• BIST 103.200
  • Altın 196,867
  • Dolar 4,7083
  • Euro 5,4926
  • Konya 14 °C
  • AK Parti'nin 27. dönem milletvekili aday listesi
  • MHP 27. dönem MV aday listesi açıklandı (Tüm liste)
  • 24 Haziran'da nasıl oy kullanılacak? Oylar nasıl sayılacak? Yeni sistemle ilgili bilinmeyenler
  • AK Parti'nin 27. dönem milletvekili aday listesi
  • MHP 27. dönem MV aday listesi açıklandı (Tüm liste)
  • 24 Haziran'da nasıl oy kullanılacak? Oylar nasıl sayılacak? Yeni sistemle ilgili bilinmeyenler

Ramazan Gelirken Uyanan Duygular

Hasan Ukdem

15 Mayıs Salı akşamı ilk teravih kılınacak ve 16 Mayıs Çarşamba günü ilk orucumuzu tutacağız Allah'ın izniyle. Elbette içimizde bir sevinç, bir güzel duygu esintilerini şimdi de duyuyoruz. Ancak benim ilk hatırladığım ramazanların gelişi, (ki 70'lerin sonu, 80'lerin başı sayılabilir) daha belirgin bir sevinçle, mutlulukla olurdu. Üç ayların başlangıcında sokaklar şivlilik toplayan çocuklarla dolar, bişi dağıtan kadınlarla şenlenirdi. Şiviliği Konyalı olan herkes bilir, olmayan da bilmez. Eğer bu yazıyı okuduysanız ve Konyalı değilseniz, tanıdığınız bir Konyalıya sorun mutlaka anlatacaktır. Bişiyi ise yağlı yufka olarak tarif edebilirim.  

 

Ramazanın gelişini ilk cami imamından ve bakkallardan öğrendi mahalleli, İmam hutbede söyler, bakkallar ise bu mübarek ayın geleceğini sattıkları çeşitlerini, şam baba tatlısı, ekmek kadayıfı, pastırma, kuru bamya, pirinç, kişniş, sarı kuru üzüm gibi yeni ve ramazanın iftarında, sahurunda tüketilecek çeşitlerle zenginleştirirlerdi. Bu yıllarda olduğu gibi, uzun yaz günlerindeydi o zaman da ramazanın arz-ı endam edişi. Mahalle güne biraz geç başlar, esnaf dükkanlarını normal saatinden üç dört saat sonra açardı. Ramazanın en güzel saatleri ikindiden sonra olurdu, kadınlar evlerinde akşam yemeğinin telaşına düşer, kurulacak sofralarda gösterecekleri itinayı erkenden etrafa belli ederlerdi. Esnafların önünde kenarında mahallenin eli boşları, işten erken dönenleri toplanır bir tatlı sohbete koyulurlardı ki benim en çok sevdiğim şeylerdendi. Babam mahalle bakkalı olduğu için, bizim telaşımız biraz daha farklı olurdu. Meşrubatlar buzdolabına yerleştirilir, gölge gelmişse dükkanın önüne sebze meyvelerin üzerine örtülen bez alınır, karpuzun kavunun tozları alınır ve sıcacık gelen ekmekler dükkanın önünde hazır edilen tezgahın üzerine yerleştirilirdi. O sıcak ekmek kokusu hala burnumda tüter, ama artık ekmekler öyle kokmuyor maalesef. 

 

Bakkal dükkanımız, o zamanlar iki katlı, toprak damlı, kerpiç evimizin altında caddeye bakan tarafındaydı ve arkada da bir kapısı vardı eve girip çıktığımız. O kapıdan hayat dediğimiz avluya doğru bir geçit vardı. Ramazan denince en net hatırladığım sahnelerden biri de bu hayattır. Derme çatma dökülmüş bir betonun ortasında bir çeşme, onun diğer yarısında annemin çiçeklerini ektiği toprak bir alan. Bu kapıya yakın bir yere annem, büyükçe bir palaz serer, etrafını sularla serinletir, ve bu serginin ortasına da sofrayı kurardı. Sofrada mutlaka yayla çorbası olurdu, birde salata, bu çoğu zaman patates ve yumurtadan yapılan, maydanozlu, soğanlı bir salataydı. Domates ve marul salataları da yapardı zaman zaman annem, söğüçleri de hatırlıyorum. Sula soğutulur, şerbetler gazozlar gününe göre hazır edilir, ana yemekle birlikte ezanı beklemeye başlardı. 

Bir de radyomuz vardı. O eski tip ahşap bir radyoydu. Sanırım ezana bir saat kala falan İftara Doğru adında bir program başlar ve Kuran okunur, ilahiler dinlenir ve sesi şimdi bile kulağımda olan çok farklı bir erkek sesi dua ederdi: Allah'ım orucumu senin rızan için tuttum, senin verdiğin rızıkla açtım diye başlayan, içime işleyen bir duaydı.  

 

Sahurların rengi, havası da bir başkaydı, gecenin bir yarısı uyanırdık kardeşlerimle birlikte yine annemin hazırladığı sofraya büyük bir neşeyle otururduk. İnsanları uyandırmak için her mahallenin bir davulcusu olurdu ve biz o davul sesini duyduğumuz zaman, o sesi dinler ve tam evimizin önüne gelince farklı duygular içimizde coşkuya dönüşürdü. 

 

Komşular ve akrabalar iftara çağrılır, onlar çağırınca icabet edilir, kaynaşılır, muhabbet elle tutulur bir şey haline gelirdi adeta. Bayram yaklaşırken zenginler özellikle öksüz yetim kim varsa onlara bayramlıklar alır, onların kendilerini mahzun hissetmemeleri için gayret gösterilirdi. Bizlere de annem babam bir şeyler alır, bayramın geleceği günü ayrı bir heyecanla beklerdik. Bayramlıkları giymek, patlayıcı maddelerle şenlenmek, rengarenk balonları şişirip oyunlar oynamak mutlu olmamız için yeterliydi. Büyüklerin ellerini öpüp bayram harçlıklarımızı almak büyük bir haz verirdi bütün çocuklara. Bazı kadınlar renk renk mendiller tedarik eder gelen çocuklara yine büyük bir sevinçle verirlerdi.  

 

Şimdi o günlerini anarken anlıyorum ki, o mutluluğu çoğaltan en önemli etken paylaşmakmış. Meğer o muhabbetler, o sevinçler paylaştıkça çoğalıyormuş. Ramazanınız mübarek olsun, sevgiyle kalın. 

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim