• BIST 83.021
  • Altın 147,787
  • Dolar 3,8177
  • Euro 4,0681
  • Konya -1 °C
  • FETÖ'nün yeni rüyası! Bu kez iyice uçtular
  • Başbakan canlı yayında açıkladı: 'MHP'li bakan olabilir'
  • Reina dolandırıcılığında 185 bin liralık vurgun
  • FETÖ'nün yeni rüyası! Bu kez iyice uçtular
  • Başbakan canlı yayında açıkladı: 'MHP'li bakan olabilir'
  • Reina dolandırıcılığında 185 bin liralık vurgun

Ölümsüz gerçek

Ramazan Altıntaş

İslam imanında ölüm ötesi hayat, egzistansiyel bir değer ifade eder. Bu sebeple Kur’an’da önce ölümün sonra da hayatın zikredildiği şu ayet çok çarpıcıdır: “Ölümü ve hayatı yaratan Allah’tır.” (Mülk, 2). Niçin önce hayat değil de ölüm olgusu başa alınmıştır? Bu sorunun cevabı çok basittir. Hayata anlam katan, hayatı yaşanılır kılan ölüm duygusudur. Sufilerin “tefekkür-ü mevt/ölüm üzerine düşünme” dedikleri uygulama işte budur.

Ölüm, insan hayatına anlam katar, insanda sorumluluk duygusunu canlı tutmak suretiyle iyi yönde ahlaki gelişimine büyük katkı sağlar. Çünkü ölüm, Allah’ı hatırlatır, Allah’ı hatırlayan kimse müteyakkız olur. Hayatı, amaçlı yaşamaya çalışır. Bundan dolayı tasavvuf literatüründe ölüm olgusuna; sevgiliye kavuşma, ten kafesinden kurtuluş, sırlanma, mekân değiştirme, şeb-i arûs, Hakk’a yürüme, ebedi yurda intikal gibi isimlendirmeler yapılmıştır. İnsan düşüncesinde ölüm olgusuna böyle bir bakış, insanda ölüm korkusunu yenmekle kalmaz, ölüm düşüncesinin insan psikolojisi üzerinde yıkıcı ve tahrip edici etkisini de asgari düzeye indirir.

Ölüm ötesi hayata ve tekrar dirilişe iman, Allah’a rağmenliği besleyen duyguların etkisinde gelişme gösteren dünyevileşmeyi aşmada insana yardımcı olur. Ebedîlik düşüncesinin buraya, şimdi’ye değil, “öte”ye ait olduğunu insan şuurunda sürekli yaşatır. Bu iman, insan yaşamını altüst edecek acı ve ıstırapları, gönül huzuruna çevirir. İnsan, başta kendisi olmak üzere çevresi ve içinde yaşadığı toplum düzeniyle barışık hale gelir. Müfsid bir insan olmaktan çıkar, muslih bir insana dönüşür. Güçlü ölüm ötesi diriliş inancı, yüce ahlaki hedeflere ulaşmayı arzu eden insana, yaşama sevinci kazandırmakla kalmaz, hayatında karşılaşabileceği tüm olumsuzluklara karşı, direnme gücüne kuvvet üstüne kuvvet katar. Böyle bir ruh haline sahip olan insan için, “gökten bela kar gibi yağsa, onun adına aşk denir.”

Yaşadığımız modern zamanlarda her türlü ahlaki ilkeleri ve toplumsal kuralları bir bariyer, bir engel, bir duvar olarak algılayan; çalışmayan, üretmeyen, sadece eğlence ve cinsel hazlara odaklanan hedonist yaşam tarzları, felsefi bir anlayış olarak “ölümden kaçış” üzerine kuruludur.

 İnsan neden manevi hazları ihmal ederek maddi hazlara bu kadar müptela olur?

İnsan neden maddi hazlar uğruna insani ve ahlaki değerleri hiçe sayar? Çünkü ölüm olgusu, Allah’a iman ve öte dünya fikri, onun hayatına yapıcı bir kuvvet olarak girmemiştir. Zaten Batı uygarlığının temel kabullerinden biri de budur. Özünde Allah’a ve O’ndan gelenlere yabancılaşan Batı medeniyeti, ölüm ötesi hayatın ve tekrar dirilişin inkârı üzerine kurulmuştur.

Eğer yaşadığımız bu dünya hayatına ölüm ışık tutmuyorsa, bu hayatı aydınlatmıyorsa, bu hayat neyle aydınlatılır?

“Öte”yi keşfeden ve bütün bir yatırımını öte inancına göre yapan bir insan için ölüm olgusu yapıcı bir kuvvete dönüşür. Bu kişiler için hayat, zafer değil, seferdir. İnsan, özgür iradeli bir varlık olarak yaratılış gereği, yaratılışının amacına uygun bir şekilde iyi yere yolculuk edebilme kararını verebilir. Bu bağlamda zaferi önemseyen insanlar maddi hazların peşinden koşar. Seferi önemseyen insanlar ise,  manevi olanın, manevi hazzın, oluş ve tekâmülün peşinden koşarlar.

 Unutmayalım ki, bu farkı fark etme şuuru, ölüm ötesi hayata kuvvetli bir şekilde inanan insanlarda vardır.  Öte dünyanın huzuru, bu dünyadan geçmektedir. Bir medeniyet, bir yaşam tarzı,  öte dünyada hesap verme şuuru üzerine kurulmadıkça, bu dünya hayatı bir insan ve bütün bir insanlık için zehir olacaktır. Bu sebeple, “ölmeden önce ölünüz” rivayetini hayat biçimi kılan ve yaptığı iyi veya kötü her türlü faaliyetin karşılığının sorulacağı bir güne şimdiden hazırlıklı olan bir insan mutlaka bu dünyada ‘hoş seda’ bırakacak hizmetler yapar. Hayatını Allah adına yaşayan bir insan-ı kâmili hem Allah ve hem de mahlûkat sever. Bunu görmek isteyenler, çevresindeki  canlı bir şekilde yaşanan örneklere baksınlar ve “ölümsüz gerçeğin” peşinden koşsunlar.

 

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim