• BIST 97.713
  • Altın 143,932
  • Dolar 3,5669
  • Euro 4,0007
  • Konya 11 °C
  • FETÖ'den "ByLock helal fetvası"
  • Bakan açıkladı: PTT'ye 5 bin kişi alınacak
  • Gülen'in pasaport iptaline ilişkin yasal süreçte sona gelindi
  • FETÖ'den "ByLock helal fetvası"
  • Bakan açıkladı: PTT'ye 5 bin kişi alınacak
  • Gülen'in pasaport iptaline ilişkin yasal süreçte sona gelindi

Namazla tanışmak

Ali Akpınar

Namaz dinin direğidir. Namazsız müslüman düşünülemez. Sahabe, namazı terk etmeyi, Müslümanlıkla bağdaştıramazdı.

Namazı kılmak kadar namazla tanışmak da önemlidir. Genelde sarhoşlara kaydırıverdiğimiz bir ayette şöyle buyurulur: Ey iman edenler! Siz sarhoş iken -ne söylediğinizi bilinceye kadar- kadar namaza yaklaşmayın. (4 Nisa 43) Tamam ayet öncelikle namaza içkili/sarhoş iken yaklaşmayı yasaklıyor. Zaten bu ayetten sonra inen başka ayetleriyle Kur’ân, içki içmeyi kesin olarak yasaklamıştır. Müslüman içkiye yaklaşmayacağı gibi, içkili iken namaza da yaklaşmayacaktır.

Bu ayetin iniş sebebiyle ilgili olarak şu olay anlatılır: İçki, insanların dini kolay ve sindire sindire yaşayabilmeleri için aşama aşama yasaklanmıştır. Önce içkinin zararlarına dikkat çekilmiş, ardından içkili namaza yaklaşmama yasağı gelmiş, son olarak da şeytan işi pislik olan içki kesin olarak yasaklanmıştır. İçkinin kesin olarak yasaklanmadığı sıralarda, bazı Müslümanlar içkili namaza durmuşlar ve namazda okudukları Kâfirûn suresi ayetlerini karıştırarak yanlış okumuşlardı. Bunun üzerine bu ayet, içkili iken namaz kılmayı yasakladı.

Ancak bunun yanında ayetteki ne söylediğinizi bilinceye kadar ifadesi de oldukça dikkatimizi çekmektedir. Zira ibadet-bilinç ilişkisi son derece önemlidir. Peki, namaz kılanlar olarak bizler, içki içmedik ama namazda ne dediğimizi, ne okuduğumuzu biliyor muyuz? Şayet bilmiyorsak, kıldığımız namazın, ne dediğini bilmeyen sarhoşların namazından ne farkı var?

O halde, bu ayetteki ne dediğini bilmez sarhoş namazından namazlarımızı kurtarabilmek için, namazın temel cümlelerini tanıyalım:

Allahü ekber: En büyük Allah. İki rekatlık bir namazda on bir kere tekrarlanır bu kutlu cümle. Tekbir, zafer sloganıdır. Nefis ve şeytanın dayatmalarını yenerek, nefisle mücadele cephesi olan mihraba geçmeyi başardığımız için, bu kutlu eylemimizi tekbirle kutlarcasına Allahü Ekber deyip namaza duruyoruz. Her tekbir bir uyarıdır, bizi namaza/huzura çağırır. Fiziken namazda olduğumuz halde, gafletle huzurdan koptuğumuz her seferde bizi tekrar huzura çağıran uyarı cümleleridir. Başlangıç tekbiri ile birlikte ellerimizi kaldırıyor ve elimizin tersiyle dünya ve dünyalıkları arkamıza atıyoruz. Beytullaha hem fiziken hem manen yöneliyoruz, her şeyimizle O’nun oluyoruz yani. Ardından namazın değişik yerlerinde tekrarlanan tekbirlerle bu bilinç hali diri tutulmaya çalışılıyor. Kıyamda, rukuda, secdede, kadede tekbir getirerek her halükarda Yüce Allah’ı büyüklüyor ve her durum ve konumumuzda O’nun büyüklüğünü tespit etmiş oluyoruz.

Semiallahü limen hamide: Hamdedeni Allah işitti. Ruku’dan doğrulurken söylediğimiz bu cümle, bizim O’nun huzurunda durduğumuzu bize bir kez daha hatırlatır. Evet, yaptığımız Hamdleri ve diğer duaları Allah işitmektedir. O halde, O’nun işittiğinin bilincinde, tıpkı O’nun huzurunda O’na okuyormuş gibi okumalıyız bütün dualarımızı. Yüce Allah’ın duaları işitmesinin bir anlamı da, onları kabul etmesidir. Bizler, duayı hak ederek, kabul edileceğine inanarak, bilinçli bir şekilde dua edersek, elbette Rabbimiz icabet edecek demektir.

Rabbena veleke’l-hamd: Rabbimiz, hamd yalnızca Sanadır. Rukudan doğrulup ayakta dururken çoğul kalıp kullanarak, cemaat bilinci ile ve her şeyimizle Rabbimizin huzurunda durduğumuzu söylüyoruz. Tüm övgü ve senaları Rabbimize hasrediyoruz. Artık kutlu divanda Hamdi yalnızca Allah’a hasreden bir kimse, Allah’ın tasvip etmediği hiçbir şeyi, hiçbir kimseyi övüp medhedemez. Aksi takdirde duasıyla ters düşmüş olur. Çünkü bu ifade, Rabbim, Senin beğenmediğini ben de beğenmeyeceğim, Senin övmediğini ben de övmeyeceğim anlamına Allah’a söz vermektir.

Sübhane Rabbiye’l-Azîm: Büyük Rabbim Seni tesbih ederim. Rukuda söylediğimiz bu cümle ile Rabbimizi en özlü bir ifade ile tesbih etmekteyiz. Tesbih, yalnızca Yüce Yaratıcıya boyun eğmek, yaratılış gayesine uygun hareket etmek, varlığı ile hakikatin tanıklığını yapmak ve dil ile Yüce Allah’ı O’na yakışmayan ayıp ve kusurlardan uzak tutmaktır.

Sübhane Rabbiye’l-A’lâ: Yüce Rabbim Seni tesbih ederim. Secdeye kapandığımızda yaptığımız bu dua ile bir kez daha Rabbimizi tesbih ediyoruz. Rukuda Büyük dedik, secdede Yüce diyoruz. En şerefli yerimiz yüzümüzü yere sürmekle fiziken ve manen küçüldükçe Rabbimizin yüceliğini daha iyi anlıyor ve bu gerçeği itiraf ediyoruz.

Esselamü Aleyküm Verahmetullah: Allah’ın selam ve rahmeti sizin üzerinize olsun. Sağımız solumuza selam veriyoruz. Selam, Yüce Allah’ın adıdır, selam İslam’dır, selam barış ve esenliktir. Tek başımıza da kılsak çoğul kalıpla selam veriyoruz. Sağ ve solumuzdaki yazıcı melekleri kast ediyoruz yahut ümmet bilincini hatırlayarak müminleri selamlıyoruz. Namazla doluyoruz, selamla birlikte namaz ruhunu dört bir yana taşıma göreviyle hayata devam ediyoruz. Namazda kazandığımız yahut yenilediğimiz tekbîr, tesbîh, tahmid bilincini hayata taşımak için huzurdan ayrılıyoruz.

Kısaca namaz tekbirle başlar, ama selam ile sona ermez. Aksine tekbirle başlayan namaz, tesbih ve tahmidlerle gelişir, selamla hayata taşınır ve hayatta namaz ruhu devam eder.

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim