• BIST 106.736
  • Altın 141,148
  • Dolar 3,5210
  • Euro 4,0955
  • Konya 27 °C
  • Seccade üzerinde ayakkabı ile mesaj kime?
  • Sıcaklıklar yeniden artacak! Konya 5 günlük hava durumu
  • İşte Bakan Sarıeroğlu olayında tüm gerçekler!
  • Seccade üzerinde ayakkabı ile mesaj kime?
  • Sıcaklıklar yeniden artacak! Konya 5 günlük hava durumu
  • İşte Bakan Sarıeroğlu olayında tüm gerçekler!

Musibetler üzerine

Ramazan Altıntaş

Ünlü İslam âlimi İmam-ı Gazali, el-Maksadü’l-Esnâ isimli eserinde, er-Rahîm olan Allah’ın âlemdeki kötülükleri ortadan kaldıracak güçte olduğuna göre, kötülüklere niçin meydan verdiğinin cevabını arar. Gazali’yle göre her şer gibi görülenin zımnında/arkaplanında hayır vardır. Acı ve ıstıraplar, nihaî iyiliğimiz için tahammül etmemiz gereken tedaviler gibidir. İnsanlar gerçek merhameti yanlış anlıyorlar ve acı verenin merhametsiz olduğunu düşünüyorlar, hâlbuki bu, her zaman için böyle değildir. Duygusal bir anne çocuğuna acı veren bir tedaviye karşı çıkarken akıllı bir baba buna razı olur. Cahiller de babanın değil annenin merhametli olduğunu sanır. Fakat akıllıca düşünebilen insanlar babanın tavrının tam bir merhamet örneğini temsil ettiğini bilirler. Babanın, yapılmasını sağladığı tedavi ve başka yollarla yaptığı disiplin nasıl gerçekte çocuğun yararına olan kötülük kılığındaki iyilikler ise, aynı şekilde, dünyadaki acı ve ıstıraplar da insanların daha büyük iyiliklere ulaşmaları açısından gerekli olan kılık değiştirmiş iyiliklerdir.

Depremler, sel baskınları, tsunami gibi mahallî kıyametler, isabet edenler açısından geride birçok acılar bırakır. İsabet etmeyenler açısından da hem acılar ve hem de ibret alınması gereken sonuçlar doğurur. İnsan hayatındanasıl ki, maddi anlamda lezzetlerin hepsi iyi olmadığı gibi, meydana gelen acı ve ıstırapların hepsi de kötü değildir. Nimetlerin ve felâketlerin tümü, insanları ibret almaya ve tefekküre davet etmesi yönüyle maslahat türündendir. Bela ve musibetlerin def edilmesi için dua edilir. Buna rağmen birey ve toplumların başına geldiği zaman da sabırla göğüs gerilmeye çalışılır. Bazen insan, başına gelen acı ve ıstıraplar karşısında eğitilir. Böylece insan, Allah’ın otoritesinin enginliğini kavramakla birlikte, O’nun kulu olduğunu idrak eder, belâ ve musibetler karşısında O’ndan yardım isteyerek O’na sığınır. Çünkü acı ve ıstırapları Allah’tan başka giderecek bir güç yoktur. Dolayısıyla musibetler, dinî ve manevî eğitimin önemli bir aracıdırlar, iman yönünden insanın olgunlaşmasına, karakter ve ahlakını düzeltmesine vesile olurlar.

Birey ve toplumların başına gelen musibetler, insanda hilm ahlakını pekiştirir. Hilm, öfke anında kişinin güçlü olmakla birlikte teenni ile hareket ederek nefsini gerektiği yerde kontrol altına almasını bilmektir. Bu bağlamda hilm, cehlin karşıtıdır. Cehil ise, öfke patlamasıdır. İşte hilm, öfke patlamasını dizginleyebilen ve öfkesini iyi kontrol edebilen insanın ahlâkıdır.

İnsanın başına gelen bela ve musibetler, başkalarını affetmenin ve onlara merhametle muamele etmenin erdem olduğunu öğretir. Kişide acıları paylaşma ahlakını geliştirir. Ancak bunu acılarla eğitilebilenler anlar. Ayrıca, insandaki nankörlük duygusunu terbiye ederek şükretme alışkanlığını vicdanlara yerleştirir. . Felaketler ibret verici olaylardır. Kendilerine afet isabet etmeyenler, isabet etmediği için, isabet edenler de daha büyük afetlere uğramadıkları için hallerine çok şükretmelidirler.

Kur’an’da insanın yaratılış gayesi olarak imtihan edilmesi üzerinde sıkça durulur. İmtihan kavramının karşılığı olarak daha çok fitne sözcüğü kullanılır. Fitne kelimesi, lügatte, bir şeyin cevherini posasından ayırmak için ateşle muameleye tabi tutmak, içindeki yabancı maddeleri ayırabilmek için altını eritmek anlamına gelir. İşte belâ da insanın özünü, kötü ahlaki düşünce ve davranışlardan ayırıp çıkardığı, günah ve hatalardan arındırdığı için fitne olarak adlandırılmıştır. Şüphesiz, insan hayatında öyle felaketler vardır ki, nice kötülükleri engeller. Özellikle kibir, gurur gibi gizli hastalıkları tedavi eder. Bunun anlamı, belaların günahlar karşısında insanlara uyanıklık ve disiplin alışkanlığı kazandırmasıdır.

Öte yandan sosyolojik anlamda felaketler, toplumları birbirine yaklaştırır. Buna göre, karşılaşılan acı ve felaketlerin yardımıyla insanlar birbirlerinin duygularını paylaşarak olgunlaşırlar. Böylesi felaketli günler, toplumlarda iman ve tarih bilincini yükseltmekle kalmaz, medeniyet ve var oluş köklerine dönmelerini ilham eder.

Ne mutlu bela ve musibetler karşısında sabredenlere! 

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim