• BIST 105.268
  • Altın 162,850
  • Dolar 3,9604
  • Euro 4,6498
  • Konya 0 °C
  • 'Cezaevindeki FETÖ'cüler itirafçılara baskı yapıyor'
  • İstihbaratçı binbaşı Erdal Karlıdağ itiraflarını reddetti
  • Benzine 7 kuruş indirim
  • 'Cezaevindeki FETÖ'cüler itirafçılara baskı yapıyor'
  • İstihbaratçı binbaşı Erdal Karlıdağ itiraflarını reddetti
  • Benzine 7 kuruş indirim

Mücadelenin Siyasî ve İlmî Ayağı

Prof. Dr. Ramazan Altıntaş

Sadece bugün değil, geçmişte de İslam toplumlarının akîde ve birlik yapısını bozmaya dönük yapılar ortaya çıkmıştır. Dönemin idarecileri ve ilim ehli bir araya gelmişler tedavi amaçlı ortak çalışmalar içerisine girmişlerdir.  Çünkü bir milletin beden sağlığı kadar; zihin ve kalp sağlığı da büyük önem arzeder. Her yönüyle sağlıklı bir toplumun inşasında tabîbu’l-ebdân ile tabîbu’l-kulûb birlikte çalışmalıdırlar.  Ben bunlardan tarihte yapılmış üç örnek ilmî çalışmaya değinmek istiyorum:

Hicrî 3. ve miladi 9. yüzyılın sonlarına doğru Mâveraünnehir ve Horasan bölgesinde bid’at ve hurafeye dayalı sapkın görüşlerinin ortaya çıkması üzerine Samanî Emiri İsmail b. Ahmet,  Semerkant ve Buhara ilahiyatçılarını bir araya getirmiştir. Onlardan, Müslümanları sağlam bir akîde etrafında toplayacak ve Ehl-i sünnet inancını yayarak sapkın anlayışları ortadan kaldıracak bir eser yazmalarını istemiş ve bu görev İmam-ı Mâtürîdî’nin öğrencilerinden Hakîm es-Semerkandî’ye (v. 342/953) verilmiştir.  O da içinde yaşadığı toplumda yaygınlık kazanan yanlış ve sapkın itikadi ve fıkhi görüşleri tespit etmiş, bu görüşlere karşı 62 maddede reddiye olarak bir eser yazmıştır.  Eserinin adını da 73 fırka rivayetinden hareketle  “es-Sevâdü’l-a’zam” koymuştur. Bu eser hem kendi döneminde ve hem de bugün Sünni ilmî eğitim havzalarında büyük hizmetler görmeye devam etmektedir.

 Hicrî 5. ve miladi 11. yüzyılda Selçuklu sultanı Nizâmülmülk,   İmamu’l-Harameyn el-Cüveynî’ye (ö. 478/1085) el-Akîdetü’n-Nizâmiyye adlı eseri yazdırmıştır.   Bu eserin yazdırılma amacı, toplumda yaygınlık kazanmaya başlayan; Mu’tezile, Hâricilik, Şia ve Mürcie gibi kelami akımların görüşlerini eleştirmek hem halkın ve hem de Nizâmiye medreselerinde okuyacak olan öğrencilerin Eş’arî akidesine göre yetişmelerini sağlamaktır. Bu eserin muhtevasından anladığımız kadarıyla, Cüveynî, kendi döneminde yaygın olan âlemin hudûsu meselesinde tabiatçı filozofların görüşlerini; Allah’ın sıfatları ve rü’yetullah gibi konularda Mu’tezile’nin görüşlerini, nübüvvet meselesinde de Brahmanizm’i tenkit etmiştir. Ayrıca Cüveynî aynı döneminde; kabir azabı, nimeti, cennet, cehennem, sırat, mizan, şefaat, mi’raç, ecel, rızık, iman ve tevbe gibi itikadi konularda ehl-i sünnete mugayir başka görüşleri eleştirmekle kalmamış, doğrusunu ortaya koymaya çalışmıştır.

Öte yandan hicrî 6. ve miladi 12. yüzyılda ise Halife el-Müstazhir billah,  bir terör örgütü olan ve İslam’ı batınî yorumlarla ifsat etmeye çalışan Bâtınîliğe karşı ilmî mücadele olmadan siyasi mücadelenin yetersiz kalacağını anlamış ve bu sebeple İmâm-ı Gazâlî’den(ö.505/1111)  bâtınîliğin içyüzünü ortaya koyacak bir eser yazmasını istemiştir. Gazalî de batınîliğin siyasi ve kültürel bir tehlike olduğunu görmüş, batınilerin Nizamülmülk’ü öldürmelerine rağmen büyük bir cesaretle onları eleştirmekten geri durmamıştır. Bu alanda Fedâihu’l-bâtıniyye ve el-Kıstâsu’l-müstakîm edlı iki eser yazmıştır. Bu eserlerde Gazâlî, Bâtınîliğin temel itikadi görüşlerini tespit etmiş ve onların bu görüşlerini ilmî ve objektif ölçüler içerisinde çürütmüştür. Bâtınîliğin çöküşünde Gazali’nin bu eserleri etkili olmuştur.

Sonuç olarak, başarısız darbe girişiminin birinci yıldönümünü idrak ettiğimiz şu günlerde işin siyasi alanda mücadelesi verilirken, mutlaka tarihte olduğu gibi ilmî alanda da mücadelesi verilmelidir. İlim ayağı eksik, sadece siyasi alanda yapılan mücadele başarılı olamaz. Önce insanların zihin ve gönül dünyalarında bu yapı ile ilgili görüş ve düşüncelerin ilmî açıdan yıkılması gerekir. Bu başarıldığı zaman, siyasi mücadele de başarılı olacaktır. Nasıl ki miladi 9. yüzyılda Hakîm es-Semerkandî, 11.yy.da Cüveynî ve 12.yy. Gazalî sapkın ve bölücü zihniyetlere karşı siyasi mücadeleye ilmî mücadele ile destek vermişlerse, bugün de aynısı yapılmalıdır. Bu işi yapacak olanlar Diyanet İşleri Başkanlığı ve İlahiyat Fakülteleridir. Maalesef henüz bu yapının kültürel ve itikadi mahiyetine yönelik ciddi çalışmalar yapılabilmiş değildir.

 

 

 

 

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim