• BIST 83.048
  • Altın 146,881
  • Dolar 3,7605
  • Euro 4,0391
  • Konya -9 °C
  • Facebook'tan İslami sayfalara sansür
  • Çok kritik uyarı! Günlerce yağacak
  • İşte AK Parti'nin referandum sloganı
  • Facebook'tan İslami sayfalara sansür
  • Çok kritik uyarı! Günlerce yağacak
  • İşte AK Parti'nin referandum sloganı

Mevlana’ya Yapılan Nasihat

Ufuk Karadavut

Mevlana Hazretleri hakkında bir şeyler yazmak gibi bir niyetim yok. Onun büyüklüğü, Türk-İslam tarihi ve kültüründeki yeri tartışılamaz. Önümüzdeki yıl da ‘Mevlana Yılı’ olduğu için eminim çok daha fazla şeyler söylenecektir. Geçenlerde Mevlana Hazretleri hakkında bir yazıyı okurken Şemsi Tebrizi’nin Mevlana’ya söylediği bir nasihat dikkatimi çekti. Şemsi Tebrizi şunu söylüyordu: Niceye dek o dedi, bu dedi diyeceksin! Niceye kadar başkalarının sözlerini diyeceksin! Zamanı gelmedi mi, söyle artık kendi sözünü. Bu sözlerden sonra büyük Veli kendi sözlerini söylemeye başlamış ve o güzel Mesnevi’yi bizlere hediye etmiştir.

Bu noktadan hareketle günümüze gelirsek Türkiye ve genel olarak Türk dünyası küresel oyunların merkezini oluşturmaktadır. Ama üzülerek belirtmek gerekiyor ki bu oyunları bozabilecek ne ekonomik ne de siyasi bir gücümüz bulunmaktadır. Bu konuda yaşanan sıkıntıların aşılması için herhangi bir stratejinin geliştirilmediği de bir gerçek. Ne zamana kadar bu devam edebilir bilemiyorum. Ancak kendi siyasetimizi, kendi kültürümüzü ve inançlarımızı küresel güçlerin önüne geçiremediğimiz takdirde; gelecek, Tükler için gelmeyebilir. Başkaları tarafından konulmuş ve uygulanmakta olan kurallarla yaşamakta olduğumuz bir dünyada ömrümüzün uzunluğunu da kuralları koyanlar belirleyecektir. Gördüğümüz kadarı ile kural koyucuların en büyüğü ABD ve bazen de İngiltere başta olmak üzere bazı Avrupa ülkeleri olarak gözükmektedirler. Şu gerçeği artık görmemiz gerekiyor: Güç kimde ise din de, dil de, ekonomi de, siyasette kısaca her şey onun elindedir. Hatta daha da ilerisi gücü elinde bulunduranlar ve kural koyucular, ahlaki, insani ve hukuki kuralları dahi kendileri belirleyebilmektedirler. Güneydoğu da birkaç terörist ölünce insan haklarının çiğnendiği için ortalığı karıştıranlar şehit olan askerlerimiz için herhangi bir tepki göstermemektedirler. Hatta öyle ikiyüzlüler ki, Lübnan’da günlerdir yaşanan soykırıma varan zulüm karşısında suskunlar. Birleşmiş Milletler’e bağlı 4 asker öldürülmesine karşın İsrail’i kınayamadılar bile.  Öldürülenler Amerikan askeri olsalardı kınanabilirdi. Ama değildi. Bu nedenle de kınanacak bir şey de ortada yok tu. Gerçi kınasalar da bir şey olmuyor ya, o da ayrı bir sıkıntı.

Yeni ama uygulanabilir Türk stratejisine ihtiyacımız bulunmaktadır. Elbette bu stratejinin temelinde Batılıların Türkleri nasıl algıladıkları, Türk kelimesini duyunca akıllarından nelerin geçtiğini bilmek ve onları iyi tanımak yer almalıdır. Elbette bu tek başına yeterli olmayacaktır. Kararlı bir strateji için karşı güçlerin niyet ve hedeflerinin çok iyi bilinmesi gerekmektedir. Bu konuda Türk Yurdu dergisinde Sayın Özcan YENİÇERİ’nin güzel bir benzetmesi bulunuyor; ‘Küresel güçlerin Türkiye ile ilişkilerinde uyguladıkları strateji biri değişken diğeri sabit iki parametreden beslenir. Değişken boyut; uluslararası konjuktur ve güç ilişkilerine bağlı olarak zaman içi farklılık arz eder. Batılı ülkelerin Türkiye’ye yönelik olarak ortaya koydukları stratejileri, bir ucunda ‘dost’ yada ‘stratejik müttefik’ diğer ucunda ise ‘düşman’ ya da ‘hedef ülke’ olarak görülen bir sarkaç arasında gidip gelmektedir.’ Gerçekten de bir sarkacın ucunda bir oraya bir buraya savruluyoruz.

Genel olarak bakıldığında Batılıların tavırlarının eskiden beri Türklere karşı önyargı ve olumsuz olduğunu söyleyebiliriz. Bunu bugün bile kendileri açıkça ifade etmektedirler. Ancak günün şartlarına göre sarkacın bir ucu yukarı çıkarken, bazı zamanlar da sarkacın diğer ucu yukarı çıkabilmektedir. Bu haliyle bu insanlara güvenebilmemiz mümkün değildir. Ne zaman ne yapacağını bilemediğiniz ve tarih boyunca sizi hep yok edilmesi gereken kalabalıklar olarak görmüş insanlara güvenmek mümkün değildir. Bu insanların bilinçlerine Türk deyince, doğulu, Müslüman, düşman gibi temel bazı kavramlar yer etmiştir. Aslında bu düşüncelerini destekleyen örnekleri de yoktur. Bunlar özellikle kilisenin onların beyinlerine zerk etmiş olduğu yalanlardır. Ama yüzlerce yıldır artık buna inanmışlardır. Binlerce yıllık Türk tarihinde başkalarına yönelik bir barbarlık ve vahşilik olmazken Batı tarihi bu barbarlıklar ve vahşetle anılmaktadır. Tarihe bir bakarsak koca medeniyetleri bu insanlar yok etmediler mi?. Aztekleri, İnkaları, Mayaları, Kızılderelileri, Afrikalı yerlileri ve daha nicelerini. Bugün bize bu tür yakıştırmada bulunanlar aslında kendi kendilerini tanımlıyorlar farkında değiller. Birilerinin bu gerçeği onlara anlatması gerekiyor. İşte bu nedenle Türkiye’nin çok güçlü olması gerekli. Konumunu ve şartlarını güçlendirmelidir.  Yeni bir Türk stratejisi geliştirerek yönlenen değil yönlendirici olmalıdır. Bunun için yeterli ve gerekli olan altyapı, bilgi ve kültür birikimi vardır. Binlerce yılıklı birikim bize yettiği gibi bütün dünyayı kurtarmaya da yetecektir.

Baş tarafta verdiğim güzel nasihati bir daha ama dikkatlice okuyalım; ‘Niceye dek o dedi, bu dedi diyeceksin! Niceye kadar başkalarının sözlerini diyeceksin! Zamanı gelmedi mi söyle artık kendi sözünü!’

           

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim