• BIST 107.284
  • Altın 151,606
  • Dolar 3,6790
  • Euro 4,3207
  • Konya 16 °C
  • "Fiyat etiketinde yanıltıcı uygulamalara taviz yok"
  • Erdoğan'dan uyarı: "Televizyondan izliyorum sizi salonda göremiyorum!"
  • RTÜK'e Konyalı yeni üye!
  • "Fiyat etiketinde yanıltıcı uygulamalara taviz yok"
  • Erdoğan'dan uyarı: "Televizyondan izliyorum sizi salonda göremiyorum!"
  • RTÜK'e Konyalı yeni üye!

MÜLTECİ Yİ-MUHACİRİ İNCİTMEYELİM

Kasım Çakır

Peygamberler ve gönderildiği toplumların önceden yazılmış bir kaderi vardı, kaderlerini yaşadılar, imtihan oldular. Her insanın yazılmış bir kaderi olduğu gibi toplumların ve ülkelerinde bir kaderi vardır. Kaderlerinde yazılı olanı yaşarken bir yandan da toplum olarak, fert olarak imtihan olurlar.

   Suriye’de aynı şehirde aynı apartmanda yaşayan dört kardeşlerdi. En büyük Mahmut çiftçilik ve hayvancılık yapıyor, ikinci Ali esnaf ve şehirde iş yeri vardı, üçüncü Mahsun ve oto tamircisi, en küçük kardeşin adı Gurbet ve kendisi inşaat ustasıydı. Yaşlı anne ve babaları, küçük kardeş Garip’in yanında kalıyordu. Her kardeşin üç beş çocuğu vardı.

   Yaşadıkları şehirde akşama doğru bombalama ve silahlı çatışmalar başladı. İki ateş arasında kalan şehirde yaşayan yüzbinlerce insanın canı tehlike altındaydı. Kendilerini savunacak bir silahları bile yoktu. Kör kurşun çocuk, kadın, yaşlı, hasta demeden herkesi vuruyordu.

   Atılan top mermileri evlerin duvarlarını vuruyor, duvarlar yorgan gibi insanların üzerine seriliyordu. Evlerinin içerde kalan sağlam duvarlarının arkasına sığınmışlar ve şehir dışına kaçmaya hazırlanıyorlardı. Bir gözleri dış kapıda, diğer gözleriyle de son kez baktıkları evlerinden yanlarına alacaklarını seçiyorlardı. Büyük eşya götüremeyeceklerini bildikleri için hafifler içerisinden giyeceklerini ve azıklarını yanlarına aldılar. Ahmad bebek ağzından düşen emziği için, ablası Rana da duvar altında kalan oyuncak bebeği için ağlıyordu.

   Herkes ağlıyordu. Kimsede birbirlerini teselli edecek söz, umut ne derman vardı. Ülkelerinde o yaşlarına kadar yaşadıkları en büyük çaresizliği yaşıyorlardı. Bu başlarına gelenlerden kendilerinin hiçbir suçları yoktu.

   En küçük kardeş Gurbet’in hanımı Leyla mermilerin duvarları dövdüğü yatak odasına koştu. lazım olacağı aklına gelen, oda duvarında asılı, içinde siyah, beyaz ip ve iğnenin olduğu poşeti alacaktı. Odaya girdiğinde, o duvarın da yıllardır aynı yastığa baş koydukları yataklarının üzerine devrildiğini gördü. Evlerinden bir iğne dahi alamadılar.

  Bir ara bomba ve silah sesleri sustu. Bunu fırsat bilen kardeşler ve aileleri apartmanın dış kapısına ulaştılar. Yıllardır aynı ülkede, aynı şehri de, aynı mahalle de ve aynı apartmanda yaşayan kardeşler ve aileleri son kez ayrılacağı kapıda buluştular. Hangi ülkeye sığınacaklarına orada karar verdiler.

  Mahmut Lübnan’da olan arkadaşının şehrine, Ali Ürdün’de yaşayan akrabalarının yanına, Mahsun tekne ile Akdeniz’i geçip Avrupa ülkelerine ve Gurbet Hatay’da ki akrabalarının yanına gitmeye karar vermişti. Dört kardeşin yaşlı anne ve babaları, Hatay-Türkiye sınırı yakın olduğu için Küçük Kardeşleri  Gurbet ile gitmesine karar vermişlerdi.

  Artık vedalaşma zamanı gelmişti. Kelimeler, sözler boğazlarına düğümlendi. . Kimse birbirine söyleyecek bir cümle kuramadı. Birbirlerine tek söyledikleri, isimlerinden sonra ‘SENİ SEVİYORUM’,’SENİ SEVİYORUM’ sözleriydi. Son kez küçükler büyüklerinin ellerinden, büyüklerde küçüklerinin gözlerinden öptü. Apartmanın dış kapısından sokağa çıktılar. Birbirlerinden uzaklaşırken, arkalarına dönüp dönüp  akrabalarına, yaşadıkları evlerine, mahalleye ve şehirlerine gözü yaşlı baktılar. 

  Tüm akrabalar şehirlerinin dışına çıktığı sırada bir rüzgar, bir fırtına  ve arkasından sicim gibi yağmur yağmaya başladı. Islanmamak, üşümemek için sığınacak bir yerleri artık kalmamıştı. Tüm şehir yollara dökülmüş adeta bir insan konvoyu oluşmuştu. İlk çıkanlar sabah güneşiyle sınıra vardılar. Konvoyun bir ucu şehirlerde, bir ucu varış noktası olan Türkiye-Hatay sınırındaydı. Kısa sürede sınıra ulaşanların sayısı yirmi bini geçmişti.

  Güneş yükseldikçe sıcaklık artıyor ve dayanılmaz bir sıcaklığa ulaşmıştı.Acilen seyyar çadırlar kuruldu. AFAD, Türk Kızılay’ı ve yardım kuruluşları, su, ekmek, gıda temin ediyor, sağlık görevlileri hastalarla ilgileniyordu. 

   Ülkemize geçen beş yılda üç milyondan fazla mülteci geldi. Bunların bir çoğunluğu ilk üç yılda ve büyük gruplar halinde geldi. Hiçbir ülkede, üç milyon mülteci-misafir gelir diye yapılmış mülteci şehri yoktur. Türkiye’de tarihinde ilk defa üç milyon mülteciyi bir anda kabul etmekle karşı karşıya kaldı. Tüm güçlüklerine bir anda hazırlıksız yakalanmış olmamıza rağmen kabuller ve yerleştirme kısa sürede gerçekleştirildi.

  Irak ve Suriye’de yaşanan çatışma ve savaşlardan sonra bölge ülkeleri ve Türkiye Mülteci ile karşılaştı. O günden bugüne kadar Hiristiyan Batı’da mülteciler konusunda olumsuz, incitici çok söz söylendi. Ülkemizde gerek önce  gerekse son bir aydır, Mültecileri incitecek çok sözler söylenmektedir. Onlar, misafir oldukları ülkede kendileri hakkında ne söylendiğini, ne konuşulduğunu, kimlerin nasıl davrandığını görüyor, duyuyor ve biliyorlar. 

 

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim