• BIST 106.991
  • Altın 152,004
  • Dolar 3,6781
  • Euro 4,3218
  • Konya 13 °C
  • "Fiyat etiketinde yanıltıcı uygulamalara taviz yok"
  • Erdoğan'dan uyarı: "Televizyondan izliyorum sizi salonda göremiyorum!"
  • RTÜK'e Konyalı yeni üye!
  • "Fiyat etiketinde yanıltıcı uygulamalara taviz yok"
  • Erdoğan'dan uyarı: "Televizyondan izliyorum sizi salonda göremiyorum!"
  • RTÜK'e Konyalı yeni üye!

Öldürmekten beter fitne nedir?

Murat Kayacan

Fitne, sözlükte imtihan etmek anlamına gelir. Gümüş ve altının, cürufundan arındırmak için eritilmesine de fitne denir (İbn Manzur, h. 1414, XIII: 317). Bu kelime bir ayette şöyle kullanılmaktadır: "(Size savaş açanları) nerede yakalarsanız öldürün ve sizi çıkardıkları yerden onları çıkarın. O fitne, öldürmekten daha beterdir. Yalnız Mescid-i Haram yanında onlar sizinle savaşmadıkça siz de onlarla savaşmayın. Fakat sizi öldürmeye kalkışırlarsa, hemen onları öldürün. Kâfirlerin cezası böyledir." (Bakara, 2: 191). Bu ayette "öldürmekten daha kötü" olduğu ifade edilen fitne, İbn Zeyd'e göre küfür (Taberi, 2000, III: 566) ve Taberi'ye göre de şirktir (2000, III: 565). Bu iki görüş yalın haliyle alındığında, sanki küfür/şirk içinde bulunanların bu fiili, adam öldürmelerinden daha kötüymüş gibi algılanmaya müsaittir. Dolayısıyla haksız yere adam öldürene kısas uygulanması adalete uygun olarak gündeme geliyorsa, ondan daha kötü olan küfür/şirk fiilinin faillerine, doğal olarak öldürmekten beter (sözgelimi işkence ile öldürme şeklinde) bir ceza verilebileceği akla gelmektedir. Bu yazıda öldürmekten daha beter olan fitnenin ne olduğu konusu ele alınacaktır.

"Fitne" kelimesi, Kur'an-ı Kerim'de çeşitli anlamlarda kullanılmış ama açıktan şirk anlamında kullanıldığı, ya da şirke delalet ettiği görülmemiştir (Derveze, 1997, V: 197). Şu ayetlerde de fitne "müminlere işkence yapmak" anlamında kullanılmaktadır: "İnanan erkek ve kadınlara işkence yapıp (فَتَنُوا) sonra da tevbe etmeyenlere cehennem azabı ve yangın azabı vardır." (Buruc, 85: 10). "Sonra gerçekten Rabbin işkenceye uğratıldıktan sonra (فُتِنُواْ) hicret edenlerin, ardından cihad edip sabredenlerin destekçisidir. Şüphesiz senin Rabbin, bundan sonra da gerçekten bağışlayandır, esirgeyendir." (Nahl, 110).

Yukarıda belirttiğimiz gibi Taberi de, adam öldürmekten daha büyük olan fitneyi şirk şeklinde tanımlamaktadır ancak o, bu ifadenin müminleri dinlerinden döndürene kadar, onların şirk koşmalarını sağlamayı hedefleyen bir musibet anlamına geldiğini belirtmektedir. Bu, dinine sarılmış bir mümini öldürmekten daha kötü bir şeydir (2000, III: 565). Yani Müminin -Allah korusun- dönüp kâfir olması, öldürülmesinden beter bir şeydir (Yazır, 1979, II: 696). Ahiret açısından bakıldığında mümin kimse, müşrik olarak ölmektense öldürülmeyi tercih eder.

Ölümü temenni ettiren "insanı vatanından çıkarmak" gibi durumlar ölümden daha ağırdır. Şirk, küfrü yaymak, dinden dönmek, Allah'ın yasaklarını çiğnemek, genel sükuneti bozmak, vatandan çıkarmak da hep birer fitnedirler (Yazır, 1979, II: 695).

Yukarıdaki ayette (Bakara, 2: 191) kullanıldığı şekliyle, Arapça'da "fitne" kelimesinin tam karşılığı "inancından dolayı işkence yapmak"tır (persecution). Yani bir kimsenin ya da grubun, mevcut anlayıştan farklı olarak farklı bir düşünceyi kabul etmesi, söz konusu toplumdaki düzende yapılacak iyileştirmeleri (reform) etkilemek için iyiliğe davet etmesi ve kötülükleri kınaması nedeniyle sıkıntıya sokulması ve korkutulmasıdır. Kan dökmek çok kötü bir şey olmasına rağmen, bir grup kimse kendi ideolojilerini empoze eder ve cebren diğerlerini, "hakikati kabulden alıkoymaya" çalışırsa, daha ciddi bir suç işlemiş olur. Böyle durumlarda zalim grubu güç kullanarak bertaraf etmek tamamen meşrudur (Mawdudi, 1983, I: 152).

Sonuç olarak diyebiliriz ki, müminlerin "fitneyi şirk ile eşitleyip in şirkten daha beter" görüp bütün müşrikler Müslüman oluncaya kadar onlarla savaşmanın emredilmiş olduğunu düşünmeleri doğru değildir. Peygamberimizin (s) pratik sünneti bu gerçeği kesin olarak gözler önüne sermektedir (Derveze, 1997, V: 198). Öldürmekten beter olan fitne; işkencedir, baskıdır, zulümdür.

 

Derveze, İzzet, et-Tefsiru’l-Hadîs, (çev. Vahdettin İnce ve diğerleri), 7 c., Ekin Yay., İst., 1997.

İbn Manzur, Ebu’l-Fadl Cemâluddîn, .(h. 1414). Lisânu’l-Arab, 15 c., Beyrut, Daru Sadır.

Mawdudi, Abul Ala, Tafhim-ul-Quran, (Trans. Zafar Ishak Ansari), The Islamic Foundation, the UK, 1993.

Taberi, Muhammed bin Cerir. (2000). Câmiu'l-Beyan an Te’vîli Âyi’l-Kur'an. 24 c. Beyrut: Müessesetü’r-Risale.

Yazır, Elmalılı Hamdi, Hak Dini Kur’an Dili, 10 c., Eser Neşr., İst., 1979.

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim