• BIST 120.412
  • Altın 300,436
  • Dolar 5,9494
  • Euro 6,5446
  • Konya 3 °C
  • Şifa deposu yumurta, bir kez daha aklandı!
  • Kitapseverler yarıyıl tatilinde de kütüphanelere koşuyor
  • Prof. Dr. Ceylan'dan "Coronavirüsler hastalarla temastan kaçınarak engellenebilir" uyarısı
  • Şifa deposu yumurta, bir kez daha aklandı!
  • Kitapseverler yarıyıl tatilinde de kütüphanelere koşuyor
  • Prof. Dr. Ceylan'dan "Coronavirüsler hastalarla temastan kaçınarak engellenebilir" uyarısı

Kudüs mitinginde neler oldu?

Kudüs mitinginde neler oldu?
Konya'da 6 Eylül 1980'de düzenlenen Kudüs'ü Kurtarma ve Milli Gençlik Yürüyüş ve Mitingi aradan 26 yıl geçmesine rağmen hâlâ esrarını koruyor.

MİTİNG VE YÜRÜYÜŞ ESNASINDA NELER YAŞANDI?


İsrail, bütün dünyanın ve Müslüman ülkelerin tepkisine rağmen 23 Temmuz 1980’de Kudüs'ü İsrail'in ebedi başkenti olarak ilan etti. Söz konusu kararın 30 Temmuz 1980 tarihinde İsrail kabinesi Knesset'te onaylanması üzerine 28 Ağustos 1980’de Türkiye tepki olarak Kudüs'teki Başkonsolosluğu kapatıp İsrail’le ilişkilerini maslahatgüzarlık seviyesine indirdi. Ancak Türk halkının söz konusu karar dolayısıyla İsrail’e tepkisi bununla sınırlı kalmayacaktı. Milli Selamet Partisi halkın bu tepkisini dile getirebilmesine imkân tanımak için 6 Eylül 1980’de Konya’da bir Kudüs mitingi düzenlemeye karar verdi.


Mitinge Konya’dan ve Konya dışından yaklaşık 100 bin kişi katıldı. Mitinge katılanların boyunlarında 990’lık tahta tesbihler taşıdığı, şalvar, cübbe ve sarık giydiği iddia edildi. Ancak miting öncesi yapılan yürüyüş esnasında yaşanan bazı olaylar ve miting sonunda İstiklal Marşı okunurken 1978’de Selimiye Camii şadırvanında abdest alırken öldürülen Hasan Sürel’in miting alanındaki posterinin asılı bulunduğu yerdeki yaklaşık 50 kişilik bir grubun yere oturması, miting tertip komitesi üyesi ve MSP Konya Senatörü Ahmet Remzi Hatip’in ve MSP Genel Başkan Yardımcısı Şener Battal’ın aksi yöndeki bütün uyarılarına karşı belirlenmiş sloganlar haricinde sloganların bazı gruplar tarafından ısrarla atılması mitingin hem Konya hem de Türkiye gündeminde bomba etkisi yapmasına yol açtı.


DÖNEMİN GAZETELERİNDE MİTİNG NASIL LANSE EDİLDİ?


Yazı dizimizin ilk bölümünde dönemin gazetelerine dayanarak yaşanan olayları tasvir etmeye, bu olayların kamuoyunda nasıl algılandığını belirlemeye çalışacağız.


8 Eylül 1980 tarihli Milli Gazete’de “Kudüs’ü Kurtarma Günü yürüyüş ve mitingi ile” Konya’nın tarihi günlerinden birini daha yaşadığı kaydedilerek “İstasyon meydanından İtfaiye Meydanı’na kadar yürüyen İnananlar ordusu İtfaiye Meydanında bir insan denizi oluşturdular. On binlerce insanın taşıdığı sinlerce afiş, döviz ve pankartlarla, Yahudi İsrail ve onların uşakları masonlar lanetlendi. Türk Parlamentosu tarafından İsrailci hükümetin Dışişleri Bakanının düşürülüşü kararı kutlandı” şeklinde yapılan yürüyüş ve miting özetlendi.


Fakat dönemin gerek yerel gazetelerinin büyük bir kısmı gerekse yaygın basın mitingde İstiklal Marşı’na saygısızlık edildiğini, miting öncesi Kızılay’ın sahibi olduğu Dergah Oteli’nin camlarının indirildiğini, Fuar Mahsen Birahanesi’nin, Fuar içinde bulunan Tekel pavyonunun Alaaddin Caddesi’nde bulunan birahane ve tekel bayilerinin taşlandığını ileri sürdüler. Sözgelimi AP’nin yarı resmi yayın organı konumunda yayın yapan Konya Postası gazetesine göre “Yürüyüş ve miting saat 11’de yapılacakken saat 14’e alındı. Mevlana alanına gelen gruplar yürüyüşe saat 15’te başladılar. Başlarında yeşil beyaz takke ile sarık bulunan grup yürüyüşe geçerken bir grup da duvarlara yeşil boya ile sloganlarını yazmaya başladılar. Bu arada Kızılay’a ait bulunan Dergah otelinin camlarına yazı yazılmasına müdahale edilmesi bu otelin tüm camlarının grup tarafından kırılmasına yol açtı.”


MİTİNG “DELİBAŞ HADİSESİ”NE BENZETİLDİ!


Gücüyenerler’in Yeni Konya’sı 8 Eylül tarihinde birinci sayfa manşetinden duyurduğu yürüyüş ve miting haberinin spotunda “Mitinge katılan MSP’li grupların kıyafetleri dikkat çekti. Bir otel, bir tekel bayisi ve bazı yerler saldırıya uğradı. İstiklal Marşı okunurken bir grup MSP’li yere oturdu” ifadelerine yer veriyordu. Yine Yeni Konya ertesi günkü manşetinde olayın akabindeki gelişmelere yer vererek Kudüs mitinginin Konya’da MSP’ye puan kaybettirdiğini ileri sürdü. Haberin üst spotunda kimliği belirsiz kişilerin ağzından “Kendini bilen yüz Konyalı’nın dahi mitingde bulunmadığını” iddia eden gazete aynı kişilerin “Kudüs ihya edilirken Konya berbat edilemez” dediklerini kaydetti. Aynı kişilerin yaşanan olayları “Delibaş Hadisesi”ne benzettiklerini öne süren gazetenin bu iddiaları da kayıtlara geçti.


KONYALI SİYASİLER MİTİNGİ AĞIR ELEŞTİRDİ


AP Konya İl Başkanı Adnan Ağırbaşlı mitingde “Konya faşistlere mezar olacak”, “Dinsiz devlet yıkılacak elbet” gibi sloganların atıldığını iddia ederken MHP Gençlik Kolları Başkanı Galip Köse ise “Okullarda olay çıkaran birçok komünist kişileri konvoylarda gördük. Bu kişilerin çeşitli sloganlarla ülküdaşlarımızı tahrik etmeleri, buna karşılık ülküdaşlarımızın bu tahriklere kapılmamaları bizleri sevindirmiştir” diyordu.


CHP Konya Senatörü Erdoğan Bakkalbaşı ve Konya Milletvekili Ahmet Çobanoğlu yaptıkları açıklamada mitinge MSP yöneticileri dışında gerçek Konyalı’nın mitinge katılmadığını iddia ederek “Bu mitingin Humeyni taklitçileri tarafından Konya’da düzenlenmiş olması talihsizliğimiz” dedi. Olayları Konya Hukukçular Derneği de yazılı bir açıklamayla kınadı.


AKINCI GENÇLER DERNEĞİ DİDİK DİDİK ARANDI


Miting sonrasında olaylardan sorumlu tutulan Akıncı Gençler Derneği Konya emniyet güçleri tarafından tarafından didik didik arandı ve mitingde kullanılan pankartlara Cumhuriyet Savcılığı’nca el kondu. Ayrıca, AGD Genel Merkezi yöneticileri hakkında da soruşturma açıldı. Ayrıca Seriyye Kitabevi’nde yapılan aramalarda da yasadışı kitaplar bulunduğu iddia edilerek kitabevi sahibi Ahmet Güçyetmez tutuklandı. Olaylar sonrasında Konya dışına çıkan tertip komitesi üyesi Süleyman Yeğenler hakkında da gıyabi tevkif kararı çıkarıldı.


Tertip Komitesi Üyesi ve MSP Konya Senatörü Ahmet Remzi Hatip, savcılığa gönderdiği bir mektupla olaylardan tertip komitesinin sorumlu tutulamayacağını bildirdi. Hatip mektubunda gazetelerde neşredilen kasıtlı haberler ve birtakım siyasi parti ve grupların yanlış beyanatlarıyla mitingin saptırılmak istendiğini ileri sürerek “En az yüz bin kişilik bir kalabalıkta nizamata aykırı hareket, söz ve pankart taşıyanlar olmuşsa,üç kişilik tertip heyetinin bunları tek başına görüp men etmesi mümkün değildir. kötü niyetli ve tahrikçi kimselerin bu kalabalık içerisinde sergilemiş oldukları kanunsuz fiillerden dolayı Tertip Komitesi’ni mes’ul tutmak hukuk kurallarına aykırıdır… Gerek Hükümet Komiseri olan zat gerekse diğer kamu görevlileri, kanunlara aykırı herhangi bir fiil, söz ve davranışı tertip komitesine intikal ettirmemiş veya re’sen müdahale etmemiş olduğuna göre tertip heyetinin muahharan mes’ul tutulmak istenmesi kanunlara aykırıdır” satırlarına yer verdi ve Cumhuriyet savcılığından kanunlara aykırı hareket edenler hakkında soruşturma başlatmasını istedi. Buna rağmen Cumhuriyet Başsavcılığı Siyasi Partiler Kanunu açısından MSP hakkında soruşturma başlattı.


VALİ TUNCEL, İ. SABRİ ÇAĞLAYANGİL’İ BİLGİLENDİRDİ


Emniyet Komisyonu toplantıları için Ankara’da bulunan dönemin Konya Valisi Lütfi Tuncel, Cumhurbaşkanı Vekili İhsan Sabri Çağlayangil’in talebi üzerine Kudüs mitinginde yaşananlar ve miting hakkında açılan soruşturmalarla ilgili olarak Çağlayangil’i makamında bilgilendirdi.


MİTİNG, İHTİLAL İÇİN ‘BARDAĞI


TAŞIRAN SON DAMLA’ MIYDI?


Miting ve yürüyüştün 6 gün sonra gerçekleşen 12 Eylül darbesinin sebeplerinden biri olarak darbenin paşaları tarafından Kudüs mitingi “bardağı taşıran son damla” olarak lanse edildi. 12 Eylül’de yayınlanan ihtilal beyannamesinde ihtilalin gerekçelerinden biri olarak Konya Kudüs mitingi de gösterildi. Darbenin lideri Orgeneral Kenan Evren, 16 Eylül’de yaptığı ilk basın toplantısında şu sözlerle mitinge atıfta bulundu: “Konya olayları gericiliğin ne boyutlara ulaştığını göstermiştir. Milletimizin bu olay karşısında gözleri açılmış, tehlikeyi bütün boyutlarıyla görmüştür.” Darbenin perde arkası kurmaylarından biri olan Org. Haydar Saltık, 29 Ekim 1980 tarihinde yaptığı bir basın toplantısında Konya mitingine ilişkin olarak “Konya mitingi 12 Eylül'e gelinmesinde bardağı taşıran son damla olmuştur” değerlendirmesini yapmıştı.


SÜLEYMAN DEMİREL: MİTİNGDE SUÇ YOKTU


Yıllar sonra 1987’de siyasi yasakların kalkması için düzenlenen referandum öncesi Cumhuriyet gazetesine verdiği beyanatta ise dönemin başbakanı olarak darbeye maruz kalmış ve siyasi yasaklılardan biri haline gelmiş olan Süleyman Demirel, laikliğin tarif edilmesi münasebetiyle Konya Kudüs mitingine değiniyor ve olaylarda hiçbir suç unsuruna rastlanmadığını ifade ediyordu: “Her askeri müdahale öncesinde irtica ve laiklik çiğneniyor gerekçesi vardır. 1980 dahil. 6 Eylül 1980 tarihinde yapılan Konya mitinginde suç bulunmadığına göre doğru mu yapılıyor? Dönüyorum geliyorum, bu miting 12 Eylül 1980'de çıkartılan ihtilal beyannamesinde ihtilal gerekçesi olarak gösteriliyor. Suç sabit oluncaya kadar kimse suçlu değildir.”


Peki ama ihtilal gerekçesi olarak gösterilecek ne yaşanmıştı 6 Eylül’de? İddialara göre 50 kişilik bir grup İstiklal Marşı okunduğu esnada ayağa kalkmamış ve Türkiye Cumhuriyeti aleyhine sloganlar atmıştı. Yazı dizimizin dünkü bölümünde de aktardığımız gibi bu iddialar mitinge katılanların uygunsuz kılık kıyafetlerinden tutun da tertip komitesinin sorumlu tutulamayacağı çeşitli taşlama olaylarına kadar uzanıyordu.


Mitingi takip eden günlerde dönemin çeşitli siyasi parti yöneticilerinin açıklamaları da birbiriyle çelişki arz ediyordu. Dönemin gazetelerine göre İran İslam Devrimi ile birlikte MSP’nin Türkiye’de egemen siyasal düzene karşı tavrı da sertleşmeye başlamıştı. Erbakan, bir yandan İran devriminin partide oluşturduğu dalgalanmaları bazı üyeleri ‘Humeynici’ addedip dışlayarak kontrol etmeye çalışırken bir yandan da parti içindeki genç radikal unsurlara da birtakım tavizler veriyordu. Dönemin siyasal gözlemcilerine göre miting bu tavizlerin önemli bir örneğiydi.


İddiaya göre mitingde İstiklal Marşı okunurken bir grup oturarak marşı protesto etmişti. Atılan sloganlar ve taşınan pankartlarda da şu sözler dikkat çekiyordu : “Dinsiz Devlet Yıkılacak Elbet”, “Şeriat İslam’dır, Anayasa Kur’an’dır”, “Şeriat Hakkımız Söke Söke Alırız”, “Komutan Erbakan Akıncı Asker”, “Yaşasın İslam Devleti Hakkımız”, “Ya Şeriat Ya Ölüm”, “Tek Halife Tek Devlet”, “Cihadımız Devletimizi Kuruncaya Dek.”


MSP SUÇLAMALARI KABUL ETMEDİ


Ancak MSP yetkilileri hiçbir şekilde bu suçlamaları kabullenmediler. Aksine bütün bunların bir provokasyondan ibaret olduğunu, hatta 12 Eylül ihtilaline bir gerekçe oluşturmaya çalışan birtakım gizli güçlerin eseri olduğunu ileri sürdüler. Sözgelimi 7 Eylül’de MSP Genel Sekreteri Oğuzhan Asiltürk düzenlediği basın toplantısında Konya’daki mitingin MSP tarafından düzenlenmediğini, bu nedenle mitingdeki yasalara aykırı davranışlardan dolayı MSP'nin suçlanamayacağını öne sürerek, “Bu muhteşem toplantıda hiçbir memleket evladının İstiklal Marşı söylenirken ne oturduğuna ne de slogan attığına kimse şahit olmamıştır” diyordu.


OĞUZHAN ASİLTÜRK, İÇİŞLERİ BAKANI’NI UYARDI


Aleyhinde yapılan bütün suçlamalara MSP Genel Başkanlığı’nı yürüten Necmeddin Erbakan yıllar sonra yaptığı bir açıklamada “Konya mitingini MSP olarak biz yapmadık. Bütün partilerin sahip çıkması için bir tertip heyeti düzenlendi ve önemine binaen, bütün partileri ve liderleri davet etti. Devrin İçişleri Bakanı, MSP Genel Sekreteri Oğuzhan Asiltürk'ü arayarak, İçişleri Bakanlığı istihbarat birimlerine mitingde provokasyonlar ve sabotajlar olacağına dair haberler geldiğini, bu durumu bildirme ihtiyacını duyduğunu söylemiş ve "mitinge" iştirak edip etmemeyi bir kere daha değerlendirmemizi" talep etmiştir. Asiltürk, konunun milli bir mesele olduğunu bu sabotaj ve provokasyonları önlemeye devletin gücünün yeteceğini ifade etmiş ve mitinge iştirak edeceğimizi, İçişleri Bakanlığı olarak "tedbir" alınmasını istemiştir,


Konya Valisi yürüyüş başlamadan önce hem kılık kıyafet hem de silah bakımından bütün korteji aratmadan yürüyüşe izin vermeyeceğini ifade etmiştir. Bütün tedbirlere rağmen, mitingdeki olayları yapanlar, herhalde bugünlerde isminden çok bahsedilen gizli örgütler olmalı ki, kendilerine mani olunamadı ve istediklerini yapabildiler” diyerek cevap verdi.


Buna karşın 8 Eylül 1980 tarihinde CHP Genel Yönetim Kurulu mitingden dolayı doğrudan bütün sağcı partileri suçlayarak, olaylardan sadece MSP’nin sorumlu tutulamayacağını iddia ediyordu. CHP’nin açıklamasında MSP kastedilerek “Din sömürücülüğünde ve laikliğe aykırı davranışlarda, tüm sağcı partiler yıllardan beri birbirleriyle yarış içindedirler. Bunun sorumluluğu yalnızca belli bir partiye yüklenemez. Hele o partinin bu konudaki tutum ve davranışlarını, AP hükümetine destek olurken bilmezlikten gelip, desteğini çekince fark eder görünmek inandırıcı olmaz” satırlarına yer veriliyordu.


“MİTİNGİN YAPILMASINA KARŞIYDIM”


1978 ila 12 Eylül 1980’e kadar Konya Belediye Başkanlığı görevini yürüten Mehmet Keçeciler de Hürriyet gazetesinden Yener Süsoy’a 21 Mart 2006 tarihinde verdiği demeçte Necmeddin Erbakan’ı ihtilalin geldiğine inandıramadığını ifade ederek miting öncesinde ve esnasında yaşananları şöyle aktarıyor:


“İsrail, Kudüs’ü başkent yaptığını ilan edince, Erbakan hoca "Konya’da Kudüs’ü kurtarma" mitingi yapalım dedi. Gün olarak da 6 Eylül 1980 günü tespit edilmişti. "Böyle manalı bir miting, çadırın orta direği olan Konya’ya yakışır" demişti hoca. İlk başta beni tertip komitesi başkanı yapmak istediler, "Ben bu mitinge karşıyım" deyip kabul etmedim. Çünkü 1979’da Konya’da yapılan bir mitingde 2 kişi ölmüştü. Konya’daki mitinglerde kanunsuz yürüyüşler yaptıklarını bildiğim için bu mitingin yapılmasına karşıydım. Hocayla Meclis’teki randevuma gittiğimde, Başkanlık Divanı toplantısı vardı. Grup odasındaki toplantı masasında Oğuzhan Asiltürk, Şevket Kazan, Süleyman Arif Emre, Recai Kutan ilk gözüme çarpanlardı. "Hocam dedim, 6 Eylül’de Konya’da yapacağımız mitingin hiç faydası yok. Miting yapmakla Kudüs kurtulmaz. Kudüs’ü kurtarmak için asker yazacaksanız, beni 1 numaraya yazın. Öğrendiğim kadarıyla Askeri Şûra’da ihtilal kararı verilmiş vaziyette. Bu miting, ihtilalin sebeplerinden birisi haline getirilir, hepimizin, bütün partililerin başı derde girer.”


Keçeciler, Oğuzhan Asiltürk’ün mitingin iptal edilmesine karşı çıktığını belirterek “İlk itiraz Oğuzhan beyden geldi; ‘Olmaz efendim, artık çok geç, mitingi herkese duyurduk’ dedi ve devam etti: Bizim de istihbaratımız var, bizim ordu ihtilal yapamaz. Çünkü sağ ve sol olarak bölünmüş durumda. Biri yapsa, öteki izin vermez. Demirel’in söylediklerini de iletince, hoca çok kızdı. ‘O bizi hep askerle korkutur zaten’ dedi. Fevkalade sinirlendim; ‘O halde ben de sizin belediye başkanınız değilim’ dedim. Kalktım, kapıyı hızla çarpıp çıktım. Konya’ya döner dönmez vali beyle görüştüm. Dedim ki ‘Hocayı ikna edemedim, istifamı orada şifahi olarak söyledim, ben gidiyorum.’ Vali bey dedi ki ‘Reis bey Konyalı seni seçti, onlara en lazım olacağın zamanda terk edip gidiyorsun. Bu yiğitlik mi?’ Bu lafa cevap bulamadım. Neyse, mitingi yapıyoruz, Erbakan mikrofonu alıp, İstiklal Marşı için bizzat ses verdi. Hep bir ağızdan söylenirken baktım, en önde bazı adamlar ayağa kalkmıyor. Kimin veya kimlerin yaptığını hâlâ bilmiyorum, oturanların hepsi Konya’nın meşhur delileriydi. Mustafa’dan İsmail’e, Selahattin’e kadar ne kadar delimiz varsa, hepsini salıvermişler sokağa. Üzerlerine yeşil kaftanlar, başlarında yeşil sarıklar, boyunlarında koca Mevlana tespihleri. Dışarıdan gelen gazeteciler haklı olarak onları normal adam zannetti. Ertesi gün hoca MSP, ben de belediye adına dilekçe verdik savcılığa ve valiliğe. İstiklal Marşı söylenirken oturanlardan şikâyetçiyiz diye. Bu arada bir de hocayı idare ettim” şeklinde yaşananlara yorum getiriyor.


TANIKLARIN SESSİZLİĞİ SÜRÜYOR


 Ülkede süren sağ-sol çatışmasını, artan asayiş olaylarını engellemek, kamusal otorite zafiyetini gidermek için “emir komuta zinciri” içinde yapılan 12 Eylül 1980 askeri harekâtının önemli gerekçelerinden biri de ihtilalin liderleri tarafından 6 Eylül Konya Kudüs’ü Kurtarma ve Milli Gençlik Mitingi olarak gösterilmişti. Dört kişilik tertip komitesi üyeleri tutuklanmış, olaylarla ilgili birçok zanlı gözaltına alınmıştı. Fakat 12 Eylül dönemindeki yargılamalarda bütün zanlılar beraat etti. Mitingde yaşanan olayların sebebi ve failleri bir türlü bulunamadı. Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel, 1987’de yaptığı açıklamada mitingde suç unsuru olmadığını itiraf etti. Oysa, 8 Eylül 1980’da AP Konya İl Başkanı Adnan Ağırbaşlı olayların arkasında “Marksist lisanla konuşanların” olduğunu, “Bugüne dek Konya’da görünmeyen kişilerin” miting alanında olaylara karıştığını iddia ediyordu. Ağırbaşlı’nın bu açıklamalarının asıl sebebinin mitingde yaşanan olaylar değil, aksine AP azınlık hükümetinin Dışişleri Bakanı olan Hayrettin Erkmen’in MSP tarafından verilen gensoruyla ve CHP’nin yardımıyla bakanlıktan düşürülmesi olduğu da iddia ediliyor.


Dönemin Konya Belediye Başkanı Mehmet Keçeciler, 26 yıl sonra yaptığı açıklamada İstiklal Marşı okunurken oturanların Konya’nın delileri olduğunu öne sürerken, mitingin düzenlenmesine karşı olduğunu da ifade ediyordu. Halbuki İstasyon Meydanı’ndan İtfaiye Meydanı’na kadar MSP kurmayları ve çeşitli İslam ülkelerinin temsilcileriyle birlikte kol kola yürüyenlerden biri de Keçeciler’di.


OLAYLAR ESRARINI KORUYOR


Buna karşın mitingde yaşanan olayların tanıkları 26 yıl sonra da sessizliklerini sürdürüyorlar. Yürüyüş ve mitinge katılanlar, mitingde yaşananlar hakkında konuşmaktan çekiniyor. Araştırma dolayısıyla konuştuğumuz birçok tanık şu an yaptıkları iş ve bulundukları konum dolayısıyla miting hakkında konuşmak istemediklerini, yaşananların 26 yıl önce de kaldığını söylüyor. Onların konuşmaktan çekinen bu tavrı olayların içyüzünün karanlıkta kalmasına sebebiyet veriyor.


İstiklal Marşı esnasında Polis Lojmanları’nın önündeki 50 kişilik bir grubun oturduğunu söyleyen ve ismini yazmamızı istemeyen bir tanık olayların asıl sebebinin MSP yandaşı gençlik hareketindeki iç çatışmalar olduğunu ileri sürerek Akıncılar Derneği ile Akıncı Gençler Derneği arasındaki fraksiyon çekişmesinin mitinge kötü bir biçimde yansıdığını belirtiyordu.


Sebep her ne olursa olsun tanıklar cesur bir şekilde olaylar hakkında konuşmayı seçmedikçe miting ve yürüyüş çevresindeki esrar perdesi aralanamayacak.


TEŞEKKÜR


Araştırmaya başladığım andan itibaren arşivini bana açan ve olaylar hakkındaki özel bilgilerini benimle paylaşan Gazeteci Ali Akgül beye, dönemin yerel gazetelerine ulaşmamı sağlayan İl Halk Kütüphanesi Müdürü Hasan Coşar beye, elindeki miting fotoğraflarını gazetemiz okurlarıyla paylaşmayı kabullenen Kemalettin Nokta beye yardımlarından dolayı teşekkür ederim. Olaylar hakkında konuşmasalar da benimle görüşmeyi kabul eden tanıklara da şükranlarımı iletirim.


 


Araştırma: Murat GÜZEL


 

Yorumlar
TARIK SEZAİ KARATEPE
07 Ocak 2009 Çarşamba 01:08
Felluce - Gazze: Allah Azze ve Celle!
Felluce - Gazze: Allah Azze ve Celle!
“Yerkürede neden ‘En Büyük O!’ diyenler zulme uğruyor? Adı konulmamış bir savaş, jenosit, soykırım, vahşet… hep muvahhidlere karşı?
Niçin Moro, Açe, Musul, Kandahar, Ramallah… barut fıçısı; Kopenhag, Rio, Pekin, Ottova… değil de?”
“Çok düşünme, akla zarar! Bir medeniyeti, yahut fethi var mı, ecnebi alemin? Köprüler yaptıran, çeşmeler akıtan… Ya modeli, insana sunacak?
Tabi ki sen farklısın. Meyve veren ağaç taşlanır. Aksiyonersin, her hayırda sen varsın. Reaksiyonersin, tüm şerlere engel. ‘Hayra motor, şerre fren!’
Saatin Kurtuluş’a ayarlı. Geceyi yararcasına tayin etmişsin yönünü. ‘Bütün azalarını harbe çağır’mışsın. Yönelmişsin O’nun huzuruna. Bir’lemişsin vargücünle.
Duyuların alabildiğine açık. Akşamdan kalan ne varsa akl-ı selim süzgecinden geçirmiş… olan bitene duyarsız kalmamışsın. Kah bir müjdeli haberle içine girmişsin ekranın… kah ‘uzaktan’ı parçalamışsın duvarlarda.
‘Ne hale getirdiler; evreni, seni, beni, hepimizi. Dünyanın yarısına işkence, göstere göstere gelmiş… diğerine de çatıdan bacadan ‘çanak tutmuş.’
Gazze’de, misket bombalarını atan ele, sığınaklarda, barınaklarda lanet okuyan yedi kardeşe inat…
Çan-kaya’da ‘karma sınırı’nı çoktan aşmış yedi ‘abcde’ kurbanı, yerli malı zehri yudumlarken sızmış kalmış oracıkta!
‘Hele şimdilik beynini doldur, gönlünü sonra…!’ diye diye ellerinden Hayat Kitabı alınan yediliye, hangi soysuz anfide ‘çağların yabancısı bir ses’ yankılandı da, Kutsal Belde’nin kurtuluşunu değil, Paskalya Yortusu’nu kutladılar.’
Kalktın. Yüzün sararmış, gözlerin ateş saçıyor. Pencereyi açıp avazın çıktığı kadar bağırmak, yırtılmak istedin: ‘Biricik evlatlarınızın, pazardan aldığınız domates kadar da mı kıymeti yoktu? Ana babalık yedirip içirmek, giydirip kuşandırmak mıydı sadece?’
Arşınladın sokakları. Glaksonları alabildiğine çalan adam camı açıp: “Kardeş, ‘Altılı’ var mı buralarda?” der demez, zaten dolusun:
“Oyna, oyna da… siyon senin paranla yeni ‘Dökme Kurşun’lar salsın, ölüm makinaları kussun, kaderde bir akranlarının üzerine!”
Henüz kapağı açılmamış ‘üreteni gibi kapkara’ kola’ya bakıp, “Dökün şunu lağıma! Bakın o zaman ‘lanetli kavim’ nasıl da çark edecek. Aksi halde zulümde ortaksınız, benden söylemesi!”
On yıllar var ki kitaplar devirmiş, ilm-i haller ezberlemiş eski dostlara uğradın. Varını yoğunu gaza beldelerine vakfetmiş, gençliğinin baharında yurdunu yuvasını terk-i diyar eylemişin arkasından:
-Adamın yaptıkları şüpheli!
-Doğru, başımıza ne geldiyse onun yüzünden!
Dayanamadın:
“Yahu ne yüzsüz adamlarsınız, suratınızın boyası soyulmuş, kaportanızın rengi atmış, rot balansa sokmalı sizi! Eliniz sıcak sudan soğuk suya değmez. Pamuk gibidir, bakımlı yüzünüz. Kombili odalarda ahkam kesersiniz.
Ne seriyyelerde bir gram tuzunuz, ne rıbatlarda uykusuz geçen sabahınız var! Bilmez misiniz Hak Fermanı’nı:
‘Sizden biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı?’
……
‘Tiksindiniz değil mi?’
O halde hem cedelden uzak kalıp, hem de iyiliğe mani olmayın. Gerçi sizden kim, ne bekler ki! Ribayı baş tacı etmiş, ruhunuza azap çektirmiş, bedeninizi ifsat etmişsiniz.
Kutsal Mesaj’ı dilinize dolamış… ‘…Sizden olan emir sahipleri’ni, azgın totemlerle karıştırmışsınız.
Bir değil, binlerle Frenk askeri gelse yapamayacağı zulmü kanıksamış, içinizden çıkan Sütçü İmamları kutsal vazife şuuruyla(!) ihbar etmişsiniz.”
Çağlayan’da milyonlar, çağlayan olup akıyor, sel olup coşuyor… Mum ışığında Gazzeli, “Yüz yıl önce mahsun mahsun ayrılan gemi, ne vakit ufukta görünecek?” umudunu bir kez daha diri tutuyor.
Yolun Büyük Meydan’a düştü. Horlanmış, yok sayılmış, kıro’lanmış yüz binler, bir’e yedi yüz selam yolluyor; Batı Yakası’na, Gazze’ye.
“Herkes sizi aşağılarken ben set oldum önlerine. Biliyordum, mayanız sağlam. Siz ki Selahaddin’in torunlarısınız. İçerden dışarıdan çökertemediler sizi. Tiranlara geçit vermediniz. Ferasetinizle, ‘danışıklı dövüş’ tuzağını bozdunuz.
Tehlike geçti sanmayın. Kim bilir neler vaat edecekler size, neler…! Said olasınız, Bilal çağrısında.”
Şimdi kalbin mutmain mi, olup bitenlere? Perspektifini geniş tut artık! Sedat’tan ders çıkarmamış bir Hüsnü var oralarda. Yasin’i anlamamış Abbas!
Sen otuz bin fersah öteden kaygısız, şaibesiz, makamsız, iltimassız, aferinsiz, diplomasız, temayülsüz, anketsiz, sicilsiz, Kutlu Önder’inin gönlü gibi berrak niyazını gönderirken Refah Sınır Kapısı’na, Cebaliye’ye, Beyt Lahun’a, Han Yunus’a, Mirac’ın Ülkesi’ne …
Leheb’in izini sürenler Şarm El Şeyh’te, Telaviv’de, Riyad’da, -belki de çok yakınlarda- bir namert eli sıkıp, ‘kaybedenlerden’ yazılıyorlar.
Gücünü Hakk’tan alan, Başkentli Çeteler’den medet umar mı? Saraybosna’nın kanı henüz kurumamış, Aliya’nın göz yaşı dinmemişken!
Bir adın kalmalı, İzzettin’le yazılan. Bükülmez bileğin, bir de!
Tarık Sezai KARATEPE
78.164.118.15
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim