• BIST 97.713
  • Altın 144,219
  • Dolar 3,5669
  • Euro 4,0007
  • Konya 13 °C
  • FETÖ'den "ByLock helal fetvası"
  • Bakan açıkladı: PTT'ye 5 bin kişi alınacak
  • Gülen'in pasaport iptaline ilişkin yasal süreçte sona gelindi
  • FETÖ'den "ByLock helal fetvası"
  • Bakan açıkladı: PTT'ye 5 bin kişi alınacak
  • Gülen'in pasaport iptaline ilişkin yasal süreçte sona gelindi

Oruç Özgürlüktür

Ramazan Altıntaş

Bilge siyasetçi Aliya İzzet Begoviç, oruç, özgürlüktür” der.

Acaba özgürlük, insanın, nefsin sınırsız istekleri karşısında koşması mı yoksa bu arzuları denetim altına alması mıdır? Her halde birincinin adı, özgürlük değil, olsa olsa esarettir. Dolayısıyla, ikinci aşamayı gerçekleştirmede biz gerçek özgürlüğe ulaşıyoruz.

Arapça’da oruç, “savm ve sıyâmkelimeleriyle ifade edilir. Dilciler bu kelimenin karşısına ‘tutmak’ anlamına gelen ‘imsak’ kelimesini korlar. İmsak dediğimiz zaman, artık insanın yemeden, içmeden ve nefsanî arzularından vazgeçtiği, kendisini bu arzulara karşı tuttuğu, frenlediği zaman dilimidir.  Belirli yasakların başladığı bu zaman diliminde insan, irade ve sabır eğitimine tabi tutular. Böylece oruçlu insan, açlığa, yoksulluğa, her türlü mahrumiyete karşı dayanma gücü kazanır.

Oruç tutmak, insanın olaylar karşısında infiale kapılarak kendisini kaybetmesini değil,  insanın kendisini tutmasını öğretir.  Kişi orucu âdab ve erkânına uygun bir şekilde ne kadar güzel tutarsa, oruç da kişiyi kazandırdığı irade eğitimi sayesinde günah işlemekten o kadar tutar. Bundan dolayı biz oruç tutarız, oruç bizi tutsun diye tutarız.

Yaşadığımız dünyada insanın başına gelen şeylerin çoğu, insanın kendisini tutmadığından dolayıdır.

Öte yandan, Hz. Peygamber’in (a.s); “oruç, kalkandır” sözünün ihtiva ettiği anlam da bu değil midir? Oruç, mecazi anlamda kalkana benzetilmiştir. Kalkan, savaşçıyı düşmanın ok saldırılarından korur. İşte oruç da insanı, hem manevi ve hem de maddi anlamdaki fıskı fücur saldırılarından korur. Böylece insan, içgüdülerini ve öfkesini kontrol altına alır. Başkasına zarar vermediği gibi, bir başkasının kendisine zarar vermesini de önler. Bu mana da oruç, insanı hem medenileştirir ve hem de sosyalleştirir. Neticede mümin insan, kendisiyle “iyi geçinilen” bir kimse olma olgunluğu kazanır. Hz. Peygamber’in (a.s) buyurduğu gibi, “kendisiyle iyi geçinilmeyen kimsede hayır yoktur.”

Kur’an-ı Kerim’de orucun farz kılındığı ayet şöyle biter: “Umulur ki bu sayede sorumluluk bilincine ulaşırsınız.” (el-Bakara 2/183). Ayetin bu kısmı, oruçtan elde edilecek kazancı ve amacı açıklar. Demek ki oruç tutmaktan nihai gaye, insanın ‘takva’ya ulaşmasıdır.

Takva, âhiret hayatımıza zarar verecek her türlü günahlardan korunmak demektir.

Takva, hayatın tüm alanlarını Allah adına yaşamanın adıdır.

Takva, helâl ve haram duyarlılığına sahip olmaktır.

Takva, insanın her an ‘müteyakkız’ olmasıdır.

Takva, şirk, nifak ve küfrün her türlüsünden uzaklaşmaktır.

Takva, Allah’ın emir ve yasakları karşısında sorumluluk bilinci taşımaktır.

Takva, bizi Allah’ı anmaktan alıkoyacak her türlü eylemden uzak durmaktır.

İşte bu bağlamda oruçla takva arasında yakın ilişki vardır. Zaten her ikisi de insanı engellemek, tutmak ve kontrol altına almak gibi anlam birlikteliğine sahiptirler.

İslam insandan görüntüyü kurtaran sahte muttakilik pozları vermesini değil,  bizatihi, gerçek anlamda söz ve eylemlerinde ‘takva’ sahibi olmasını istiyor.

Takva sahibi olanlar,  toplum için güven kaynağı, dünyada olup bitenin arka planın iyi okuyan, hayra motor, şerre firen olan derin görüş sahibi kâmil insanlardır.

Takva sahibi insan, görüldüğü zaman Allah akla gelen insandır.

Ünlü sûfi İmam-ı Rabbanî’nin, bir kimsenin ramazan ayı düzgün geçerse, senenin diğer ayları da düzgün geçer” derken işaret ettiği mana budur. Çünkü biz ramazan ayında bir nevi süreli yoğun bir manevi eğitimine tabi tutuluyoruz. Bu eğitimin dersleri başta Kur’an, oruç, namaz, itikâf, zekât, sadaka, ahlak eğitimi, nefis terbiyesi, irade eğitimi, hasbîlik, diğer gamlık, manevi dünyanın gözden geçirilmesi, derin fıkhi duyarlılıktır.

Abdülkerim Sürûş, “herkes bir savaş başlatabilir, ama herkes bu savaşı sürdüremez” tespitinde bulunur. O halde biz de ramazan ayında nefsimizle başlattığımız bu savaşı bu can beden kafesinde bulunduğu sürece sürdürmeliyiz. Müslümanlığımızı, bir ayla sınırlandırmamalıyız.

Unutmayalım ki, ‘ramazan ayı’nın bir adı da ‘yağmur’ anlamına gelir. Nasıl ki sonbaharda yağmur tozu toprağı ortadan kaldırarak maddi varlık alanını temizleyerek pırıl pırıl bir hale getirirse,  Ramazan Ayı’da mü’mini bütün günahlardan temizlemeye vesile olur.

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim