• BIST 81.712
  • Altın 147,398
  • Dolar 3,8050
  • Euro 4,0356
  • Konya 1 °C
  • Sürücülere kötü haber: Yüzde 30 zam geliyor
  • CHP'liler erken seçim ipine sarıldı
  • FETÖ’ye bağlılık ‘narkoz testi’nde
  • Sürücülere kötü haber: Yüzde 30 zam geliyor
  • CHP'liler erken seçim ipine sarıldı
  • FETÖ’ye bağlılık ‘narkoz testi’nde

Nükleer enerji alternatifsiz mi?

Ufuk Karadavut

Geçtiğimiz günlerde Japonya da insanlık tarihinin en büyük doğal felaketlerinden birisi meydana geldi. Önce deprem kendini hissettirdi. Ardından dev dalgalar kendini en ağır şekilde gösterdi. Ama Japonları tebrik ve takdir etmek gerekir ki, bu kadar büyük (8.9 şiddeti) bir depremde ölen ya da ciddi anlamda yaralananın olmaması büyük başarıdır. Çünkü depreme hazırlıklı olmasalardı yıkım çok büyük ve beklide dünya tarihinin en büyük yıkımı olabilirdi. Baksanıza yaklaşık 10 yıl önce Türkiye’de olan 7.2 lik depremde 35 000 civarında insanımızı kaybettik. Yaralananların ve yaralanma miktarlarını bilmediğimiz bu insanlara karşılık Japonya da bu sayı sıfıra yakın. Demek ki bizim deprem konusunda aldığımız ya da alacağımızı söylediğimiz tedbirler oldukça basit olarak gözüküyor.

            Burada başka ve daha önemli bir sorun var. Bu da Deprem ve sonrasında görülen dev dalgaların (tsunami) yaratmış olduğu tahribattır. Bu tahribat gerçekten telafisi zor yaralar bırakmıştır. En son olanda Japonya da halen çalışmakta olan bazı nükleer santrallerin ciddi anlamda etkilenmeleri ve patlamaların yaşlanmasıdır. Halen 3 adet nükleer santralde patlamaların olduğu basına yansımış durumda.  Bunun üzerine tartışmalar başladı: “Nükleer santraller ne kadar güvenli”. Bence sorunun bu şekilde sorulmasından ziyade “nükleer enerjiye gerçekten ihtiyaç var mı?” diye sormak gerekiyor. Eğe sorunun cevabı “evet” olacaksa söylenecek şeyler farklı, “hayır” olacaksa yine söylenecek şeyler daha farklı olacaktır.

Nükleer santraller günümüzde sadece enerji ihtiyacını karşılamak için değil, aynı zamanda buna sahip olan ülkelere siyasi ve askeri güç kazandırdığına inanılmaktadır. Bu nedenle özellikle gelişmekte olan ülkelerin bu inançları kırılmadıkça nükleer enerjiden vaz geçmek diye bir şey söz konusu da olmayacaktır. Gelişmiş ülke statüsünde olan ülkelerin sahip olmuş olduğu nükleer santraller ise dünya genelinde sahip olunan santrallerin yaklaşık %85’ini oluşturmaktadır. Bu ülkelerinde bu rahatlıktan taviz vereceklerini sanmıyorum. Çünkü bu ülkeler nükleer enerji ile yeni tanışmadılar. Uzun yıllardan beri kullanıyorlar. Bunun tehlikelerini de bizden daha iyi biliyorlar. Bu nedenle nükleerden vazgeçmek diye bir şeyin olabileceğine inanmıyorum.

Ancak belki yeni yapılacak nükleer enerji santralleri daha güçlendirilmiş ve güvenlikleri üst düzeyde olacak şekilde yapılabilir. Eski santraller gözden geçirilerek sağlamlaştırılabilir. Veya en iyisi daha yeni ve yenilenebilir alternatif enerji kaynaklarına ağırlık verilebilir.

Türkiye’nin elektrik üretimindeki toplam kurulu gücü 45.000 MW’dır. Bunun büyük bir kısmı (%50 civarı) doğalgaz çevrim santrallerinden elde edilirken, geri kalan kısmı ise termik (TS) ve hidroelektrik santrallerinden (HES) elde edilmekte ve çok küçük bir kısmı (2.000 MW) rüzgâr enerjisinden üretilmektedir. Ancak özellikle hidroelektrik santralleri son yıllarda doğa katliamına dönüşmüştür. Akdeniz ve Karadeniz’in bütün güzellikleri barajlar için katledilmiştir. Karar alıcıların artı ve eksi hesabı yapmaları gerekir. Doğa bize gerekli mi? Doğayı katlederek nereye kadar gidebiliriz.?

Bütün bunlar değerlendirildiğinde nükleer enerjiden var geçmek mümkün değildir. Ancak mümkün olduğunca sınırlı tutmak ve alternatif enerji kaynaklarına yönelmek daha faydalı olacaktır. Rüzgâr ve güneşin yanında biyokütle ve biyogaz alternatiflerinin de ciddi olarak değerlendirilmesi gerekir. Sadece Çin’de 8 milyon adet, Hindistan’da 5 milyon adet biyogaz tesisi bulunmaktadır. Ülkemizde de teknik olarak özellikle hayvancılığın yaygın olarak yapıldığı alanlarda biyogaz teşviki yapılabilir.

Son olarak söylemek istediğim, pahalı üretim kolayca harcayan bir ülkeyiz. İsraf diz boyu. “Yiyiniz, içiniz ama israf etmeyiniz” kutsal emrini diğerleri gibi rafa kaldırdığımızdan bir önemi kalmadı. Öncelikle enerji verimliliği ve israf konularında insanlarımızın bilgilenmesi gerekiyor. Japon halkına buradan geçmiş olsun diyorum. Allah böyle bir şeyi ülkemize göstermesin…

Not: Bu gün Çanakkale de yazılan bir destanın yıl dönümü. Muhteşem bir geçmişin daha muhteşem bir geleceğe bağlanabilmesi için zaferin çok iyi anlaşılması ve anlatılması gerekiyor. Saygılarımla

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim