• BIST 106.711
  • Altın 143,580
  • Dolar 3,5587
  • Euro 4,1404
  • Konya 29 °C
  • Gülen bizi yurdun mescidine kilitleyip kırbaçlı adam dikti!
  • TRT'nin eski personeline FETÖ'den dava
  • Ali Ünal'a iki kez ağırlaştırılmış müebbet talebi
  • Gülen bizi yurdun mescidine kilitleyip kırbaçlı adam dikti!
  • TRT'nin eski personeline FETÖ'den dava
  • Ali Ünal'a iki kez ağırlaştırılmış müebbet talebi

Oldu mu yaa, Yalçın?...

Seyit Küçükbezirci

Oldu mu yaa, Yalçın?... Seni öyle özlüyorum ki…

 

            Oldu mu yaa, Yalçın?... Seni öyle özlüyorum ki…

            Her şey grileşiyor mu, bozarıyor mu ne? Daha kaç bahçe göreceğiz? “Târumar…”

            Gitmek mi zor; kalmak mı? Ayrı ayrı soruluyorsa, tam lüzumsuzluk... “Gitmek” de zor;“kalmak” da zor.

            “Konya’ya özgü” ünlü “Başyazar” rahmetli Suat Abanazır, bir gün bana; “Herkes kendi Pavli’sine ağlar” demiştir. Bir Sille deyimiymiş. Sille lisânında “Pavli”; “Sen Pol” demek. Hıristiyan Hıristiyan’a, Müslüman Müslüman’a ağlar. Yani herkes kendi kaybına ağlar, demek isterlermiş.

Tutunacak dal bulamadığım “akşamüzerleri”; “Vakit garipsediği zaman” ben de kimselere görünmeden ağlarım; “aziz ölülerim”i hatırlayarak. Yalçın Dikilitaş, Nevzat Kücükerdoğan, Sefa Odabaşı, İbharim Sur… Çıkar gelirler; “Gönül ağıtları”ma.  Öldüklerine hâlâ inanamadı ki, gönlüm. “Sır oldular” diyorum. “Tekrar mülâki olma”da umudum.

IRMAK OLUP ÇORAK TOPRAKLARDA AKMAK

            Bir gün, bir söyleşide, rahmetli Ord. Prof. Dr. Sadi Irmak, babasını anlatırken; “Babam çorak topraklarda akan bir ırmaktı” demişti. Seydişehir’den çorak topraklarda akmayı tercih eden bir ırmak.

            Yalçın Dikilitaş da öyleydi. Tohum yeşermeye, ırmak akmaya mahkûm. Yalçın, toprağının bin bir sebepten dolayı çoraklaştığının bilincindeydi. “Varsın olsun” diyerek aktı. Şair olarak, yazar olarak, gazeteci olarak. Hele, unutulmaz “hiciv” yani “taşlama” şairi “Heccav” olarak. Birisi çıkmalı; Yalçın’ın, ön üç yıl süreyle yazdığı “N’aber?”; “Niyazi” başlıklı on bine yakın hiciv dörtlüğünün tümünü kitaplaştırmalı. Bana kalırsa, Yalçın, “Konya Hiciv Edebiyatı”nın en iyi beş on şairinden biri.

 

2004’TE ÖLÜM “BOSTANCI” OLDU, “YÜZLEME” ALDI

            “Konya’nın saadetli yılları”nda, şehir binlerce dönüm bağla, bostanla çevriliydi. “Bostan bozumu” zamanı gelince, bostan tarlasına girilir; en sağlam, en düzgün, en cins divlekler seçilerek toplanır, gelecek aylar için kışa saklanırdı. Buna “yüzleme almak” denirdi…

            2004 yılını hiç sevmem. Yılları sayarken, 2004’ü anmamak için onu atlarım. 2004 yılı, Konya fikir, sanat, kültür, basın dünyasından “yüzleme” aldı. Önce 22 Nisan 2004’te Sefa Odabaşı’nı; 25 Ağustos 2004’te Mehmet Önder’i; ve; 19 Ekim 2004’te Yalçın Dikilitaş’ı uğurladık. Yalçın’ın, benim, aziz dostumuz, kardeşimiz Nevzat Küçükerdoğan da, iki yıl önce gitmişti; 25 Eylül 2002.

            “Güngörmüş Konyalılar” benim çocukluğumda birisi öldüğünde “tevekkülle”; “Ne yapalım kepeği bitti” derlerdi. Bu Konya inanışına göre, herkesin bir küpü, içinde de kepeği olurmuş. Kiminin küpünde bir karış kepek, kiminin küpü yarısına kadar dolu, kimisinin küpü de ağzına kadar dolu olurmuş. İnsan, küpündeki kepek bitince ölürmüş.

            “Gün görmüş”, “kadim” ve “Kâmil” Konyalıların yanında hayıflansam, eminim, “Ne yapalım elden ne gelir. Kepeği o kadarmış” derlerdi.

 

İNSANDA EĞER SANATÇI DAMARI VARSA;

O SÖYLEMEYE YA DA YAZMAYA MECBURSA

 

            Yalçın Dikilitaş,  memurluk, muhasebecilik, gazetecilik yapsa da, “kulak asmamak” lâzım. Bu dediklerimi “hanedekiler” için, “muhanete muhtaç olmamak için” yaptı. O, aslında şiir duydu, şiir soludu, şiir söyledi. Ya okudu, fırsat bulursa yayınladı, çoğu “terekesinde” kaldı.

            Geçenlerde “Okullar Şiir Antolojisi/1960” geçti elime. Daha doğrusu, Yalçın’ı düşünürken, kitaplığımda kırk yıldır saklandığı yerden, “Hikmetinden sual olunmaz” çıkıp geldi. 1960’da Çağrı Dergisi, okullar arası bir şiir yarışması açmış. Bine yakın şiir gelmiş. Yarışma Türkiye çapında. Ünlü edebiyatçılardan, şairlerden oluşan jüri Yalçın Dikilitaş’ın şiirini de beğenmiş. Yalçın, bu yarışmaya girdiğinde henüz “Karma Orta Okulu”nda öğrenci. Edebiyat öğretmenimiz, dostumuz, şair rahmetli Kemal Or’un hazırladığı antolojiden, Yalçın’ın şiirini sunuyorum. Eminim, bu şiirini bilen çok az.

“ESKİ ŞARKI”

“Kırık da olsa plâk, çalıyorum işte

O şarkıyı kaç kere üst üste

Doğduğum şehir, ilk öğretmenim,

Saklambaç oynadığım arkadaşlarım…

Anılar insanı rahat komaz;

Mezarlarından kalktı ölüler bir bir.

Eski şarkılar bir türlü unutulmaz”

                                    Yalçın Dikilitaş

            Evet, canım kardeşim, “sırdaşım” aynen öyle oluyor. “Anılar insanı rahat komaz” ve; “Eski şarkılar bir türlü unutulmaz…”

 

ŞİİRİNE UMUT BAĞLADIĞIM BİR GENÇ

            1962 başları,  Şehir Postası’nı günlük yayınlamaya başlamışız. Bir genç geldi; şişmanca, içi içine sığmayan, heyecanlı. Bir şiir uzattı. Umursamadan aldım; bir şiir heveslisi daha, diye içimden geçti. Okuyunca şaşırdım. Mahcubiyetle uzattığı şiir “usta işi”ydi. “Söylenmemişi söylemek, söylerken de o dilde en güzel söylemek” ölçeğinde Konya’yı, “Zindankale’den öte Tatar Mahalleleri”ni söylüyordu. Şiiri yayınladım hemen; “köşem”de de üç sütun yazıda verdim, Yalçın’ın şiirdeki özgün sesini.

            Kırk yıl sonra, 2000’lerin başında, bir bayram günü, Yalçın’ın evine, “bayramlaşmak” için uğradık Elmas Hanım’la. Ağzına kadar tepeleme kitap dolu, daracık çalışma odasında bir dosya açtı. Kırk yıl önceki Şehir Postası’nda yayınlanan şiirini, benim yazımı çıkarttı. Saklamıştı; sararmış gazeteyi elime aldığımda “nutkum tutulmuştu.” “Ağabey, o gün, sen şiirimi beğendiğini, yayınlayacağını söylediğinde, heyecandan, uzun yıllar, özlemini çektiğim, annemin duaları sayesinde kavuştuğum bisikletimi gazetenin önünde unutmuşum” dedi.

            “Yalçın Dikilitaş Şiiri”ne umut bağlamıştım. Hayal kırıklığına uğramadım.

 

YALÇIN’SIZ GEÇEN YEDİ YIL; 19 EKİM 2004-19 EKİM 2011

            Bir türkü dudaklarımda. “Ölümle ayrılığı tartmışlar…” gerisini siz de bilirsiniz. Bir de Eğin Türküsü var.“Ağam sen gideli yedi yıl oldu” diye. Bu gün Pazartesi. Yalçın, dört gün önce gitmişti. Geçen Çarşamba, Ekim’in 19’u; yedi yıl oldu. O zaman altmış yaşandaydı; gönlümüzde, hafızamızda hep o yaşta kalacak. Biz; “Ulaşmak için menzile”; “İki kapılı bir handa”; “gidiyoruz, gündüz gece…” Hayırlı olsun. Çok çok dursak tadı çıkacak değil ya.

            Ömrünün en güzel, en verimli yıllarını verdiği “Konya Ansiklopedisi”ne; kültür, sanat, Konya dendiğinde mangalda kül bırakmayanlar sahip çıkmadı. Elbette, onların da “hüsnü geçecek” bir gün. Yüzlerce şiiri, binlerce taşlama “dörtlük”ü gazete sayfalarında kaldı. “Kahvenin Hatırı” köşesinde sayısını bilmediğim köşe yazısı.

            Yalçın Dikilitaş, muhteşem bir kültürün son adamlarından biriydi. “Bir kahvenin kırk yıl hatırı olduğuna” inanırdı. İnanmakla kalmadı, gösterdi de. Yalçın’ın yazarlığından, gazeteciliğinden faydalananlar; yaşarken onu yere kuza koymayanlar; bir kahvenin hatırı şöyle dursun, kendilerine fisebilillah verilen yılların bile değerini bilmediler. Bu gerçeği zaman zaman hatırlatırdım; “Olsun var Seyit Ağabey; biz böyleyiz” derdi.

            NUR İÇİNDE YAT, AZİZ KARDEŞİM. Bir çocuk saflığında, hep sevgi dolu, hep insanlara faydalı olma aşkı ile yaşadın. Hizmetlerini “Balık bilmezse, Hâlik bilir.”

            Bu şehir “vefa”yı unutmaya başladı YALÇIN.

seyit-kucukbezirci.jpg

Sefa Odabaşı'nı anma toplantısında Seyit Küçükbezirci ve Yalçın Dikilitaş 2004, Türkiye Yazarlar Birliği Konya şubesi bahçesi 

MESAJ TAHTASI

FİDANLIĞI OLAN, HOBİ BAHÇESİ OLAN BELEDİYE BAŞKANLARINDAN DİLEK  

 

            Konya’da yüzlerce yıldır varlığını sürdüren, sadece “Konya’ya mahsus” olan, meyve ve üzüm cinsleri var. Çoğu son yıllarda görünmez oldu. Ama Konya’nın bahçelik bağlık yörelerinde hâlâ bulmak mümkün.

            “Şeker Armudu”; “Musafdeste Kayısı”, “Hamıdatlı Erik”, Meram’ın “Ekmek ayvası”… “Aladiriz üzüm”, “Germi üzüm”, “Büzgülü üzüm”, “Akgut ve hanımparmağı üzüm” bunlardan birkaçı.

            Başkanlar bir talimat verse, bu cinsler bulunsa, fidanları yetiştirilse, halka “aşılık” verilse. Böylece gelecek yüzyıllara ulaştırılsa.

            Belediyelerimizin artık imkânları eskisi gibi değil. Paraları da bol, yerleri de çok.

            Unutulmadan anılmak yollarından birisi de bu sanırım.

GELECEK PAZARTESİ: SEVGİLİ CUMHURİYET; SEN İLELEBET PÂYİDAR OL 

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
Dincer Ulutas
24 Ekim 2011 Pazartesi 20:21
Konya
Sevgili Seyit,

Bende her Pazartesi yi dort gozle bekliyorum, senin bu yazilarini okumak icin. Tesekkur ederim.

46 yildir Turkiye den ve Konya dan ayriyim ama hala Konyayi benden ayiramadilar. Butun gonlum ve kalbim hep orda.

Insaallah benim yazdiklarimi goruyorsun, cunku bende Turkce karakterler yok. Kusura bakma.
98.217.221.212
Mustafa Yavuz Çolak
24 Ekim 2011 Pazartesi 11:32
Konya Değerlerine Sahip Çıkmalı...
Üstad, pazartesi günlerini iple çekiyorum. İnşallah kıymetiniz bilinir bu memlekette. Tarihimize, kültürümüze meraklı, duyarlı bir Konyalı olarak size minnet doluyum. Genç nesil kopuyor hocam bizden, onlara sahip çıkmalı, okumalarını sağlamalıyız...
88.247.241.198
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim