• BIST 97.726
  • Altın 145,645
  • Dolar 3,5781
  • Euro 4,0008
  • Konya 22 °C
  • Bakan açıkladı: Emeklilik yaşı ileri çekilecek mi?
  • Maliye Bakanı Ağbal'dan yapılandırma toplantısı
  • Kurtulmuş'tan 'kıdem tazminatı' açıklaması
  • Bakan açıkladı: Emeklilik yaşı ileri çekilecek mi?
  • Maliye Bakanı Ağbal'dan yapılandırma toplantısı
  • Kurtulmuş'tan 'kıdem tazminatı' açıklaması

Rasulullah Muhammed

Murat Kayacan

Bu sıralar rahmetli Muhammed Hamidullah’ın Rasulullah Muhammed adlı İrfan Yayınlarının 1992 yılında okuyucuya sunduğu eserini okuyor ve bu kitaptan dikkatimi çeken kısımların bir bölümünü sizinle paylaşmak istiyorum.

Esere göre, Rasulullah (s)’ın doğduğu yıl gerçekleşen ve Fil Olayı diye bilinen “Mekke’ye dönük saldırının baş faili” Habeşistan Krallığının Yemen valisi Ebrehe’nin askerleri orduda ortaya çıkan sâri (bulaşıcı) bir hastalık nedeniyle Mekkelilere sığınmış, Ebrehe oradayken değil işgal girişiminin ardından çekilip gittikten sonra ölmüş, İranlılar da Yemen’i istila etmişlerdir.

Hamidullah’ın söz ettiği o olay esnasında bir “salgın hastalığın” ortaya çıktığı yaklaşımı Taberi ve İbn Hişam’da da mevcuttur. Muhammed Abduh (1845-1905) da onun “çiçek hastalığı” olduğunu söylemektedir ve bundan Süleyman Ateş’in tefsirinde de söz edilmektedir.

Yazar “müstakbel bir kahramanın dünyaya gelmesi ile bir alakası olup olmayacağı bir tarafa” diyerek, büyük bir insanın doğuşunun her zaman olağanüstü olaylarla yan yana düştüğünü söylemektedir. Esere göre, Hz. Muhammed (s)’in doğduğu tarih olan 17 Haziran 569’da Mecusilerin mabedlerindeki ateş sönmüştü ve İran imparatorunun sarayında da 14 kule yıkılmıştı. Anlaşılan Hamidullah bu tarihi verileri tarihçi kimliği nedeniyle “kenara çekme” eğiliminde değildir. Ancak bir yandan da “bu olayların Hz. Muhammed (s)’n doğumuyla irtibatlı olamaycağı” şeklindeki sahih görüşü de belli belirsiz naklederek çekincesini ortaya koymuş olmaktadır.

Hz. Peygamber (s) henüz 24 yaşındayken başarılı bir tüccar oluşu nedeniyle “emin” (güvenilir) lakabını kazanmıştı. Hz. Hatice’nin ticari teklifini kabul ederek onun mallarını bir köle ile birlikte Filistin’e sevk edip Hz. Hatice’nin beklediğinin iki misli kâr ile dönünce Hz. Hatice, ona ücret olarak vaat ettiğinin iki mislini vermişti. “Kaliteli işe kaliteli ücret” ve “alın terine saygı” bu olmalı!

Bu ticaretten bir yıl sonra 25 yaşındaki Hz. Peygamber (s), Hz. Hatice ile yaygın kanaate göre o 40 yaşındayken evlenmiştir. Hamidullah biyolojik gerçekler muvacehesinde onun 40 değil 28 yaşında olduğu görüşüne eğilim göstermektedir. Çünkü Hz. Hatice’nin bu evlilikte üçü erkek, dördü kız olmak üzere yedi çocuğu dünyaya gelmiştir.

Kâbe binasından da bahseden Hamidullah, onun duvarlarının (yaş duvar sıvası üzerine kireç suyunda eritilmiş madenî boyalarla yapılan) fresk  resimlerle süslü olduğunu, bu resimler arasında vaktiyle Hz. İbrahim ve “çocuğu Hz. İsa ile birlikte Hz. Meryem’in” bulunduğunu söylemektedir. Demek ki Mekkeli müşrikler Allahu Tealaya ortak koşarken “bir tane put” edinmemişler –şirk açısından bakıldığında- hoşgörü içinde “başka putçu eğilimlere” de hoşgörü ile bakmışlar ve Kâbe’yi sayısız putların olduğu bir Panteon’a dönüştürmüşlerdi. Mekkeliler olayın ticari yönünü de hesaba katarak bu toleransı göstermiş olmalılar.

Hamidullah, Hindistanlı olması hasebiyle olsa gerek, bazı verilere rastladığında Hindistan ile vahiy arasında bağlantılar kurmayı ihmal etmemekte. Sözgelimi, “Onların Beyt(ullah) huzurundaki ibadetleri ıslık çalmak ve el çırpmaktan başka bir şey değildir.” (Enfal 8/35) ayeti hakkında parantez içinde şu bilgiyi aktarmaktadır: Hindistan’da puta tapma hala benzer unsurlar taşımaktadır. El çırpmak ve yüksek sesle bağırmak suretiyle kötü ruhları kaçıracaklarını düşünürler.

Allahu Teala indinde bu eseri Hamidullah’ın sadaka-i câriyesi kabul etsin.

 

Not: 1. “Hz. Hüseyin'e Sünni eleştiriler” adlı önceki yazımda mevcut “Hz. Hüseyin’in en az Yezid kadar hatalı olma ihtimali göz ardı edilmemelidir.” cümlesi, “Hz. Hüseyin’in de hatalı olma ihtimali göz ardı edilmemelidir.” şeklinde olmalıydı, düzeltir ve özür dilerim.

2. Muhit Derneği’nde bu Cumartesi (27 Kasım 2010) saat 13:00’te Ali Akpınar “Kur'an ve Sünnet Diyor ki!” içerikli bir sunum yapacak. Ramazan Aksoy ise saat 15:00’te “Karakter Gelişimi Eğitimi ve Değerler Eğitimi” konusunu ele alacak.

Yer: İstanbul Caddesi Şeref Şirin Mah. Demirok İşhanı Kat 4. (TANSA üstü) Karatay/KONYA

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
sabri
24 Kasım 2010 Çarşamba 20:28
sabri
kopyala yapıştır ya arkadaş siz hiç hürriyet milliyet okumaz mısınız.köşe yazıların zaten berbat fikirsiz şeyler de googleden bulup yayınlamak ne alaka.bari tüm yazı karakterlerini cont-a'dan karartıp eşitleseydin.her metinin karakteri ayrı çıkmış.
195.174.114.170
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim