• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • Konya 15 °C
  • Bugün hava nasıl olacak?
  • İstihdam seferberliği tam gaz: İş arayana 650 TL destek
  • Kanada'da Kur'an-ı Kerim'e çirkin saldırı!
  • Bugün hava nasıl olacak?
  • İstihdam seferberliği tam gaz: İş arayana 650 TL destek
  • Kanada'da Kur'an-ı Kerim'e çirkin saldırı!

Oruç ve Değişim

Ramazan Altıntaş

Oruç, bir ahlâk eğitimi aracıdır.

Kur’an-ı Kerim’de,  orucunun farz kılınışıyla ilgili âyetin sonu, “Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincine varasınız (takva)” diye biter. (el-Bakara 2/183).  Orucun insanda meydana getirdiği en büyük kazancın takva olduğunu anlıyoruz. Kur’an’da takvanın üç anlama geldiğini görüyoruz: Takva, insanı Allah’a yabancılaştıracak ve O’na bir takım tanrısal niteliklerde ortak kılma anlamında şirkin her türlüsünden uzaklaşmak; İslam’a girdikten sonra günahların her çeşidinden azami derecede sakınmak; kalbi, Allah’ı anmaktan alıkoyacak her türlü meşguliyetten arındırmaktır. O halde takvâ, dini yaşama noktasında ‘müteyakkız/uyanık/duyarlı’ olmak anlamına nefsi, ahiret hayatında zarar verecek kötü davranışlardan korumaktır

 Oruç tutmaktan en büyük amaç da hayatın her alanında Allah’ın bizi denetlediği bilincini diri tutmaktır. Bunun yolu da hayatımızı, birgün yaptıklarımızdan hesap vereceğimiz bir inanç sistemi üzerine inşâ etmekten geçer.  Bu bakımdan “oruç ile takvâ arasında çok yakın bir ilişki vardır.

Nitekim ünlü İslam düşünürü Gazâlî nitelik bakımından oruç tutmayı üç bölüme ayırır: Bunlar; avamın orucu, havassın orucu ve hassu’l-havasın orucudur.

Gazâlî’ye göre, avamın orucu, sadece mide ve nefsanî istekleri koruyanların; havassın orucu, nefsi, yeme-içme ve nefsanî isteklerden koruma ile birlikte; göz, kulak, dil, el ve ayak gibi organları haram olan şeyleri işlemekten korumak; hassu’l-havasın orucu ise, yukarıda sayılanlarla birlikte, insanın kalbini, Allah’ı anmayı unutturacak her türlü meşguliyetten alıkoymaktır. İşte Gazâlî’nin bu tasnifine göre bu üçüncü mertebeye sahip olanlar başta peygamberler, söz ve davranışlarında doğru olan sâdıklar, şehitler, görüldüğü zaman Allah akla gelen sâlihler, kısaca, Allah’a yaklaşmaya çalışanlardır. Gerçek ve mükemmel manada oruç, insanın sadece maddî organlarına değil, gönlüne bütün benliğine tutturması gereken bir ibadettir. Bu manada oruç tutulmaz, yaşanır.

Oruç insanda ahlaki anlamda büyük bir değişimi ve gelişimi gerçekleştirir. Bu değişimin dinamiklerini ayakta tutacak bir takım şartlardan söz edilebilir. Bunlar arasında şu hususları sayabiliriz:

Oruç tutan bir Müslüman dilini, yalan sözden, yalan yere şahitlik yapmaktan, gıybet ve dedikodu çıkarmaktan korumalıdır. Oruçtan maksat aç ve susuz kalmak değil, insanların menfaatine fayda sağlayacak ve onlara zarar vermeyecek bir ahlâkî değişim kazanmaktır. Nitekim bu konulara dikkat çeken Hz. Peygamber (a.s) şöyle buyurmuşlardır: “Kim ki yalan söylemeği ve yalanla amel etmeği bırakmazsa Cenâb-ı Hak o kimsenin yemesini, içmesini, bırakmasına hiç kıymet vermez, iltifat etmez.”. Bu rivayetten anlaşıldığına göre oruç tutan bir kimse, orucundan elde edeceği sevabı yok eden; yalan sözden, gıybet ve koğuculuk gibi kötü alışkanlıklardan uzak durmalıdır. Yoksa, aç ve susuz durmaktan başka bir kazancımız olmaz, eğer bunun adına  kazanç denilirse!!

İyi bir tüccar kar ve zararını hesap eder. Yapacağı yatırımları buna göre yapar.  Aynen bunun gibi bir müslüman da müflis bir tüccar konumuna düşmemek için daima nefis muhasebesi içerisinde bulunmalıdır. İyi bir mümin, Allah’ın hoşnut olup olmadığını hesaba katarak “bugün Allah için ne yaptım ya da yaptığım davranışlar gerçekten Allah’ın hoşnutluğuna beni götürecek olan davranışlar mıdır?” şeklinde bir özeleştiri yapmalıdır. Önce, insan Allah’a hesap vermeden, kendine hesap vermelidir. Eğer biz gönülden inanarak ve sevabını da sadece Allah’tan umarak oruç tutmuşsak, bilelim ki bu oruçtan büyük kazançlar sağlamışız demektir. Böyle bir oruçtan kar oranımız yüksektir. Bu konuda Hz. Peygamber şöyle buyurur: “Her kim iman ile ve nefsini hesaba çekerek Ramazanda oruç tutarsa, onun geçmiş günahları bağışlanmış olur.” İşte orucun finali budur.

Biz oruç tutarız, aslında oruç bizi tutsun diye tutarız. İnsanın başına gelen kötülükler, hep kendisini tutamadığından dolayıdır. Bu sebeple oruç, irademizi eğitmemize yarar. Günahlar hep, insanın kendisini tutamadığının bir sonucu değil midir? Trafik kazaları, insanın kendini birkaç saniye tutamadığının bir sonucu değil midir? Her kâtilin adam öldürmesi, kendini tutamadığının bir sonucu değil midir? İnsan dilini tutamadığı için muhataplarının gönüllerini yaralamıyor mu? İnsan, elini tutamadığı zaman vurup-kırmıyor mu? İnsan kendini tutamadığı zaman kendini yitiriyor, kaybediyor, böylece kendine yazık ediyor. Onun için Hz. Peygamber: “Oruç, kalkandır” buyurmuşlardır. Oruç tutan kimse, günahlar karşısında kendisini korur. Davranışlarını güzelleştirmeye vesile olur. Böylece insan, öfke ve şehvet güdülerini kontrol altına alır. Nefsini ve bedenini kendisi yönetir.

Oruç, insana daha fazla iyilikte bulunma alışkanlığı kazandırır. İnsan kendisi oruçlu iken, açların, kısaca ihtiyaç sahiplerinin halini daha iyi anlama imkânı elde eder. Empati yapar. Hz. Peygamber her zaman olduğu gibi oruçlu olduğu günlerde de ihtiyaç sahiplerini daha çok görür, gözetirdi. Kendisine bir ihtiyaç bildiren kimseyi asla geri çevirmezdi. Bilhassa Ramazan ayında cömertliği zirveye ulaşırdı. Bizde öyle olmalıyız, Ramazan ayında kazandığımız güzel alışkanlıklarımızı, Ramazandan sonra da sürdürmeliyiz.

Varlıklı olan Müslümanlara düşen görev, ihtiyaç sahiplerini görüp-gözetmektir. Maalesef toplumumuzda çoğu defa, aşırı derecede lükse kaçacak düzeyde iftar sofraları düzenleyenler hiç de ihtiyaç sahibi olanlara değil de ihtiyaç sahibi olmayanlara iftar yemeği vermekte oldukları görülmektedir. Bu olsa olsa, gösteriş olabilir. Bunun dinimizde hiçbir yeri yoktur. Toplumumuzun büyük bir kesiminin yoksulluğun altında seyrettiği bir dönemde, hiç olmazsa bu mübarek günlerde onları doyuralım, varsa, giyinme ve barınma gibi diğer ihtiyaçlarını da giderelim.

O halde oruç sayesinde elde edeceğimiz değişimi, Ramazan ayından sonraya da kaydıralım. Unutmayalım ki, bütün günleri Ramazan olanın ahreti bayram olur.


 

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim