• BIST 83.037
  • Altın 147,024
  • Dolar 3,7684
  • Euro 4,0483
  • Konya -5 °C
  • Kahraman Ömer Halisdemir'in babası son sözlerini anlattı
  • FETÖ ile mücadelede yeni adım! Bunu yapan işe iade edilecek
  • Referandum mevsim engeline takıldı
  • Kahraman Ömer Halisdemir'in babası son sözlerini anlattı
  • FETÖ ile mücadelede yeni adım! Bunu yapan işe iade edilecek
  • Referandum mevsim engeline takıldı

Öylesine Düşünürken -1

Ufuk Karadavut

Hayatımız o kadar hızlandı ki artık pek çok şeye yetişemiyor ve pek çok şeyi göremiyoruz. Çok basit olabilecek şeyleri dahi düşünemiyoruz. Halbuki biraz çevremize dikkatle bakabilsek ve görebilsek aslında çevremizde neler olduğunu, nelerin değiştiğini daha iyi görebileceğiz. Konuşunca hemen herkes her şeyin değiştiğini, bize ait değerlerin hızla yok olduğunu yada yok edildiğini, bambaşka kültürler tarafından etki altına alındığımızı vurgular. Bazılarımız ise bunun tam tersine sahip olduğumuz pek çok değerin tamamen değişmesini savunur. Hatta işi biraz daha ileri götürerek Avrupa Birliği giriş çalışmalarını da içine katarak ‘Eğer AB’ye girmek istiyorsak şunları yapmalıyız…’ diye sıralar. Yeni değerlerin benimsenmesi konusunda oldukça ısrarlı olanlarımız da vardır. Ancak bu yeni değerlerin ülkede yaşayan insanlar üzerindeki etkileri dikkate alınmaz. Öneli olan yeni değerlerin kabulüdür.

Bazılarımız ise işin kolaycılığını seçerler. Yenilikleri getirmek için yeni araştırmalar yapmak, bunlar için paralar harcamak ve araştırmacı yetiştirmek gereksizdir. Dışarıda bu konuda zaten yeterince çalışan vardır ve oradan hazır getirmek daha ucuz, kolay ve sorunsuzdur. Yada başkalarının yaptıklarının basit tekrarlarını yapmak en emin yoldur. Çünkü, yapılan çalışma sonunda başarı şansımızı yada bizi neyin beklediğini yaklaşık olarak tahmin edebiliriz. Elbette yaptığımız iş ne kadar bizim olur, yada topluma ne kadar faydalı olur yine o konuya değinenimiz yoktur. Çünkü, bu tür konuların çözümü zordur ve birazda karmaşık. O nedenle kimse o konulara girmek istemez.

Aranızda pul, para yada başka bir şeyin koleksiyonculuğunu  yapanlarınız varsa onlarla konuştuğunuz zaman onlar gibiler için her şeyin en eskisi en iyidir, en güzel olanıdır. İçimizde bir grup bu türdendir. Ne olursa olsun ama mutlaka eskileri koruyalım ve eskisi gibi yaşayalım der. Bunun mümkün olup olmadığı ise onun ilgi alanının dışındadır. Hatta eskiyi yaşamak isteyenlerin bir kısmı eski kurallara uyulmasını isterken farkında olur yada olamaz ama bu kuralları yeni değerler sistemine göre yorumlar. Bu da kafaları iyice karıştırır. Eskiyi koruduğunu sananlar aslında eskiyi yaşamamakta ve yeniyi de kabul etmediklerinden tam bir belirsizlik ortamında yaşamaktadırlar.Elbette onlar bunun farkında değillerdir. Hayatlarından memnun oldukları için bu yapıyı değiştirme gereği de duymamaktadırlar.

Aslında biraz zihninizi yoklar ve düşünürseniz içimizdeki bazı İslamcıların tutum ve davranışları da aynen buna benziyor. Tutum ve davranışlarımız İslami olsun diye didinip duruyorlar ve bunu ısrarla tavsiye ediyorlar. Ancak bunu şekilcilikten öteye götüremiyorlar. Şeklen Müslüman ancak gerçekte ise ciddi anlamda tartışılması gerekli. Hayatın pek çok alanında kurallarımız aslında yurt dışından alındığı için elbette oraların kültür, inanç ve felsefesini de yansıtmaktadırlar. Böyle olunca her işimizi İslam’a uyduralım derken yorumlamasını, dışarıdan aldığımız değerlere göre yaparak dini değerlerimizi tahrip ediyoruz. Ancak bunun kimse farkında değil. Farkında olmak isteyen de yok gibi. Ne hazindir ki, faizin adı kar payına dönüştürülüyor, her kes dışarıdan ithal ve acımasız bir kapitalist sistemin bütün faktörlerini hayatında kullanmasına rağmen Müslüman’ca yaşadığını iddia edebiliyor. Daha da önemlisi helal kazandıklarında ısrarcılar.

İçki içilmemesine rağmen içkili lokantalara gidilir. İçkili masalara yapılan meze servisleri bu masalara da yapılır. İçki içilmedikten sonra bunun bir önemi yoktur denir. İslam’a ve Müslümanlara karşı yapılan saldırılara karşı tepki gösterilmeye çalışılır. ‘Haydi gavur mallarını boykot edelim’ yada daha ötesi ‘Kafirlerin mallarını almayalım’ denir. Ancak Avrupa basınında Hz. Peygamber’in iğrenç karikatürlerinin yayınlanmasında olduğu gibi cılız tepkiler gösterilir ama ülkemizin en muhafazakar kenti olan Konya’da bile ‘gavur malları’nı alabilmek için insanlar sıraya girerler.

Kıyafetler İslam’ın ölçülerine göre ayarlanmaya çalışılır. Bakarsanız örtülüdür. Ancak ne kadarda örtülü olursa olsun giyilen elbiseler sanki Paris modasının bütün çizgilerini taşır. Ne İslam’dan ne de Türk kültür ve motiflerinden bir eser yoktur.  Hayatımız her gün yeni şeyler katılıyor. Her katılan yenilik aslında bizi biraz etkiliyor. Etkilendikçe de değiştiriyor. Değişmek hoşumuza gidiyor ki ses çıkaranımız olmuyor. Bu değişim İslami yada gayri İslami önemli değil biz nasıl olsa Müslüman’ız. Geleneklerimize bağlıyız. Kendi ülkemizdeki açları, yoksulları, ihtiyaç sahiplerini, mazlumları, yetimleri hiç hatırlamayız ama dünyanın bilmem hangi ülkesindeki Müslüman’a çok üzülürüz. Elbette üzüleceğiz ama ‘Komşusu açken tok yatan bizden değildir’ diye buyuran yüce Peygamberimiz’in sözlerini ihmal ederek değil.

Müslüman olduğumuz için her şeyimizi İslami kurallara uydurmaya çalışırız. Ancak her ne hikmetse ekonomik durumumuzun iyi yada kötü olup olmadığını ‘Gavur’ diye tanımladığımız yabancı değerlendirme kuruluşlarının notları ile belirleriz. Başarımızın yada başarısızlığımızın tek ölçüsü onların beğenisi olduğu için, doğru yada yanlış onların beğendiklerini yaparız. Bu ne kadar İslami, ne kadar değil, bunun bir önemi yoktur. Önemli olan bizim Müslüman oluşumuzdur. Soran olursa da söz hazır: ‘Biz Müslüman’ız Elhamdülillah’.

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim