar

Ali Akpınar

İfk hadisesi. Peygamberimizin sevgili eşi, ümmetin annesi Hz. Âişe annemize iftira atılma olayı. Münafıkların başlattığı bu iftira kampanyasına bazı Müslümanlar da katılıyorlar. Peygamberimiz ve ailesi bir aydan fazla bir süre ağlıyor ve sıkıntılar çekiyorlar. Ta ki vahiy geliyor, Nur suresinde iki sayfaya yakın ayetlerde bu iftira olayı ve bu olay karşısındaki müslümanların takındıkları tavırlar üzerinde duruluyor.

Olay Medine’de yaşanmış bitmiş bir olay. Ancak evrensel mesajlarıyla günümüz insanlığını aydınlatmaya devam etmektedir. Biz bu yazımızda bu olay karşısında Müslümanların takındıkları tavırlar üzerinde duracağız. Bu bilgiler, bizim benzer olaylarla karşılaştığımızda almamız gereken müslümanca duruşu belirlememize yarayacaktır.

Hz. Eyyub el-Ensârî’nin duruşu: Hanımı ile arasında şu konuşma geçiyor:

_Ebu Eyyub, Hz. Aişe ile ilgili konuşulanları duydun mu?

_Onun yerinde sen olsan, bana ihanet eder misin?

_Hayır vallahi!

_Vallahi Aişe hiç yapmaz böyle bir şey. Zira o senden üstün, kocası da benden üstün!

Olay üzerine Hz. Ömer Peygamberimize gelir ve geçmişte yaşanan şu olayı anlatır ona:

Ey Allah’ın Rasülü, bir defasında sen bize namaz kıldırıyordun ve namazda Cebrail geldi ayağındaki meste bulaşmış bir pisliğin olduğunu sana haber verdi, sen de namazda onu çıkarmıştın. Vallahi senin ayağındaki meste bulaşmış küçücük bir pisliği sana haber veren Yüce Allah, senin ailene bulaştırılmak istenen bu pisliği elbette sana haber verir.

Bu konuda Hz. Ali, peygamberimize şaibeden kurtulmak için Hz. Aişe’yi boşamasını ve başka bir kadınla evlenmesini tavsiye ediyordu. Hz. Aşe, daha sonra duyduğu Hz. Ali’nin bu teklifine çok üzülmüştü.

Hz. Üsame ise, düşmanların sözüne aldırmamasını ve Aişe’yi nikahında tutmasını söylüyor ve ekliyordu: O, senin ehlindir, biz onun hakkında hayırdan başka bir şey bilmiyoruz. Zeyneb bnt. Cahş da Vallahi hayırdan başka bir şey bilmiyorum diyordu.

Hz. Ebubekir’in sürekli kendisine yardım ettiği Mıstah, Hassân b. Sâbit ve Hamne bnt Cahş ise, münafıkların başlattıkları iftira furyasına katılanlar arasında idiler.

Olay üzerine Peygamberimiz de Hz. Aişe’ye şunları söylüyordu:

Ey Aişe, senin hakkında bir takım söylentiler var bana ulaştı. Şayet sen bu söylentilerden uzaksan elbette Allah senin suçsuz olduğunu açıklayacaktır. Ama sen bir günah işlemişsen, Allah’a dön ve O’ndan bağışlanma dile. Çünkü kul bir günah işler de onu itiraf ederek tevbe ederse, Allah onun tevbesini kabul eder.

Hz. Aişe de çevresindekilere ve anne babasına şöyle diyordu gözyaşları içerisinde:

Allah’a and olsun ki benim hakkımda bir şeyler duymuş ve ona iyice inanmışsınız! Şimdi ben size suçsuzum desem-ki Allah şahid ki ben suçsuzum- bana inanmayacaksınız. Ben yapmadığım bir şeyi yaptım desem, siz beni doğrulayacaksınız. Oysa ben vallahî suçsuzum! Ben size söyleyecek bir söz bulamıyor ve sade Yusuf’un babası gibi diyorum: Bana düşen güzel bir sabırdır. Sizin söyleyip durduğunuz şeylere karşı Allah bana yardım edecektir!

Sonuçta Yüce Allah Nûr suresi ayetlerini indirerek Hz. Aişe’nin tertemiz olduğunu, söylenenlerin açık bir iftira olduğunu beyan buyurdu.

Görüldüğü üzere toplum içerisinde meydana gelen bir olay üzerine Müslümanlar farklı yaklaşımlar içerisinde olabiliyorlar. Bu olay Hz. Peygamber ve ailesi için çok büyük bir sınav olmuştur. Müslümanlarla da sınanmışlar. Müslüman kardeşleri hakkında hüsnü zanda bulunan, hakkında kesin bilgi sahibi olmadıkları şey konusunda konuşmayan müminler sınavı kazanmışlar. Aslı astarı olmayan söylentilere kulak asanlar ise, sınavı kaybedenlerden olmuştur. Demek ki Müslüman kardeşlerimiz bizden mümince tavırlar beklemektedirler. Unutmayalım ki Müslüman kardeşlerimize hüsnü zanda bulunmak, bizim müminlik borcumuzdur. Biz kardeşlerimizi doğrudan onlardan tanımalı, münafıkların ağzından onları tanımaya kalkmamalıyız.

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim