• BIST 75.108
  • Altın 594,27
  • Dolar 2,2885
  • Euro 2,8825
  • Konya 15 °C

Ölünün Ardından Yapılacaklar...

İsmail Detseli

Ölünün Ardından Yapılacaklar ve Taziye

 

Türk İslam kültürünün köklü geleneklerinden biri de ölen bir din kardeşimizin ardından yapılması gerekenler ve ölü evine yapılan taziyedir.

Eskiden köy yerlerinde, hatta şehirlerde böyleydi sanırım, bir din kardeşimiz vefat edince o evde ölünün defnine kadar ve daha başka hizmetlerin yapılmasında konu komşu ve akrabalar, din adamları bütün işlemleri üstlenirler. Adeta o evdeki insanların üzerinden bu yükü ve ölüm acısını alırlar her şeyi paylaşırlardı.

İnsanlar çok samimi bir davranış sergilerler, vefat eden şahsın ölümünün vaki olduğu saate göre işler organize edilirdi. Örneğin mevta gece vefat etmiş ise sabah erkenden köyün tellalı köydeki muhtelif yüksekçe yerlerden köylüye şöyle hitap ederdi. “Heyyyy ahali, sevabına nail olmak isteyen cenaze namazına buyursun heyyyy” diye seslenirdi. Artık köylüler ya tellala sorarak ya da birbirlerinden köyde kimin vefat ettiğini sorarak öğrenirler, üzerlerine düşeni yapmaya gayret ederlerdi. O zamanlar köylerde elektrik olmadığı için sala verilmezdi. Şimdi sala ile duyuruluyor.

Mevta gece vefat ettiyse sabah namazında bulunan bütün camilerin imamları ve cemaatleri ölü evine gelirler, mevta defin için hazırlanıncaya kadar camiden getirilen Kur’an cüzlerini aralarında bölüşerek okurlardı ve hatmini yaparlardı.

Vefat gündüz zuhur ettiyse bu işler definden sonraya bırakılır, ölünün defini geciktirilmez ve hemen kabre intikali sağlanırdı. Cüz ve diğer işleri definden sonrada yapılabilirdi. Çünkü İslam geleneğinde şöyle bir söz vardır çok acele olan şeylere dair: Ölü acele defnedilir, gelin acele baba evinden koca evine getirilir, yabandan gelen misafire acele yemek ikram edilir. Bilhassa köy yerlerinde bunlara çok dikkat edilir.

Bundan sonra ölü evinde bir hafta boyu adeta hiç ocak yanmaz, zaruri haller hariç yemek pişmezdi. Konu komşu ve akrabalar sabah, öğle, akşam yemek saatlerinde sinilerine iki üç kap yemek koyarlar. Evin büyüğü olanlar ölü evine gelir, her öğün bir iki üç komşu ev sahipleri ile yemeklerini yerler, onlarla sohbet ederler, acılarını paylaşırlar, acılarını unutturmaya çalışırlar. Ağzına Kur’an yakışanlar iki satır Kur’an okunarak ölünün ardından hayır dua ve iyilikleri konuşulur, evlerine dağılırlardı. Bu durum tam bir hafta, hatta daha fazla sürerdi, ama ne kadar güzel bir örf ve gelenekti biliyor musunuz?

Daha sonraları bu işler biraz daha değişikliğe uğradı. Konu komşular birkaç kap yemeği öğün vakti ölü evinin kapısından içeri uzatarak kendileri yemekte bulunmaz oldular. Sonra şehirlere gelindi. Burada bir başka gelenekler gördük. Bir kişi 20-30 etliekmek yaptırıp ya getiriyor ya da gönderiyor. Kalabalıkla ölü evi adeta bir düğün evi havasına giriyor, giren belirsiz, çıkan belirsiz. Adamlar kendi acılarını unutup bir hayli ağır işlerle uğraşıyorlar.

Bilmem aslı bu mudur yoksa bana mı yanlış geliyor ama eskisi bundan daha samimi gibiydi sanırım. Ölü evinde dini sohbetler etmek, ölenin ardından iyiliklerini anlatmak, onlarla hasbihal olmak daha iyiydi. Bir de ölünün ardından yapılan başka güzel şeyler vardı. Örneğin mevlidini okutmak, pişisini (şehirlerde helvasını) yaptırmak, ölünün vasiyeti varsa onları yerine getirmek, örneğin ardından hayır hasenat yapmak, fukaraya ihtiyaçlıya vasiyetinden para dağıtmak… Bunlar hemen acele yapılan şeylerdi. Sonraya bırakılmasında, gecikilmesinde sakınca olan, varisler veya çoluk çocuğu arasında soğukluğa uğramadan sıcağı sıcağına yapılan şeylerdi.

Köylerde yapılagelen pişi pişirme işinde babam rahmetlinin ölümü ile yaşadığım bir olayı anlatarak yazıma son vereyim. Pişi malum un ve hamurdan yapılan, yağda kızartılan ve cami önlerinde cemaate ve okullarda talebelere, konu komşulara dağıtılan bir yiyecek. Bunu bir de özel açılmış yufkalara sarardık, öyle dağıtırdık. Bizde adet böyleydi. Bu da çok israf ve ekmek nimetinin dökülüp saçılmasına neden olurdu. 35 yıl kadar önceydi babamın vefatı sırasında köyümüzde imam olan merhum Yozgatlı Mustafa hocam Allah rahmet eylesin hepsine İsmail gel bu adet yerine benim önerimi yap dedi. Nedir hocam öneriniz dedim? Bu yufka ve pişiye ne kadar masraf yapacaksan git Konya’dan o paraya göre kuru üzüm veya şeker al, halka, talebelere, camiler dağıt, daha iyi ve daha efdal olur dedi. Onu yaptık, daha güzel oldu. Nimetler de fazla dökülüp saçılmadı. Ayrıca köy yerlerinde kışın bahara kadar aşağı yukarı eli ağzına uygun her ev yılda veya iki bir kere ölmüşleri için yemekli mevlit okutur, geçmişlerinin ruhunu şad ederdi. Evlere insanlar dolar, erkeklere ayrı kadınlara ayrı imamlar tarafından mevlit kıraat edilir, yemekler yenir, şerbetler içilir, sesi güzel imamlar mevlit okşaması yaparlardı. Şerbet okşamasında aklımda olanlar:

Gücü yeten yapsın pekmez tadı damaklardan gitmez

Gücü yeten yapsın şeker içeni cennete çeker

Gücü yeten yapsın ayran peygamberler ona hayran

İç mevlidin şerbetini tut Resül’ün sünnetini der mevlidi okşarlardı. Ahhhh ne güzel geleneklerdi onlar, şimdi yine olabilir, niye olmasın, sadece iyi niyet ister. Saygılarımla 

 

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim