• BIST 107.901
  • Altın 151,680
  • Dolar 3,6982
  • Euro 4,3411
  • Konya 20 °C
  • TUSKON davası başladı
  • Erdoğan: Nerede bize yönelik taciz varsa ansızın vurabiliriz
  • Destici, yeniden BBP Genel Başkanlığına seçildi
  • TUSKON davası başladı
  • Erdoğan: Nerede bize yönelik taciz varsa ansızın vurabiliriz
  • Destici, yeniden BBP Genel Başkanlığına seçildi

ORUÇ VE AHLÂK İLİŞKİSİ

Ramazan Altıntaş
Oruç, bir ahlâk eğitimi aracıdır. Nitekim bir hadis-i şeriflerinde Hz. Peygamber bu hususa şu şekilde işaret etmişlerdir:“Her kim ki yalan söylemeği ve yalanla amel etmeği bırakmazsa, Cenâb-ı Hak o kimsenin yemesini, içmesini bırakmasına hiç kıymet vermez.” Kur’an-ı Kerim’de, Ramazan orucunun farz kılınmasıyla ilgili bir âyette: “Ey iman edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, Allah’a karşı gelmekten sakınasınız diye size de farz kılındı,” buyrulmuştur. Bu âyetin sonunun takvaya davetle sonuçlandırılması oldukça anlamlıdır. Demek ki orucun takvaya ilişkin bir boyutu vardır. O halde “takv┠nedir?Arapça’da “takvâ”, “vikâye” masdarından türemiş olup; korumak, muhafaza etmek, tedbir, önlem, tehlikeyi savma, engelleme gibi anlamlara gelir. Aynı kökten gelen ittikâ ise, korunmak demektir. Din dilinde takvâ ise, nefsi korkulan şeyden korunmaya almak, nefsi, günahkâr kılan şeylerden, yani, ahiret hayatında zarar verecek kötü davranışlardan korumaktır. Bu da yasakları terk etmekle tamamlanır. İslam literatüründe müminin sıfatı olan ve Kur’an’ın ana kavramları arasında yer alan takvâ, İslam öncesi Arap toplumunda anlam bakımından canlı bir varlığın dışarıdan gelecek bir kuvvete karşı kendisini korumasını ifade ederdi. Kur’an-ı Kerim nâzil olunca, takvâ kelimesinin anlam alanında bir değişim yaşandı. Câhiliye döneminde sadece maddi tehlikeden korunma anlamına gelen takvâ sözcüğü, İslam sisteminde değişim geçirerek manevî boyut açısından zengin anlamlar kazandı. Bir nevi kök anlamını korumakla birlikte, anlam genişlemesi yaşadı. Bu anlamlardan bazı misâller şöyledir. Takva, insanı Allah’a yabancılaştıracak ve O’na bir takım tanrısal niteliklerde ortak kılma anlamında şirkin her türlüsünden uzaklaşmak , İslam’a girdikten sonra günahların her çeşidinden azami derecede sakınmak , kalbi, Allah’ı anmaktan alıkoyacak her türlü meşguliyetten arındırmaktır. Kısacası takvâ, Allah’tan uzaklaştıracak, O’nunla bağıkoparacak her şeyden uzak durmak ve günahlara karşı daima uyanık olmak demektir. Bir başka ifade biçimiyle takvâ, Allah’ı görüyormuşçasına bir duyarlığa sahip olmaktır.Görüldüğü gibi takvanın temel anlamı olan korunma ile, men etmek, engel olmak anlamına gelen savm kelimesinin anlam alanında bir müştereklik göze çarpmaktadır. İşte oruç tutmaktan en büyük amaç da hayatın her alanında Allah’ın bizi denetlediği bilincini diri tutarak, hayatımızı, birgün yaptıklarımızdan hesap vereceğimiz bir inanç sistemi üzerine inşâ etmektir. Bu bakımdan “oruç ile takv⠓ arasında çok yakın bir ilişki vardır.Nitekim ünlü İslam düşünürü Gazâlî (ö. 505/1111), nitelik bakımından oruç tutmayı üç bölüme ayırır: Bunlar; avamın orucu, havassın orucu ve hassü’l-havasın orucudur.Gazâlî’ye göre, avamın orucu, sadece mide ve nefsanî istekleri koruyanların; havassın orucu, nefsi, yeme-içme ve nefsanî isteklerden koruma ile birlikte, göz, kulak, dil, el ve ayak gibi organları haram olan şeyleri işlemekten korumak; hassü’l-havassın orucu ise, sadece, yukarıda sayılanlara değil, insanın gönlünü Allah’ı ve âhirette hesap vermeği unutturacak her türlü düşünceden de alıkoymak olarak tanımlamaktadır. İşte Gazâlî’nin bu tasnifine göre bu üçüncü mertebeye sahip olanlar başta peygamberler, söz ve davranışlarında doğru olan sâdıklar, şehitler, görüldüğü zaman Allah akla gelen sâlihler, kısaca, Allah’a yaklaşmaya çalışanlardır. Gerçek ve mükemmel manada oruç, insanın sadece maddî organlarına değil, gönlüne de tutturması gereken bir ibadettir. İdeal anlamda böyle bir orucu nasıl gerçekleştireceğiz ya da oruç tutan bir Müslüman nelerden sakınmalıdır?1.Yalandan Kaçınmak.Oruç tutan bir Müslüman dilini, yalan sözden, yalan yere şahitlik yapmaktan, gıybet ve dedikodu çıkarmaktan korumalıdır. Oruçtan maksat aç ve susuz kalmak değil, insanların menfaatine fayda sağlayacak ve onlara zarar vermeyecek bir ahlâkî değişim kazanmaktır. Nitekim bu konulara dikkat çeken Hz. Peygamber (a.s) bir hadislerinde şöyle buyurmuşlardır: “Kim ki yalan söylemeği ve yalanla amel etmeği bırakmazsa Cenâb-ı Hak o kimsenin yemesini, içmesini, bırakmasına hiç kıymet vermez, iltifat etmez.”. Bu hadisten anlaşıldığına göre oruç tutan bir kimse, orucundan elde edeceği sevabı yok eden; yalan sözden, gıybet ve koğuculuk gibi kötü alışkanlıklardan uzak durmalıdır. Yoksa, aç ve susuz durmaktan başka bir kazancımız olmaz, eğer bunun adına kazanç denilirse!2.Nefisten Hesap Sormak.İman, Allah katından gelen buyrukları gönülden tasdik etmek demektir. Nefsine hesap sormak ise, bir kimsenin günlük hayatında yaptığı her türlü davranıştan Allah’ın hoşnut olup olmadığını hesaba katarak “bugün Allah için ne yaptım ya da yaptığım davranışlar gerçekten Allah’ın hoşnutluğuna beni götürecek olan davranışlar mıdır?” şeklinde insanın nefis muhasebesinde bulunması demektir. Önce, insan Allah’a hesap vermeden, kendine hesap vermelidir. Eğer bizim orucumuzda imanımız tam ve bu konuda gönül rahatlığı içerisinde görevimizi yapmışcasına Allah’a hesap verebilecek bir durum ve konumda bulunuyorsak, böyle bir kimsenin günahlarını Allah’ın bağışlayacağını, hatta o kimsenin annesinden doğduğu gibi tertemiz, her türlü günahlardan arındırılacağını Hz. Peygamber şöyle haber vermektedir: “Her kim iman ile ve nefsini hesaba çekerek Ramazanda oruç tutarsa, onun geçmiş günahları bağışlanmış olur.” 3.Oruç Günahlara Karşı Bir Kalkandır.4.İyilikleri Teşvik.Oruç, insana daha fazla iyilikte bulunma alışkanlığı kazandırır. İnsan kendisi oruçlu iken, açların, kısaca ihtiyaç sahiplerinin halini daha iyi anlama imkanı elde eder. Hz. Peygamber her zaman olduğu gibi oruçlu olduğu günlerde de ihtiyaç sahiplerini daha çok görür, gözetirdi. Kendisine bir ihtiyaç bildiren kimseyi asla geri çevirmezdi. Bilhassa Ramazan ayında cömertliği zirveye ulaşırdı. Bizde öyle olmalıyız, Ramazan ayında kazandığımız güzel alışkanlıklarımızı, Ramazandan sonra da sürdürmeliyiz.5.Özellikle Fakir ve Yoksul Kimselere İftar Yemeği Vermek.Varlıklı olan Müslümanlara düşen bir başka görev de açları doyurmaktır. Maalesef toplumumuzda çoğu defa, aşırı derecede lükse kaçacak düzeyde iftar sofraları düzenleyenler hiç de ihtiyaç sahibi olanlara değil de ihtiyaç sahibi olmayanlara iftar yemeği vermekte oldukları görülmektedir. Bu olsa olsa, gösteriş olabilir. Bunun dinimizde hiçbir yeri yoktur. Toplumumuzun büyük bir kesiminin yoksulluğun altında seyrettiği bir dönemde, hiç olmazsa bu mübarek günlerde onları doyuralım, varsa, giyinme ve barınma gibi diğer ihtiyaçlarını da giderelim.Ne mutlu, oruç tutmayı, iyiliklerin yerleşmesi ve kötülüklerin ortadan kaldırılması yolunda bir ibadet olarak görenlere!.Dipnotlar1 Zebîdî, Tecrid-i Sarih, VI, 253.2 el-Bakara 2/183.3 İsfehânî, el-Müfredât, s. 833-834.4 İzutsu, Toshihiko, Kur’an’da Allah ve İnsan, (çev. S. Ateş), Ankara, 1975, s. 223.5el-Fetih 48/26.6 el-A’râf 7/96.7 Âl-i İmrân 3/102.8 Gazâlî, Ebû Hâmid Muhammed, İhyâ, (çev. A. Serdaroğlu), İstanbul, 1975, I, 659.9 Buhârî, K. es-Savm 902.10 Buhârî, Müslim.
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim