Prof. Dr. Ali Akpınar

Prof. Dr. Ali Akpınar

Nârda yanıp nura ermek gerek!

Kur’ân vahiy atmosferlerini anlatan ayetlerle doludur. Bu ayetler vahiy esnasında peygamberlerin yaşadığı ruh halini anlatır. Onların vahiy atmosferi içerisinde nasıl kendilerinden geçtiğini, nasıl rahmet-bereket ve nura gark olduklarını anlatır. Sonuçta onların vahyin nuruyla nasıl dolduklarını, donandıklarını, bilendiklerini anlatır. Bu tablolarda vahye muhatap olan, peygamberlerin yoluna baş koymuş, onların izinden gitmek ve onların şefaatine mazhar olmak isteyen bizlere de mesajlar vardır.

İşte Kur’ân’daki bu eşsiz tablolardan biri:

Hz. Musa peygamber Kutsal Tûr Vadisindedir. Ona şöyle seslenilir:

Ey Musâ! Benim ben, senin Rabbin! Pabuçlarını çıkar. Çünkü sen, kutsal Tuvâ Vâdisindesin.

Ben seni seçtim, şimdi vahyolunanı dinle.

Muhakkak ben, evet ben Allâh'ım, benden başka tanrı yoktur. Yalnız bana kulluk et ve beni anmak için namaz kıl. (20/11-14)

Oraya gelince o mübârek yerdeki vadinin sağ kıyısındaki ağaçtan kendisine şöyle seslenildi: "Ey Mûsâ, Benim, ben, âlemlerin Rabbi Allâh!"

Oraya gelince kendisine seslenildi: "Ateşin içinde bulunan da, çevresinde olan da mübârek kılındı. Âlemlerin Rabbi Allâh, eksikliklerden münezzehtir."

Ey Mûsâ, gerçek şu ki ben, güçlü, hüküm ve hikmet sâhibi olan Allâh'ım! (27/8-9

Ayetlerde geçen yerin mübarek kılınması, oranın mukaddes olması ve bereketlenmesi anlamınadır. Oranın mukaddes olması ve bereketlenme sebebi, Yüce Allah’ın Hz. Musa ile konuştuğu yer olmasıdır. Şu evrende bulunan yerlerin en şereflisi, sevenlerin görüşüp buluştuğu yerdir şüphesiz! (Kuşeyrî) Demek ki vahiy indiği yeri bereketlendiriyor, bizim gönlümüze, beynimize, söylem ve eylemlerimize vahiy inerse vahiy onları da bereketlendirecektir. Evlerimizde, iş yerlerimizde vahiy gündemde olursa, oralar da bereketlenecek, huzura erecek ve şer odaklarının kirlerinden arınmış olacaktır.

Bunun tersi de böyledir: Vahiyden uzak ve kopuk olan gönüller, beyinler, söylem ve eylemler bereketten nasibi olmayan güdük şeylerdir. Vahyin gündemde olmadığı yerler de bereketsiz, huzursuz yerlerdir. İnsanı, yer ve zamanları mübarek kılan vahiydir, onların vahiyle irtibatlı olmasıdır. Nitekim ayetlerde Kur’ân’ın indiği gece, mübarek gece diye anılmıştır.

Ayetlerde geçen ateş, Nurun uzaktan görüntüsüdür. Evet vahiy nurdur, uzaktan ateş gözüken de Allah’ın nurudur. (Kurtubî) Hz. Musa’ya o uzaktan Nâr/ateş olarak görünmüştür. Zaten nimetler külfetlerle beraberdir. Gülün dikeniyle güzel olduğu gibi. Vahyi almak, anlamak ve yaşamak da zahiren zor ve meşakkatli görünebilir. Ama onun yanına yaklaşıldığında, hele bir de onun içerisine girildiğinde artık o nâr, nura dönüşecek; kul nurun içerisinde nurlanıp aydınlanacak, ışıyıp ısınacak, olgunlaşıp kemale erecektir.

Ayette söz konusu edilen ağaç ise, vuslat ağacıdır. Muhabbet bahçesinde kök salmış, dalları göklerin safiyetine uzanmış, meyveleri kurbet/yakınlık/ibadet olan bir ağaç. Onun yaprakları dosta yakınlıktır, onun çiçekleri ise rahmet ve sürur esintileriyle açar. (Kuşeyrî)

"Ateşin içinde bulunan da, çevresinde olan da mübârek kılındı. Âlemlerin Rabbi Allâh, eksikliklerden münezzehtir."

Ateşin içerisinde bulunan, vahiy ortamının içerisine girmiş olan Hz. Musa’dır, onun çevresindekiler ise melekler yahut ateşe yakın olmak isteyen kimselerdir. Buna göre berekete ermek için, kaynağa ulaşmak, kaynağa girmek, ondan gıdalanmak gerekir. Bu ise, Allah’ın çok az sayıda kullarına nasip olur. Onun çevresinde, yakınında bulunmak da güzeldir. Ama en kötüsü, o kaynaktan uzak olmak, ona sırt çevirmek ve onunla irtibatı kesmektir. Bu ne acı bir durumdur!

Alıcısını vahye çeviren, hep vahiyle olan, vahiyle beslenen, hayatını vahiy atmosferi içerisinde yaşayan, gönül erlerine selam olsun!

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.