• BIST 108.489
  • Altın 151,185
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • Konya 7 °C
  • Eski SÜ araştırma görevlisi  FETÖ'nün  "Adil Öksüz" korkusunu anlattı
  • FETÖ zanlısı hakim ve savcılar sık sık adliyede toplanmış
  • FETÖ Malatya'da 70 "gaybubet" evi oluşturmuş
  • Eski SÜ araştırma görevlisi  FETÖ'nün  "Adil Öksüz" korkusunu anlattı
  • FETÖ zanlısı hakim ve savcılar sık sık adliyede toplanmış
  • FETÖ Malatya'da 70 "gaybubet" evi oluşturmuş

Refi Cevad Ulunay’ın Mevlâna, İhtifaller ve Konya Yazıları

Serpil Yalçınkaya

 1890-1968 yılları arasında yaşamış olan Refi Cevad Ulunay gazeteci doğmuş yazarlarımızdandır. Bir gazete için ne gibi yazı gerekliyse hepsinin üstesinden gelmiş ve her türlü yazıyı denemiştir. Uzun yıllar basın hayatı içinde bulunması, zamanla memleket aydınlarının okuduğu bir imza haline gelmesine yol açmıştır. Milliyet, Yeni Sabah gazetelerinde edebiyatla, fikir tarihimizle, yeni yayınlarla, eski kültürümüzle ilgili pek çok yazısına rastlanır. Gazete tutkusu onu kendi başına dergi çıkarmaya da yöneltmiştir. II. Meşrutiyetin ilânından sonra toplumumuzda görülen gazete ve dergi bolluğu içinde o da Gıdık adlı bir mizahî mecmua ile yerini almıştır. Bu; mizah edebiyatımıza, Karagöz, Kalem gibi renk katan mecmualarımızdan biridir ve yazardaki iğneleme kabiliyetinin açığa çıkmasına vesile olmuştur.

                Soyadını Ulunay olarak almış olması boşuna değildir. Özellikle “nay” sözüyle Mevlevîliğine işaret etmek istemiştir. Mümkün olsaydı, Mevlâna soyundan geldiğini belirten bir başka soyadı alabilirdi. Bu mümkün olmayınca Mevleviliğin simgelerinden birisi olan “nay”ı soyadına katmayı tercih etmiştir.

                Konya’ya gelişi bile basında haber olan Refi Cevad Ulunay, İstanbul Belediye Konservatuvarı Tasnif Kurulu üyesi olarak çalışmıştır. Kalp hastalığı ve geçirdiği bir felç sonucu İstanbul’da 4 Kasım 1968 tarihinde ölmüş, vasiyetine uyularak Konya’da Mevlâna Türbesi Karşısındaki Üçler Mezarlığı’na gömülmüştür. Kendisinden sonra vefat eden eşi Mualla Hanım’ın na’şı da Konya’ya getirtilip defnedilmiştir. Konya Belediyesi rahmetlinin adını bir caddeye vermek suretiyle hatırasını yaşatmak istemiştir.

                Yukardaki cümleleri Mustafa Özcan’ın Refi Cevad Ulunay’ın Mevlâna, İhtifaller ve Konya Yazıları adlı eserinden aldım.

 

                Bakınız ne diyor Mustafa Özcan; “Refi Cevad Ulunay için Mevlâna ve Konya’nın çok ayrı bir yeri vardır. O her fırsatta Mevlâna’yı anlatmak istemiş, onunla ilgili yanlış bilgi ve hükümleri düzeltmeğe çalışmış, yüce Mevlâna’nın büyüklüğünü canlı ve renkli üslubuyla dile getirmiştir. Mevlâna ihtifallerinin kamuoyuna ve millete mâl olması için her Konyalı gibi çaba harcamıştır. Yine ihtifal esnasında kendisine düşen görevleri de en iyi bir şekilde yerine getirmiştir.”

Mevlâna, İhtifaller ve Konya Yazıları;

-Refi Cevad Ulunay’ın Hayatı ve Eserleri,

- Mevlâna ve Mevlâna Törenlerine Dair,

-Mevlâna’nın Eserleri Hakkında, Mevlevîlik Üstüne,

-Mevlâna Âşıkları ve Dostları İçin,

-Çeşitli Yönleriyle Konya bölümlerinden oluşuyor.

Refi Cevad Ulunay’ın Konya’ya ve Mevlevîliğe ilişkin 1954-1968 yılları arasında Milliyet ve Yeni Sabah’taki tarih, sayı ve sayfa numaraları ile de verilmiş yazılarının bir araya getirilmesi, oldukça güzel bu çalışmanın temelini oluşturmuş.

 

                                Ağustos 1957 yılında kaleme aldığı Konya’nın Ehemmiyeti başlıklı yazısında;

                Herkes fırsat bulunca Avrupa’ya Amerika’ya gider. Ben de fırsat bulursam –velev ki yirmi dört saat için olsun- kendimi Konya’ya atıyorum. Orada beni çeken, vakit vakit içimde kaynayan bir iştiyakın, bir tahassürün taşkınlığını duyuyorum. Buna galiba “Sıla hastalığı” diyorlar. Bu, o kadar kuvvetli bir arzu, o kadar önüne geçilemeyen bir istek haline geliyor ki, bilhassa yaşın da tesiri ile olacak, devâsı ancak memleketimin havası ile ciğerlerimi doldurmak, Çayırbağı suyu ile yanan yüreğimi serinleştirmek, altın başaklarla sarı bir umman gibi dalgalanan alabildiğine geniş ovaların manzarası ile gözlerimi kamaştırmak, bu altın sarılığı içinde bir kaynağın hayat verici iksirinden içerek yeşillikler arasında bir zümrüt fıskiyesi gibi yükselen kavakların en sakin havada bile susmayan tatlı hışırtılarını dinlemekle mümkün olabiliyor…”

                2 Ekim 1965 tarihli Milliyet Gazetesi’ndeki Konya’ma Şükran başlıklı yazısında da,

“Evvelki gün Konya’ma veda etmek üzere belediye reisine uğradım. Konya’dan her ayrılışım bende bir gurbet tesiri yapar. Halkının muhafazakârlığını an’anaperestliğini çok severim. Ekmeğinde katığa ihtiyaç göstermeyen bir lezzet, suyunda menbaı olan Çayırbağı’nın ismine yakışan bir ciyadet, havasında rutubeti kurutan ciğerleri temizleyen bir kudret vardır.

Konya, peygamberler ve veliler memleketidir. Konya’da 14 peygamber metfundur. Bunların altısının isimleri malum, sekizinin meçhuldür ve cümlesinin nerelerde gömülü oldukları bellidir.

Velilere gelince;

En başta Mevlana olduğu halde Konya’nın her semti bir Veli’nin hazinesidir.

Ben Konya’nın kalabalık bir ailesine mensup olduğum halde bugün Konya’da ailem tarafından hiç kimse kalmamış, hepsi Konya sayesinde servet ve mevki sahipleri olduğu halde kimi Ankara’ya kimi İstanbul’a hicret etmiştir.

Bu itibarla ne vakit Konya ‘ya gelsem, ailemin memleketine karşı gösterdiği bu vefasızlıktan dolayı hicap terleri dökerim. Dün İbrahim Hakkı Konyalı ile Belediye’ ye uğradığım zaman eski Ahilerden Belediye Reis Muavini Fahri Sevük Bey:

-Hocam, dedi, Belediye Konya sokaklarından birine İbrahim Hakkı Konyalı, diğerine de Ulunay ismi vermiştir.

Nutkum tutuldu. Gönlünde ihtiras diye bir şey bulunmayan bir adama yapılan kadirşinaslık hayatımın en büyük bir mükâfatı oldu.

Bunda tevazu göstermiyorum, gözlerim, doldu. Göğsüm kabardı. Sokağın mevkiini öğrendikten sonra aziz dostum İbrahim Hakkı Konyalı izahat verdi:

- Ben hocalardan dinledim. Hazret-i Şems ile Hazret-i Mevlâna ‘nın ilk defa birbirlerine mülâki olmaları dolayısıyla Marece’l-Bahreyn denilen yer bu sokaktır.

 Bu da Mevlâna’nın bana karşı en büyük lütuf ve ihsanıdır.

Konya’ ma arz-ı şükran eylerim. Taşına toprağına kurban olurum…

                Usta kaleminden memleket(imizin)sevgisini ve de hasretini okumak farklı duygulara sürüklüyor insanı…

Bu çalışmanın yayına hazırlanmasında emeği geçen İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’ne teşekkür ediyor, uzun ve yorucu uğraşlarla, titiz bir çalışma sonucu bu eseri Konya’mıza kazandıran Mustafa Özcan’ı tebrik ediyorum.

                Selametle, ihsanla kalınız.

Kitabın;

Yayın Yılı: 2003

Yayın Yeri: Damla Ofset               

Temin Adresi: İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü

Sayfa Sayısı: 160

serpil-yalcinkaya.jpg

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim