Çıplak Karı Resimleri Ve…

Mustafa Durdu

07 Nisan 2009 22:05

 

Seçim sonuçlarının yorumları yavaş yavaş bitti. Vatana millete hayırlı olsun. İnşallah hayırlı hizmetler Konya’mıza nasip olur. Bundan sonraki icraatların kalitesi ve varacağı yer tabii ki başkanlara ait olacak.

 

Gazetemizde okuyucu yorumlarını, mesajlarını yayınlamak, biliyorsunuz, moda oldu. Uğur Bey ve Murat Bey bunu çok güzel icra ediyorlar. Ben de bu modaya uymak niyetinde değilim ama bazen icap ediyor. Çünkü öyle damardan yorumlar geliyor ki yazmasam olmaz, diyorum.

 

Efendim bir okuyucum elektronik posta adresime bir mektup göndermiş. Mektubun özetini sizlere sunmaktan şeref duyarım. Gelen mesaj, billboardların yine ahlaksızlığı teşvike başladığını söylüyor.

 

Geçtiğimiz günlerde şehrin birçok yerindeki ilan tahtalarında saygıdeğer, haşmetmeap, anlı şanlı belediye reislerimizin birlikte çektirdikleri fotoğrafları sergilendi. Hâlâ da sergilenmekte. Olay şu: “Bu başkan resimlerinin hemen yanındaki ilan tahtasındaki çıplak karı resimlerinin manasını anlayamadık.” Daha doğrusu okuyucu bunların ne anlama geldiğini anlamıyorumuş. Acaba, diyor; “Milletin dikkâtini ilan tahtasına çektikten sonra bizim resimlere de bakarlar, diye mi düşünüldü?” diye soruyor. Öyle ya resmi ve gayetbegayet ciddi reis resimlerinin yanındaki çıplak karı resmi de neyin nesi? Zaten vatandaş bunları sokaklarda bolca görmüyor mu? Bunları ben sormuyorum ha! Hemen saldırıya geçmeyin! ‘Hangi çağda yaşıyoruz?’ gibisinden beynelmilel lakırdılar etmeyin. Okuyucumuz sormalarına devam ediyor: “Bu ilan tahtalarından belediye sorumlu değil mi?” Cevaben diyorum ki bu çetrefilli ve afilli soruya: “Efendim, belediye böyle çıplak karı resimlerini vatandaş baksın diye sokak ortalarındaki tahtalara yapıştırmaz. Bizim belediyelerimiz ak ve pak belediyelerdir. Sakın ola böyle yanlış şeyler düşünmeyesin! Bu ilan tahtalarında bizim belediyelerin hiçbir yetkisi yok, ilan tahtalarını özel sektör işletiyor. Dolayısıyla çıplak karı resimlerine belediye karışamaz.”

 

Okuyucularımdan gelen bir diğer mektup ise belediye otobüslerinin erkeklere ayrı kadınlara ayrı tahsis edilmesi yönündeydi. Adı Mehmet olan okuyucum diyor ki : “Bu belediye otobüslerinde kadınlar ve erkeklerin karışık hem de pek karışık olması ahlaka mugayirdir. Dolayısıyla kadınlara ayrı bir otobüs tahsis etseler bu başkanlar kıyamete kadar başkan seçilir. Böylece sizin daha önceki yazınızda belirttiğiniz sevişme sahnesini herkese zorla göstermezler. İsteyen sinemaya gider.” Efendim, buna ne demeli. Kardeşim sen böyle düşünürsen dostun kalmaz, sana selam veren olmaz. Benim ne kadar da sıra dışı okuyucularım var değil mi? ‘Yoksa sıra onlar mıydı?’ diye bazen kendi kendime sorduğum da oluyor. Okuyucumun “…sizin daha önceki yazınızda belirttiğiniz…” diye sürdürdüğü cümle, benim daha önceki yazımda şahit olduğum, “tramvaydaki sevişme sahnesi”ni anlatmamı kastediyor.

 

Bir diğer okuyucum diyor ki: “Çıplak karı resimlerini asanların Türklüğünden şüphe ederim. Bir Türk asla ve kat’a çıplaklığa pirim vermez. Ahlakı erozyona çanak tutan Türk olamaz. Türk’ün asil manası kendisindeki yüksek ahlak mertebesinin inkişaf etmesinden kaynaklanır. Türk demek yüksek bir seciye ve kültüre sahip olmaktan başka çıplaklığa geçit vermeyendir.” Böyle demiş, ismi Müslim olan vatandaş. Ne diyebilirim ki!...

 

Bir okuyucum vebal konusuna da değinmiş: “Vebal her duruşun ve her hareketin hesap kitap işi olduğunu bilerek bu türden davranışları kitab(ın)a uydurmaktır. Kitab(ın)a uyduramayanlar bir gün olur kitap olur. Evet sadece bir kitap.” Felsefeden anlamam, yağcılıktan ise hiç anlamam. Benden, başkaları gibi yağcılık umanlar yerine otursun. Çünkü bunu istesem de başaramam. Bu benim en muteber karakterimdir.

 

Bir başka okuyucum ise ipi tam ucundan yakalamış: “Biz neye göre olayları değerlendireceğiz. Eğer herkesin bir ölçüt varsa ki var olduğunu söylüyorlar, nasıl bir araya geleceğiz? Bana göre şöyle, sana göre öyle mi? Yoksa bize göre şöyle mi? Herkesin görüşüne saygı duyacağız da, ya filanın ölçütü böyle bir duruma müsaade etmezse… Yani birisinin bir ölçütü ve ölçüsü var, dolayısıyla kendi ölçütüne göre ölçüsünü uygulamak istiyor. Diğerinin ölçütü ve ölçüsü ise bir öncekinin ölçü ve ölçütüne kastetme ölçüsündeyse ne olacak?” Çık işin içinden. Bu problemin cevabı ya birkaç kelime kadar kolay ya da düşünmek kadar zor.

 

İşte bana gelen mesajlardan seçtiklerim. Gerisini siz düşünün artık.     

 

http://www.memleket.com.tr/ sitesinden 23.10.2014 tarihinde yazdırılmıştır.