• BIST 106.736
  • Altın 141,017
  • Dolar 3,5210
  • Euro 4,0955
  • Konya 23 °C
  • Seccade üzerinde ayakkabı ile mesaj kime?
  • Sıcaklıklar yeniden artacak! Konya 5 günlük hava durumu
  • İşte Bakan Sarıeroğlu olayında tüm gerçekler!
  • Seccade üzerinde ayakkabı ile mesaj kime?
  • Sıcaklıklar yeniden artacak! Konya 5 günlük hava durumu
  • İşte Bakan Sarıeroğlu olayında tüm gerçekler!

Ö. L. Mete ve Derin Din Derin Devlet

Murat Kayacan

Mete, bir dönem Süleyman Hilmi Tunahan’a bağlı kurslarda okumuş, Kur’an kursu hocalığı yapmış. Kadiri tarikatı mensubu bir yazar. Bir dönem Rize’den MHP milletvekili adayı olmuş ancak seçilememiş. Dorduncukuvvetmedya.com adresinde, kendisiyle yapılan bir röportajı okudum ve röportaj hakkında gerekli gördüğüm birkaç değinide bulunmak istiyorum.

Mete’ye göre: “Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır.” Mete’nin bu sözünün hiçbir dinî delili yoktur. Mete röportajın devamında: “Hz. Mevlana ile Hz. Şems’i düşünün, hangisi hangisinin şeyhidir?” diyerek şeyhini de şeyhsiz kalma riskinden kurtardığını ima etmektedir.

Mete: “Üstat (Hilmi) Tunahan da vefat etmişti. Tasarrufları devam ediyordu” derken de, Konya Belediyesi’nin kendisine teklif ettiği 50 milyon dolar bütçeli Mevlana filmi öncesinde Mevlana müzesinin etrafında dolaşıp Hazretin himmetini istediğini ifade ederken de, keşke evrendeki tasarruf yetkisini Allah’a has kılsaydı ve isteyeceğini doğrudan Allah’tan isteseydi. Zira her ikisi de vefat etti ve ruhları Allah katında tutulmakta (Zümer, 39: 42) ve Hesap Günü’nü beklemektedir.  

 “Ben mürşidimin ilm-i ledun bilgisi olduğunu kabul etmek zorundayım” diyen Mete böyle bir zorunluluğun da, peygamberlerden olmayanlara verilen böyle bir ilmin de olmadığını ciddi tefsirlerden öğrenme imkânına sahip.

ABD’nin Irak savaşında Türkiye’den asker aktarımı yapmasına dair tezkerenin TBMM’den geçmemesine dair sorulan soruya Mete,“Daima vaki olan hayırlıdır” şeklinde cevap veriyor. Bu sözleri şeyhi Abdulkadir Geylanî’nin (d. 1077 Geylan-ö. 1165) doğum yeri Bağdat’ta da söyleyebilir mi, hiç sanmıyorum.

 “Türkiye’de derin devlet olmadığı için Türkiye Cumhuriyeti devlet değil. Bütün devletlerin derin devleti var. ABD'nin birkaç tane derin devleti olduğu için başı beladan kurtulmayacak. Batışı da bundan olacak. Derin devlet, devletin gizli boyutudur ve devletin sağlığını koruyabilmek için her türlü aracı kullanır. Gerektiğinde zehir de kullanır dine aykırı iş de yapar. Din de bunu gerektirir” sözleri de yine ona ait. Bir defa dinde maslahatın ve zorunluluk hallerinin ne olduğu naslara rağmen belirlenemez. Belirlenirse bu dinî olmaz, hevaî olur. Mete, keşke gerekçelerini “Devlet zaman zaman rutinin dışına çıkar” diyen devlet adamı (?) Demirel’e dayandırsaydı daha isabetli olurdu. Zira Mete sözleriyle, devletin açıkça hukuk dışılığa çıkabileceğini söylemiş oluyor. Halbuki İslâm’ın kutsadığı bir devlet anlayışı yoktur. Adil olamayan devlet doğal olarak ömrünü tamamlar, yeni bir devlet kurulur. Kurulan bu devlet de zulme saparsa o da gider. Adil olan daha fazla uzun süre ayakta kalmayı başarır. Sonrası kıyamet ve diriliş. Mete’nin dediği gibi bütün devletlerin derin devleti varsa, birkaç derin devletli ABD sırf “birkaç derin devlete sahip olmakla başı beladan kurtulmayacaksa” varın Türkiye hariç birçok derin devletli devlete sahip olan dünyanın halini düşünün!

Röportajın devamında TC’nin, yolsuzluklardan uzak olmadığını ifade ettiği Atatürk döneminde “derin devlet”e sahip olduğunu söylüyor. Bu sözleriyle o dönemi kutsuyor mu, yeriyor mu şahsen anlayamadım.

Yine Mete “Bir Müslüman olarak ben birisi beni tehdit ettiğinde ölüm kalım meselesi olunca ben kâfirim diyebilir miyim, buna benim dinim izin veriyor mu? Veriyor. Burada ben ruhsat ile hareket edebilirim. Dinimi ölüm tehlikesi söz konusu olursa inkâr edebilirim. Önemli olan insanın yaşamasıdır. Can tehdidi karşısında kişi inancını gizleyebilir. Buna İslamiyet izin vermiştir. O yüzden derin devlet herhangi bir ideoloji ile şartlanmış olarak hareket edemez. Türkiye'nin bir derin devleti olsaydı, Atatürkçülük, solculuk, İslamcılık ile hareket etmez bu milletin sıhhati için devletin bekasını ve çıkarını düşünerek hareket ederdi” diyor. Bireysel bir durumu toplum önderliğine genelliyor. Bir lider inancını gizlediğinde ona lider denilir mi? “Ben buradayım!” diyemeyen bir lideri kim dikkate alır? Hele hele bu lider kurumlaşmış devlet gibi bir yapının başı ise devlet adamlarının tümünün takiyeci olması aslında “kaypak” iktidarları kutsamayı beraberinde getirmez mi?

Ömer Lütfi Mete dinini Kitabî, devlet anlayışını da hukukî hale getirirse hem dünyada hem ahirette “sevilenlerden” olur.

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim