• BIST 108.489
  • Altın 152,547
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • Konya 10 °C
  • Erdoğan: Nerede bize yönelik taciz varsa ansızın vurabiliriz
  • Destici, yeniden BBP Genel Başkanlığına seçildi
  • Tarih Yazan Lider: Aliya İzetbegoviç
  • Erdoğan: Nerede bize yönelik taciz varsa ansızın vurabiliriz
  • Destici, yeniden BBP Genel Başkanlığına seçildi
  • Tarih Yazan Lider: Aliya İzetbegoviç

PKK, BARIŞ SÜRECİ VE DEMOKRATİK AÇILIM

Kasım Çakır

    PKK, 1970'li yıllarda dünyada yükselen gençlik hareketlerinin Türkiye'ye yansıması nedeniyle ülkemizde birçok yasadışı terör örgütünü kurulmaya başlayan ve KADEK terör örgütünün temelini oluşturan örgüttür.  

    1974 yılında Ankara Yüksek Öğrenim Derneği (AYÖD) isimli gençlik organizasyonu içerisinde faaliyet gösteren Abdullah ÖCALAN, Kesire YILDIRIM (ÖCALAN), Haki KARAER, Cemil BAYIK, Kemal PİR isimli şahıslar Ankara'nın Tuzluçayır semtinde yaptıkları bir toplantıyla KADEK'nın ilk temelini atmışlardır.  

    Kürtlerin Türklerden farklı bir halk olduğu ve Türk devletince sömürüldüğü (siyasal, ekonomik ve kültürel ).  Sözde Kürdistan denilen bölgenin Kürt parçası olduğunu ve en büyük parçanın da Kuzey Kürdistan olarak nitelendirilen Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgesi olduğu, amaçlarının da bu parçaları birleştirerek Marksist-Leninist, Stalinist  ilkeler doğrultusunda bağımsız birleşik Sosyalist Kürdistan kurmak olduğu.

    Asıl amacı bu olmakla birlikte Türkiye'nin ezeli düşmanları olan dış devletlerin de desteğiyle ülkemizin gelişmesini engellemeye yönelik ekonomik anlamda amacı da bulunmaktadır.   Bu amacını gerçekleştirmek için silahlı mücadeleyi esas almıştır.

     Bu mücadele için de Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri başta olmak üzere silahsız ve masum bölge halkına karşı katliamlara giriştiği gibi, ekonomiyi zarara uğratmak, istismar noktası olarak gördükleri geri kalmışlığı kıracak yatırım ve hizmetleri engellemek için araç gereç, kuruluş ve tesislere sabotaj türü saldırılarda bulunmaktalar.

    PKK’yı, İsrail, Nato, ABD, İngiltere, Fransa kurdurdu. Kurduranlar, kuruculara bugüne kadar bildiğimiz gerçek dışı nedenler ve yalanlarla kurdurdular.

    Emperyalist güçler, Ortadoğu’nun sınırlarını yeniden çizmek istiyor. Birinci Dünya Savaşı sonrası sınırlar masa başında cetvelle çizildi. Yani sınırlar, o topraklarda yaşayan halklara göre değil, petrole göre tespit edildi. Koşullar değiştiğinden, bu defa pergelle çizebilirler. Ama gerekçe yine aynı olacak. Yani bu topraklarda yaşayan halklar değil, emperyalist ülkelerin çıkarları korunacak.

    Bunu anlamak için çok zeki olmaya gerek yok. Otuz yıldır farklı ırk, din, mezhepteki insanlar bir diğeriyle veya kendi içinde savaşıyor. Yüz binlerce insan öldü. Milyonlarca insanın yaşamı alt üst oldu. Evini, köyünü, hatta ülkesini terk etti. Sadece bizim ülkemizde iki milyon göçmen var.


    Bizim ülkemizin doğusu da aynı senaryoyu yaşadı.Emperyalist güçler isteselerdi, bu insanlık dışı süreci önleyemezler miydi? Aksine körüklediler. Çünkü bölgenin yeni haritasına bahane lazım…

    ABD Başkanlarından Franklin Roosevelt’in bir sözü: “Bir damla petrol, bir damla insan kanından daha değerlidir.

 

     Bizler ulu bir ağacın dallarıyız. Kökümüz aynı, yapraklarımız aynı, dallarımız aynı. Ortada bir sevinç varsa hepimizin sevinci, bir acı varsa hepimizin ortak acısıdır.

    Aynı ülkede yaşayan, aynı bahçeyi paylaşan çiçekleriz. Aynı kökten, aynı topraktan beslendiğimiz gibi, suyun menbaı da aynıdır.

    Birlik ve beraberlik içerisinde olduğumuz sürece, bu ülke de  hiçbir  şey kardeşlik ve dayanışmamızı bozamayacaktır.  Bu zamana kadar birbirimize karşı ötekileştirmeye çalışanlar iflas etmiştir. Yumuşak başlıysak, uysal koyun değiliz.

    Hepimiz ortak bir geçmişi, aynı zamanda geleceği paylaşıyoruz. Farklılıklarımız ve çeşitliliklerimiz en önemli zenginliğimizdir. Yaratılmışı Yaradandan ötürü sevdik.

 

    Binlerce yıldır aynı topraklarda yaşıyoruz. Aynı dine ve peygambere inanıyoruz. Aynı kıbleye bakıyor aynı secdeye baş koyduk. Kız aldık kız verdik, et ile kemik olduk.

 

    Devletimiz bir, ezanımız bir, bayrağımız bir, istiklal marşımız bir. Çanakkale’de, Sarıkamış’ta, Sakarya, gelibolu’da aynı düşmana karşı yan yana, omuz omuza savaştık.

     Kürtler, bu bölgede hep piyon olarak kullanıldılar ve kullanılıyorlar. Bugün Kürtlerin en büyük düşmanı PKK'dır. Neden mi? PKK; silahlı mücadeleyi dayatarak, uygulayarak dörtte üçü Kürt, kırk bin civarında insanın ölümünün sorumlusudur.


    PKK; yüzbinlerce Kürt’ün evinin yakılmasının, köylerinin boşaltılmasının, o zavallı  insanların göç ettikleri şehirlerde yoksulluk, sefalet çekmelerinin, suç örgütlerinin eline düşmelerinin sorumlusudur.

 

    Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun yoksul ve sefilliğinden bahsedenler, Anadolu’nun diğer köylerinde ki yoksulluğu görsünler. Yılda evine 5000 YL girmeyen milyonlarca aile var. Onlar niçin eline silah alıp yanıbaşında ki dağlara çıkmıyorlar. 


    Şimdi de Ortadoğu’da emperyalistlerin kuracağı “Birleşik Kürt Devleti”ne Türkiye’deki Kürtleri de katmak istiyorlar. PKK, emperyalistlerin taşeronu olarak görev yapıyor. Bu yolda Türkiye Kürtlerinin çektiği-çekeceği çileler, ölen ve ölecek olan on binlerce Kürt umurlarında bile değil.

    Türkiye Kürtleri, bu gerçeği görmeli, PKK'nın gerçekte Kürt hareketi olmadığını, emperyalistlerin taşeronu olduğunu bilmelidir.

 

    Emperyalistler; operasyon yapacakları bölgeleri, devletler, ırklar, inançlar hatta aşiret veya aileler olarak birbirine düşman eder, savaştırır. Birliklerini bozar ki, kendisine karşı çıkacak kimse kalmasın. Bizim de bu oyunu bozmamız gerekir.

 

    Yapılan Oslo, Ankara, İmralı, Kandil görüşmeleriyle Barış Süreci devam ederken  karşı taraf silahı bırakmadı. Bu onların samimi olmadıklarını gösterir. Selahattin Demirtaş, bazen doğru bir şey söylediğinde o anda veya bir gün sonra söylediğini kendisi tekzip ediyor. Çünki, İmralı’ya, Kandil’e, dış güçlere göbekten bağlı siyaset yapıyorlar.

 

    Barış süreci ve demokratik açılım bir devlet politakısıdır. Buna karar verecek devletimiz ve siyasi otoritedir. Hemen öyle bitti demekle bitmez. Muhataplar değişir, süreç yenileriyle devam eder. Son yapılan operasyonlar bu sürecin bir parçası olan barış operasyonlarıdır. Türkiye’nin 1974 yılında Kıbrıs’a yaptığı çıkartmanın adıda, ‘Barış Harekatı’ değilmiydi?


 

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim