• BIST 82.300
  • Altın 147,981
  • Dolar 3,8287
  • Euro 4,0719
  • Konya -4 °C
  • Başbakan canlı yayında açıkladı: 'MHP'li bakan olabilir'
  • Reina dolandırıcılığında 185 bin liralık vurgun
  • AÖF’te devrim gibi uygulama!
  • Başbakan canlı yayında açıkladı: 'MHP'li bakan olabilir'
  • Reina dolandırıcılığında 185 bin liralık vurgun
  • AÖF’te devrim gibi uygulama!

Önümüze konanı yemek zorunda mıyız

Ufuk Karadavut

Önümüze konan yemeği yemek zorunda mıyız?

 

Demokratik toplumlarda geniş bir düşünce özgürlüğü olduğu söylenir. Ancak ne ve nasıl düşüneceğiniz konusunu asla siz belirleyemezsiniz. Sürekli olarak bir şeylerin etkisinde bırakılır ve birilerinin istediği düşünmeye zorlanırsınız. Bunun farkında olmazsınız ama zorlanırsınız. Özgür düşündüğünüzü sanırsınız. Fakat doğru olan sizin yanlış düşündüğünüzdür. Eğer gideceğiniz yeri ve düşüneceğiniz şeyleri sizler belirlemiyorsanız buna gücünüz yetmiyorsa gideceğiniz yerin ya da sahip olduğu düşüncelerin iyi ya da kötü olmasının bir önemi yoktur. Ancak şunu da unutmamak gerekir ki, bugün sizi iyi yerlere götürenler ya da iyi şeyler düşünmenizi sağlayanlar yarın kötü yerlere götürebilir ya da kötü şeyler düşünmenize neden olabilirler.

İnsanların eğitimi ve geliştirilmesi bütün ülkelerin temel isteği olmuştur. Bunun için farklı eğitim kurumları açılır. Ya da açılması için destek verilir. İyi bir eğitim vermek devletler için çok önemlidir. Ancak eğitim, iki ayrı zıt gücü bünyesinde taşımaktadır. Bir yandan insanların eğitilmesi ve geliştirilmesine yardımcı olurken, diğer yandan da insanlar kolay idare edilebilen hala getirmeye çalışır. Kişiler aldıkları eğitimle bilgilerini ve görgülerini hatta üretim güçlerini artırabilirler. Ancak bunun sonunda alışılmışla yetinmeyi, onunla çatışmamayı, ona uymayı daha doğrusu alışılmışın bir parçası olmayı öğrenirler. Büyük bir değişim geçirmek ve kendimizi yenilemek gibi bir düşüncemiz olmaz. Size sunulan şeyleri kabul eder ve onunla yetinirsiniz. Büyük şeyler düşünmek ve büyük işler yapmak oldukça zor ve zahmetli olduğu için bundan kaçınır ve önümüze konulanları yemeye devam ederiz.

Değişim ve yeniliğin merkezi olması gereken yerler görevlerini gereğince yerine getirememektedirler. Bunların yaptığı var olan düşünceyi savunmaktan öteye gitmemektir. Örneğin bilimsel bir çalışma yapacağınız zaman incelenen konudaki yayınları taramak ve onlara atıfta bulunmanız gereklidir. Okuduğunuz literatürün dışına kolay kolay çıkamazsınız. Aksi takdirde yaptığınız sıra dışı çalışma kabul görmez ve reddedilir. Bunun bir örneğini önceki yıl yaşadık. Bir grup arkadaş üretici tarlalarında yonca bitkisinde görmüş oldukları bir sıkıntıyı giderebilmek için çalışma başlattılar. Üç yıl gibi bir süre ile çalıştılar. Sorunun kaynağını tespit edip çözüm ürettiler. Bilimsel bir makale haline getirip bilimsel dergilere gönderdiler. Ama gönderilen bütün dergilerden red cevabı aldılar. Hakem olarak bulunanların hepsi bunun literatüre aykırı olduğunu belirterek reddetti. Yani alışılmışın dışına çıkamadılar. Yeniliğin merkezi olmayı reddettiler. Eminim buna benzer pek çok olay vardır.

Ekonomik alanda çalışıyorsanız Konya’daki hayvancılık sektörünün İzmir’deki sanayiye etkilerini inceleyerek buna uygun bir matematik modeli kurabilirsiniz. Hatta bunu çok beğenerek taktir de edilebilirsiniz. Ama kullanılan modellerin yanlış ya da eksik olduğu ifade ederek yeni bir model oluşturmayı denerseniz hemen dışlanırsınız. Sofraya yeni şeyler getiremezsiniz. Olan şeyle idare etmek zorundasınızdır.

Hani bir söz vardır; ‘Yolu yapan olmakla üstünde giden olma çok farklıdır. Bakım masraflarını yolu yapan değil üstünde giden öder. Ama gidilecek yeri akıllı olanlar belirler’. Yaptığımız çalışmaları bizler belirleyemiyoruz. Hep birileri sipariş usulü ile bize gönderiyor. ‘Şu konuyu araştırın’ veya ‘şu konuyla ilgili proje hazırlayın’. Söylenen konunun önemi, bölgedeki geçerliliğinin bir önemi yoktur.

Bu ülkede bir uzak olmayan bir geçmişte Ziya Özel diye bir doktorumuz vardı. Bu kişi zakkum bitkisini kullanarak bazı işlemlerden geçirmiş ve kanser hastalığına karşı kullanılabilecek ilaç geliştirilebileceğini belirtmişti. Üzerine deney yaptığı gönüllü deneklerden tamamına yakınından oldukça iyi sonuçlar aldığını belgelendirdi. Günlerce televizyonlarda ve gazetelerde haber oldu. Ama birileri alışılmışın dışına çıktığı için bu doktorumuzun bütün çalışmalarını sildi ve ‘Şarlatan’ olarak ilan edildi. Sebebi de her hangi bir uluslararası dergide yer almaması ve literatüre dayandırılmamasıydı. Bunu söyleyen zamanın tabiplerle ilgili bir yerin başkanı birkaç ay sonra kanserden öldü. O zaman karşı çıktığı şey -Allah en iyisini bilir- belki de hayatını kurtarabilirdi. Ziya Özel şimdi nerelerde bilmiyorum. Onunla konuşmak, yaptıklarını ve yaşadıklarını yazmak isterdim.

İnsanların yaptıklarına ve çalışmalarına karşı alışılmışın dışına çıkarak bakmak gereklidir. İnsanların ne olduğu değil ne yaptıkları önemlidir. ‘Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz’ sözü de aslında her şeyi söylüyor. Ama bizler yine de kolayı seçerek önümüze konulanları yemeye devam ediyoruz. Farklı bir şey yemek isteyenleri ise hemen dışlıyoruz. Alışılmışın dışına çıkmaktan korkuyoruz. Çünkü hakkıyla çalışmıyor ve üretmiyoruz. Alışılmışın dışına çıkınca beklide cahilliğimiz ortaya çıkacak ondan korkuyoruz…

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim