Karapınar gezisi ve yer altında bir şehir

Karapınar gezisi ve yer altında bir şehir

Karapınar, yerden bitecek bir ot veya dikenden bile medet beklemeye devam ediyor.

Günlerden 4 Mayıs 2008 Pazar’dı. Bir hafta evvelinden Hikmet Peker Bey’den almış olduğum davete icabet etmek için sabahın erken saatinde eski adliye arkasındaki rektörlük karşısına vardığımda herkes gelmiş, Karapınar Belediyesi’nin göndermiş olduğu otobüse binmişlerdi.

 

Biz de Zeki Oğuz’la binip bir koltuğa yerleştik, Karapınar yolculuğu başladı. Otobüste Karapınar Belediyesi ile beraber düzenlenen Karapınar gezisine katılımlarından dolayı konuşan Hikmet Peker şuna dikkat çekiyordu: Son yıllarda yaşanmakta olan kuraklığın rüzgâr erozyonunun berinde getirdiğini ve Karapınar’ımızın ne yazık ki 1960’lı yıllardaki o erozyon tehlikesine süratle gitmekte olduğunu… Konya’mızın yazılı ve görsel basını ile bu tehlikeyi yerinde görüp ilgilileri bu yönde uyarmak gerektiğini… Konuşmasını bitirdikten sonra ben artık İsmil civarlarında seyretmekte olan otobüsümüzün camından dışarıyı seyrederek Hikmet’in değindiği tehlikenin sadece Karapınar değil bütün Konya Ovasını tehdit ettiğini görür gibiydim.

Doğa daha baharın ilk aylarında yemyeşil olması gerekirken -daha doğrusu biz yaştakilerin bunu çok gördüğümüzden- maalesef her taraf sanki güz mevsiminde imiş gibi küskün… O kuraklığa meydan okurcasına yeşilliğini muhafaza eden dikenler bile yaşama küskündüler.

 

Ekinler bu aylarda başağa davranması gerekirken daha sanki tarladan yeni çıkarcasına yerden dört parmak yükselmiş ve orada kalmış, adeta su diye Rabbe haykırıyordu ama biz insanlar bu ekinler ve dili yok ağzı yok mallar kadar bile duyarlı değildik… Vur patlasın çal oynasın havasında günümüzü gün ediyorduk.

 

Aslında bahar, yeşillik ve yağış güzeldi, bir de bu yolculuk boyunca gözlemlerim oldu… Bazı dengesiz, vurdumduymaz, bencil insanlar hala bu ortamda bile vahşi sulamaya devam ederken çoğu duyarlı kardeşlerimiz artık işin vahametini çoktan kavramışlar… Yer üstündeki değişiklikleri, coğrafi olayları bilerek, tehlikeyi sezerek yağmurlama sulamaya geçmişler ama bence bu da bir savrukluktur… Artık damlama sulamanın zamanı da çoktan gelmiştir yoksa gelecek neslimizin durumları çok iç açıcı değildir.

Erozyon tehlikesinden muzdarip Karapınar ilçemiz yerden bitecek bir ot veya dikenden bile medet beklerken, yol boylarındaki kurak iklime dayanıklı ağaçların bile dalları kurumuş… Bu zaten son yıllarda yaşanan kuraklık sonları kaçınılmazdı.

Yoldaki ayrı bir sevncim de yıllar boyu gidip gelirken ecel terleri döktüğüm o Karapınar yolu artık darlıkları atlatmış yer yer çalışmalar olsa da çok yerleri çift geliş gidişlerle rahatlamış; bu çok sevindirici idi.

Eee şair ruhum artık kasemlerden kurtulup iyilik yazmalıydı… Otobüsü dolduran Konya gönüllüsü eş dost arkadaşlarım ve onların eşleri, dünya tatlısı yavruları vardı…İçimi sevinç kaplamıştı.

 

Bir avuç gönül insanı düşmüş yollara

Kaptırmışlar gönüllerini Karapınar’a

Girmiş onlarda yazma aşkı bir kez damara

İşte bugün seni yazacağız ey Karapınar

 

Bu ilçenin bahtını curuf karartmış

Simsiyah kumlardan yeşil yaratmış

Doğayı zorlamışta gülle donatmış

Biz yazarız sende bize gül Karapınar

 

Gazeteci yazar denince orda durulur

Ülkenin güzeli çirkini ondan sorulur

Bizde kurşun yok zalim kalemle vurulur

Biz bu ülkeye aşığız bil Karapınar

 

Çok ta uzun sürmedi Karapınar yolu

Otobüste hanım bey ve çocuklar dolu

Hepsi de şu Konya’mızın nergisi gülü

Açıver kollarını bize sen Karapınar

 

Davet etmiş başkan Mugayıtoğlu

İcabet edip geldi bir gazeteci ordu

Çok içten samimi bir başkan buldu

Artık bu gün dertlerini yen Karapınar

 

Bizi sabah kahvaltısı için konuk ettikleri Karapınar girişindeki yeşille donatılmış 100. Yıl Parkı’ndaki mütevazı güzel lokantada bizleri karşılayan Başkan ve Karapınarlı dostlara bu şiiri okudum. Benim bu ilçeye 25-30 yıldır çok gidiş gelişlerim olmuş hatta burada iki üç ay kadar da Meke Gölü civarında iş icabı kalmışlığım vardır. Bundan dolayı biliyorum ki şu son yıllarda büyük değişikler olmuş Mugayıtoğlu başkanlığında. Bu kadar övgüme pek kızan olmaz sanırım.

 

Artık gezimiz ve esas dert olan erozyonun yaralarını görmek, Karapınar’ın tarihine ışık tutan yeşerimini gezmek ve düne kadar dünya güzeli iken şimdi can çekişmekte olan Meke ve Acı gölleri resimlemek ve onların derdine insanlık olarak kalemlerimizle uyarıcı biraz fayda sağlarız umuduyla yolara düştük… İlk defa yıllar önce erozyonla mücadele için yapılan ve çok başarı sağlandığı her halinden belli olan akasya, iğde, yaban bademi ve hatta çam ağaçlarının yeşile ışık tuttuğu bu gezide Kartaltepe’ye ve Kındam yaylasına kadar kısa süre içimize katılan ve bizleri rüzgar erozyonu hakkında bilgilendiren Mustafa Okur kardeşimiz bu işin uzmanı olarak çok detaylı bilgileri ve alınması gereken tedbirler konusunda detaylı olarak anlatırken halen geçmemiş olan bu tehlikeyi bir kez daha gözler önüne seriyordu.

 

Daha evvelki yazılarımda da görüp değerlendirdiğim 1960’lı yıllarda erozyondan etkilenip terk edilen ve bir daha iskan olunmayan Kından yaylasındaki kısa sohbet ve resimler çekilmesinden sonra ayrılıp Karapınar’ın incisi sayılan şehrin ortasındaki Ali Tepesi’ne (Alii yani yüksek tepe demekmiş) geldik. Buranın tam zirvesine çıkmadan eteklerinde Karapınar’ı seyrederken toprağın verimsizliğine rağmen çalışkan Karapınarlıları temsilen yanımda duran kardeşimiz Mithat Korkusuz “Torağımız da insanımız gibi İsmail abi yufka yürekli” diyordu ki kulağına eğildim “ya kumunuz için ne diyelim Mithat’ım” dedim. “Bir şey deme abi” dedi gülüşerek sarıldık birbirimize… Tekrar otobüse bindik ve şehrin içinde tur atmaya başladık.

 

Başkan TOKİ konutlarını tanıtırken “Bitmiş ve oturulmakta olan 336 konut var, tekrar yenisi için müracaat ettik kooperatif arsaları ürettik, talep edenlere imkanlar sağlıyoruz. Bu toplu konutlar için göreve geldiğimizde müracaat etmiştik, semeresini aldık çok şükür” derken bir başka konuya dikkat çekiyordu.

“Çok tarihi ve kalabalık nüfuslu bir ilçe olmamıza rağmen daha kanalizasyonumuz yoktu. Onu da başarmak üzereyiz” diyerek hummalı bir çalışma ile devam eden kanalizasyon çalışmalarını gösteriyordu. Şehrin eski yerleşim alanlarında 18 uygulayıp yeni yollar açmaya devam ettiklerini de övünerek anlatan başkan Mugayıtoğlu benden tam not alıyordu… Sebebi ise gezdiğim çok yerlerde alışık olmadığımız bir durum sergiliyor ve aynı otobüste bize eşlik ederek akşama kadar bizimle gerek yayan gerekse araçla bu yaşında ilçesi için (aynı yaşta olduğumuz ortaya çıkınca da çok mutlu oldum o da 63’lük delikanlıydı) çaba gösteren bir mütevazı başkan görünümü veriyordu, ben böyle başkana çok az rastlamıştım.

 

Ve nihayet Meke’ye geldik, son olarak 2007 güzünün 10. aylarında geldiğim gölde kış ne yazık ki hiçbir değişiklik yapmamış… Aynı bataklık, aynı hüzünlü durum beni bu gölün sevdalısı olarak çok etkiledi. Ayrılık geldi ve “Allah’ım bu değerlerimizi sularınla bereketlendir” diyerek dua edip ayrıldım ve artık acı gölde idik. Bu gölde de aynı çekilmeler devam etmiş ama burası daha toplu bir göl olduğu için insanlar tarafından pek fark edilmiyordu, buranın sonunda Arı Tesisleri’nde bir yorgunluk çayı iyi gitti ve ver elini Akören Oymalı Yeraltı Şehri…

 

Ereğli Yolu boyunca bir hayli gittikten sonra kuzeye dönerek Oymalı Yaylası’na geldik ve otobüsümüzün çıkabildiği kadar yere çıktık… Artık yayan yürüme zamanıydı, üstümüzdeki dağa bakınca ürpersek de Oymalı Yeraltı Şehri merakı pek de yormadı bizleri… Yarım saat kadar yürüdük, Mithat seslendi “şehri bulamadım”… Hemen katılanlardan feraneler yükseldi “Kardeşim akşama Konya’ya yetişeceğiz, Konyaspor maçı var” deniyordu ki Mithat’ın espri yaptığı ortaya çıktı…

 

Dereye doğru biraz inince yeraltı şehrinin kapıları görünüyordu, bunlar tam 18 tane imiş ve bu yerde bulunan 36 yer altı şehrinin birbirine bağlantılı olduğunu ifade ediyorlardı. Oraya kadar çıkabilen ufak araçta bulundurdukları jenaretör ile daha evvelden içerlerinde bırakılmış lambalar takılı fişe cereyan verip içerlere girdik… Bir gün evvelde Konya’nın harikaları diye isminden söz ettiğim bu harika yerlerin içersinde idim… İçeriye dar bir yoldan girildikten sonra geniş mekânların, odaların oluştuğu bu yerleri aynı bir köstebek yuvasını andıran iç kısımları, kimin nerden girip nerden çıkıvereceği belli olmayan iç mekanlarının bazı yerleri benim köyüm Kilistradaki bazı gizli geçitler ile aynılık arz ediyordu.

 

Buraları da gezip görüntüledikten sonra iniş gayet kolay oldu ve sabah kahvaltı yaptığımız 100. Yıl Parkı’na geldik; bu sefer daha güzel ve nefis yemekler ile bizleri ağırlayan Sayın Başkan Mugayıtoğlu’na, Karapınarlı dostlarımıza, lokantanın mütevazı sahiplerine ve hizmet edenlerine ve bizi gayet kibar ve dikkatli kaptanlığı ile ilçeye götürüp getiren otobüs kaptanımız Ali Duran Akıllı beye teşekkürlerimi arzederim… Saygılarımla.