• BIST 82.300
  • Altın 148,344
  • Dolar 3,8298
  • Euro 4,0711
  • Konya -3 °C
  • Başbakan canlı yayında açıkladı: 'MHP'li bakan olabilir'
  • Reina dolandırıcılığında 185 bin liralık vurgun
  • AÖF’te devrim gibi uygulama!
  • Başbakan canlı yayında açıkladı: 'MHP'li bakan olabilir'
  • Reina dolandırıcılığında 185 bin liralık vurgun
  • AÖF’te devrim gibi uygulama!

PKK Meşrulaşıyor mu?

Ufuk Karadavut

 15 Ağustos 2009 tarihinde terörist başının ‘Yol haritası’ açıklayacağı duyurulunca sanki açıklayacağı çok önemli şeylermişçesine devletin bütün yetkilileri tarafından ciddiye alındı. Anlaşılan bunun için ne yapabiliriz telaşına düşüldü. Alel acele içeriği belli olmayan bir tedbir paketi açıklandı ve içinin zaman içinde açıklanacağı ifade edildi. Anlaşılan içi tam dolmamış ve dolması için zamana ihtiyaç var. Buraya kadar olan aslında normal olarak karşılanabilir. Çünkü devlet kendi vatandaşlarını korumak ve bazı akımlardan etkilenmelerini engellemek isteyebilir. Ancak Açılım olarak ortaya atılan görüşlerin ülke geleceğini nasıl etkileyeceğinin değerlendirmesinin iyi yapılması gereklidir.

            Türkiye de Kürt sorunu olarak ifade edilen konunun ülkeyi yöneten yetkililer tarafından uygulanan yanlış politikalar sonucu oluştuğu sürekli olarak vurgulanmaktadır. Ancak Türkiye’deki bu olayı bu şekilde karşılayanların Suriye’de, İran’da ve Irak ta yaşayan bu insanların neden aynı şekilde sorun yarattıklarının kaynağını neden incelemekten geri durdukları anlaşılamamaktadır. O ülkelerde yaşayan ve kendisine Kürt diyenlerin (bana göre Kürtçülük yapanların büyük kısmı ermeni dönmeleridir) bulunduğu alanların hepsinde sorun yaşanıyor. Bu sorunun yaşanmasında o ülke yöneticilerini suçlamak en kolay iş. Ama Nasrettin Hocanın deyimiyle ‘Hırsızın hiç mi suçu yok’. Orada yaşanların oluşturdukları sorunlar ve bu sorunlardan rant elde edenlere karşı adı geçen toplumun vatandaşları duyarsız davranıyor ya da bundan onlarda faydalanıyorlarsa sorunu o toplumda da aramak gereklidir. Yalnıza ülke yöneticilerine suç atmak çok büyük haksızlık ve kolaycılıktır.

            Güneydoğu Anadolu Bölgesinde yaşayan kardeşlerimizin böyle bir sorunu isteyerek kabul ettiklerini söylemek haksızlık olur. Terör örgütünün baskısı çok etkili olmuştur. Hatta bu konuda son seçimin ardından devlet yetkililerinin yaptıkları açıklamalar bunu teyit etmektedir. Elbette bu aynı zamanda güvenliğin sağlanmadığı yönünden bakınca da yöneticilerin ayıbıdır. Bu bölgedeki yerel yöneticilerin istediği yerel yönetimlerin güçlenmesi ve yerel kaynakların bu yöneticiler tarafından değerlendirilmesi düşüncesi sürekli işlenmektedir. Devletin küçülmesi ve bölgesel yönetimler oluşturularak bunların güçlenmesi istenmektedir. Bugün bile Diyarbakır belediye başkanı devlete karşı her istediğini söyleyip her istediğini yaptıktan sonra istedikleri bir yapılanmada bu kişilere devletin sözü nasıl geçecektir.

            Bütün bunlar bilinirken devletin zirvesinin PKK’nın siyasi kanadı olan DTP ile görüşmesi ne derece sağlıklıdır. PKK’ya terörist demeyerek her zaman savunanlarla ne konuşulacaktır. Sıfatımız ne olursa olsun bu kişileri muhatap almak silahı bırakmadıkları ve devletten özür dilemedikleri sürece doğru değildir. Bunun aksini yapmak devletin yıllarca yanlış yaptığını kabul etmek ve PKK’dan özür dilemek anlamına gelir. Bu ise PKK’yı meşrulaştırdığı gibi şehit olan binlerce Mehmetçiğin ve gözü yaşlı yakınlarını hiçe saymak anlamı taşır. Eğer bu görüşmeler devam eder ve DTP’nin istekleri kabul edilirse (ki büyük çoğunluğu uygulanmaktadır) bu durumda Türkiye’nin bağımsızlığı ve üniter yapısı tartışması çıkabilir. Bunun altından nasıl kalkılacaktır. Bu tür görüşmelerden sonra ülke içinde çıkacak tepkiler nasıl kontrol edilecektir. Eğer bu tepkiler kontrol edilemezse özellikle ülke genelinde Kürt baskısı altında yaşayan Türkler nasıl ikna edilecektir. Bu soruların cevaplarının verilmesi gereklidir.

            Bugünlere nasıl geldik diye düşünürken birden ‘sarı öküz’ kıssası aklıma geldi. Hani hatırlarsınız; Otlakların birinde bir öküz sürüsü yaşarmış. Çevredeki aslan sürüsünün de gözü öküzlerdeymiş. Ancak, öküzler saldırı anında bir araya geldiği zaman, aslanların yapacak bir şeyi kalmazmış. Bu yüzden küçük hayvanlarla beslenmek zorunda kalan aslanlar, iyi beslenememeye başlayınca bir çare düşünmüşler. Topal aslan yanına bir iki aslanı da alarak, beyaz bayrak çekmiş ve öküz sürüsüne yanaşmış. Öküzlerin lideri Boz Öküz ve yanındakilere tatlı dille konuşmaya başlamış:
"Saygıdeğer öküz efendiler. Bugün buraya sizden özür dilemeye geldik. Biliyorum bugüne kadar sizlere zarar verdik. Ama inanın ki, bunların hiçbirini isteyerek yapmadık. Bütün suç hep o Sarı Öküz''de. Onun rengi sizinkilerden farklı ve bizim de gözümüzü kamaştırıyor, aklımızı başımızdan alıyor. Biz de barışseverliğimizi unutuyor ve saldırganlaşıyoruz. Sizle bir sorunumuz yok. Verin onu bize, siz kurtulun, yine barış içinde yaşayalım." Boz Öküz ve heyeti bu sözler üzerine aralarında tartışmış ve teklifi haklı bularak, Sarı Öküz''ü vermişler aslanlara. Bir tek Benekli Öküz karşı çıkmış ama kimseye derdini anlatamamış. Bir süre sonra aslanlar yine aynı yöntemle gelip, bu kez Uzun Kuyruk''u istemişler: "Gördünüz mü ne kadar barışseveriz. Sizi de kararınızdan dolayı kutlarız. Ancak, şu sizin Uzun Kuyruk var ya, kuyruğunu salladıkça nereden baksak görünüyor ve aklımızı başımızdan alıyor. Size saldırmamak için kendimizi zor tutuyoruz. Oysa sizler normal kuyruklusunuz. Verin onu bize, bu konuyu kapatıp, barış içinde yaşamaya devam edelim." Boz Öküz ve heyeti, Uzun Kuyruk''u teslim etmiş, yine Benekli Öküz karşı çıkmış. Uzun Kuyruk, aslanların pençesi altında can vermiş. Bu olay sürekli tekrarlanmış, her seferinde farklı bahanelerle. Sonunda öküzler zayıflamış, aslanlar küstahlaşmış. Artık, hiçbir bahane ileri sürmeden, doğrudan müdahaleye ederek, "Verin bize şunu, yoksa karışmayız" demeye başlamışlar. Birer birer aslanların pençesinde can verirken, Boz Öküz ve birkaç öküz kalmış geride. İçlerinden biri liderlerine, "Ne oldu bize, nerede kaybettik biz bu savaşı? Oysa, vaktiyle ne kadar güçlüydük" diye sormuş. Boz Öküz, Benekli Öküz''ün sözlerini hatırlayarak, gözleri nemli "Biz" demiş, "Sarı Öküz''ü verdiğimiz gün kaybettik bu savaşı.."

            Şimdi ciddi olarak düşünme zamanı. Biz sürekli ‘büyük devletiz’ hikâyesiyle avunurken ne ödünler verdik. Neden bu günlere geldik ve terör örgütlerini neden meşrulaştırıyoruz. Daha neler vereceğiz ve daha neleri kaybedeceğiz. Kaybedecek neyimiz kaldı…

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
Nazım PEKER
08 Ağustos 2009 Cumartesi 17:38
eLBETTE
Sayın Karadavut, ne olacağını sanıyordunuz? Yavan tükrük sakala bulaşır diye boşuna mı söylemiş atalarımız! Kaleminize sağlıl. N.Peker
194.54.36.42
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim