• BIST 105.324
  • Altın 146,571
  • Dolar 3,4727
  • Euro 4,1687
  • Konya 25 °C
  • Milli Eğitim Bakanı Yılmaz: 20 bin öğretmen atanacak
  • İkinci el otomobile 10 bin kilometre garantisi!
  • Zaman gazetesi davasında tahliye taleplerine ret!
  • Milli Eğitim Bakanı Yılmaz: 20 bin öğretmen atanacak
  • İkinci el otomobile 10 bin kilometre garantisi!
  • Zaman gazetesi davasında tahliye taleplerine ret!

“Neco, Ahmet ve Haşmet”

Mustafa Yiğit

Şu bizimkiler:

“Neco, Ahmet ve Haşmet”

 

İlk kez köşe yazarları ciddi bir şey için kapıştı.

Mesele çok eski ve çok önemli.

Kadın! 

Binlerce yıldır uğruna savaşılan, topraklar kazanılan, topraklar kaybedilen bir iktidar alanı bizim köşe yazarlarını da alev alev sardı.

Olayın kahramanlarından Neco ve kızını iki günlük bir Antalya programında bizzat yakından görmüşlüğüm var.

Neco bu katıldığımız programda eski şarkılarından oluşan güzel bir konser vermiş, ardından süperstar Ajda Pekkan geçmiş yaşına rağmen iki saati aşkın bir performansla sahnede kalmış ve oradakilere “bizim torunlarımız da Ajda’yı görür” dedirtmişti.

 Neco kızlarını yanından ayırmamıştı gün boyunca.  Kızlarına kol kanat geren bir baba imajı vardı. Kızlar da onca varlıklı, sosyete  konuklar arasında sıradan ve sade tavırlarıyla iyi aile kızları imajını yansıtıyorlardı Allah hakkı için.

İşte medyada son bir haftada yaşanan tartışmaları görünce geçmişe dair anılarım da canlanıverdi.

Aslında itiraf ediyorum! Bütün yukarıdaki ele aldığım anı mahiyetindeki değinmelerin maksadı bu yazıyı kaleme alırken öyle hariçten gazel okumadığımı belirtmek içindi

Neco’nun kızı yaşı olgun  bir romantik yazarla birlikteymiş. Bu “yaşı olgunluk” meselesi medyanın son bir yıldır dilinde.

Belki de bu konsepte bağlı olarak gelişti bu olay da. Yani Pınar’ın genç erkeklerle aşk yaşaması olayı bitti, şimdi de meşhur bir köşe yazarı olan Haşmet Babaoğlu’nun kendinden epey küçük bir kızla birlikteliği medyaya  malzeme oldu.

Tabii bu olayın ilginç yanı anlı şanlı köşe yazarlarının kalemi bırakıp yumruklarını konuşturmaya varan tavırlarıydı.

O yüzden yazıma, “ilk kez köşe yazarları ciddi bir şey için kapıştı”  diye giriş yaptım.

Kadın meselesi her toplumda olduğu gibi bu toplumda da önemlidir.

Töre cinayetlerini lanetleyerek  sayfalarına taşıyanların-bu cinayetleri ben de lanetliyorum- böyle kelli felli aydınların da farklı olmayan tavırları için ne diyeceklerini merak ediyorum. Olay gerçi bir töre cinayeti vahametini taşımıyor.

Hatta bir darp bile yok çok şükür.

Ancak “sözün bittiği yer” diyen Haşmet Babaoğlu’nun her an her şeyi yapabilecek gibi bir hali var.

Yazılarından, verdiği röportajlardan anlaşılan o ki bu iş burada bitmez. Adam “içim hala soğumadı, bir taraflarını kırmam gerek” diyor.

Haşmet Babaoğlu’nu bu noktaya getiren olayın iç yüzü ne?

Herkes bir şeyler söylüyor.

Taraflar sürekli köşelerinde bu olaya ilişkin yazılar kaleme alıyor, ağza alınmayacak laflar ediyor, sövüyor sayılarlar.

Damat Haşmet’in derdi Ahmet’i gerdi

Olay şu. Bizim  Ahmet Hakan bu sefer de Haşmet Babaoğlu’nu dert etmiş kendine.

Spor yorumcusu olarak şöhret kazanan Haşmet Babaoğlu, pek çoğunuzun bildiği gibi  aynı zamanda  romantik bir köşe yazarı da.

Yani duygularını da yoğun yaşayan bir adam.  

Bu romantik yazar, kendisini bir köşe yazısında Neco’dan bahisle “Haşmet’in kayınpederi” diyerek aşağılayan (Bu cümledeki aşağılanma olayı da ayrı bir  tartışma konusu ya)   Ahmet Hakan’ı Nişantaşında  yakalamış..

Aslında maksat başkaymış, “benim derdim o gün Mansur’u dövmeye gitmekti, aradan Ahmet Hakan’ı da çıkaracaktım” diyor Babaoğlu.

 Mansur dediği, Akşam gazetesi köşe yazarı Mansur Forutan. Haşmet Babaoğlu’nun hedefindeki asıl oymuş. Hatta pataklanacak pek çok köşe yazarı varmış, ama o günkü nasibine onlar çıkmış.

Nişantaşı’ndaki bu güzide cafede on beş dakika karşılıklı sövmüş saymışlar, “erkeksen çık dışarı”, “kodum mu oturturum” gibi sokak jargonlu cümleler sarf etmişler.

Bu benim gerçekten çok hoşuma gitti.

İlk kez köşe yazarlarını bu kadar sahici buldum.

İnsan sevdiği, değer verdiği şeyler için mücadele etmeli.Bunu icabında yumrukla da yapmalı diyerek girmişler birbirine. Öyle kaleme, kitaba sarılmadan.

Ben bunun bir kaba kuvvet gösterisi olduğunu hiçbir zaman düşünmedim.

Bu olay dünya tarihinde de pek çok örneğine rastlayabileceğimiz gayet “insani” bir reflekstir.

Haşmet Babaoğlu da bu “insani” reflekslerini kaybetmediği için gazeteden fırladığı gibi soluğu Nişantaşı cafelerinde almış.

Demek ki Babaoğlu için gerçekten söz bitmiştir. Yapacak bir şeyi yoktur.

Biz de pek çok okuyucu gibi “bırakın hırsını alamayan adam da bir iki yumruk sallasın! Son günlerde sallayan sallayana…

Ahmet Hakan da ona bir iki yumruk sallar belki...

Ne de olsa medyanın varoşundan plazalarına terfi etmiş biri olarak bu jargonu iyi bilir" dedik.

Vesselam bu konu beni çok keyiflendirdi. Kalem kavgalarında ilk kez okumayan halkın da anlayabileceği bir mevzuda yazarlar birbirine girdi. Bütün Türkiye sizi şimdi daha çok anlıyor! İşte bu siz de bizim gibisiniz aslında. Sıradan insanlar gibi, kavga ediyor, ağlıyor, gülüyor, hatta tuvalete bile gidiyorsunuz..

İlk kez içimizden biri gibi davrandınız helal olsun, bizi kompleksten kurtardınız!

Artık size içimizden biri gibi hitap edip “Neco, Ahmet ve Haşmet” diyebilir miyiz?

 

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim