• BIST 89.764
  • Altın 145,514
  • Dolar 3,6255
  • Euro 3,9111
  • Konya 3 °C
  • Hollywood filminde 'Erdoğan' detayı dikkat çekti
  • Bakan Soylu 10 Bin polis alınacağını açıkladı
  • F-16 pilotlarının neredeyse tümü FETÖ'cü çıktı
  • Hollywood filminde 'Erdoğan' detayı dikkat çekti
  • Bakan Soylu 10 Bin polis alınacağını açıkladı
  • F-16 pilotlarının neredeyse tümü FETÖ'cü çıktı

Mermeryan İslâm algısı

Murat Kayacan

Sait Mermer’in fıkralarıyla ilgili yazı yazmayı düşünmüyordum ne var ki hakkı tavsiye etmek gibi bir sorumluluğum olduğunu düşündüğümden yazmaya karar verdim.

Mermer’e göre Âdem Orta’dır (kadın da Orta’dan çıkmış) ve cennetin Ortadoğu’sunda doğmuştur. Adem’in Orta olarak isimlendirildiğine dair bir kaynak bilmiyorum. Dünyanın bir cennet olduğu ve bu cennetin Ortadoğu’su olduğu fikri de dindar bir söyleme benzemiyor. Çünkü Ortadoğu kavramı Avrupa merkezli bir düşünüşün ürünüdür ve İngilizler 19. yy. da bu kullanmaya başlamışlardır. Yani bu mefhum Batılı’dır. Dolayısıyla en azından Mermeryan bir yaklaşım, bu kavramlaştırmayı şeytani ve kadınsı bir tanımlama olarak görmeyi gerektirir.

Mermer’de bir kadın düşmanlığı da kendini hissettirmektedir. Çünkü kadın ile şeytan aynı mekânı imler. Batı olan kadın batıya yönelmiş ve Batı olan şeytanı görememiş ve onun tuzağına düşmüştür. Yani ilk günah kadın tarafından işlenmiştir (Kur’an öyle demiyor bkz. Bakara, 2: 36). Karşımızda Havva değil dünyaya tüm kötülüklerin yayılmasına neden olan Pandora var sanki. Yine Mermer’den öğreniyoruz ki, ruhu Doğu, nefsi Batı (ruh ve nefs arasındaki fark ne ise) olan Adem hem dünyada doğmakta hem de Batı olan Havva’nın onu kendine çekmesiyle bir batı lezzeti (bu da şeytan mıdır Havva mıdır net değil) tatmakta ve Adem dünyalı olmaktadır. Dünyada doğup tekrar dünyalı olmak, dünyada doğup tekrar dünyaya inmek!

Yine yazarımızdan öğreniyoruz ki: “Her peygamber, mazharı olduğu Hakk’a ait bir ismin çerçevesinde orayı (Ortadoğu’yu) nakışladı. Hz. İbrahim tevhid nefesini üfledi, Hz. İsa ruh verdi Ortadoğu’ya; Hz. Musa tabi olunması gereken şeriatı vazetti.” Yani tevhid (Sanki sadece Hz. İbrahim, tevhidi anlattı!), ruh ve şeriat Hakka ait isim çerçeveleri. Kastedilen isimler Esmau’l-Hüsna ise ben bu isimlerin böyle çerçeveleri olduğunu ilk kez duyuyorum.

Mermer’e göre Ortadoğu’nun namusunun kadim bekçisi Anadolu halkıdır. İyi de Ortadoğu’ya göre daha Batı’da olan Anadolu, erkekliğini nispeten kaybetmiş ve aynı zamanda şeytana iyice meyletmiş olmaz mı? Evet ise, Anadolu, kendisine göre daha erkek ve şeytandan uzak olan Ortadoğu’nun kadim bekçisi nasıl olur? Hele hele AB’ye ortak olma eğilimini en üst perdeden dillendiren AK Parti’ye, neredeyse iki kişiden birinin oy verdiği Anadolu halkı nasıl namus bekçiliği yapacaktır? Yazarımızın mantık örgüsüne göre Anadolu halkını “light erkek”/satanic addetmek gerekecek!

Mermer Abduh(yan) İslamcılığın iflası (Türk dili kuralların uyar mı bu ifade?) adıyla yayınladığı yazıda bu İslamcılığın hareket noktasının siyaset olduğunu ileri sürüyor. Bu iddia –kasıt İslâm’ın sınırlarını dikkate alan bir siyaset ise- Afgani için doğru kabul edilebilir belki ama kendisini Ezher’in ıslahına, eğitime, bidatlarla mücadeleye adamış ve "Siyasetten Allah'a sığınırım." sözünü (S. Nursi'den önce) sarf etmiş bir zatı siyasal İslamcılığın lideri olarak takdim etmek ne kadar tutarlı olabilir?

"İslam dünyasında teknolojik gerilik olduğunun” salt bir iddia olduğunu düşünen Mermer’e göre  "İşin içinden nasıl çıkılacaktır?" sorusu İslamcı bir sorudur. Bu bağlamda "Bir toplum kendini değiştirmedikçe Allah da onların durumunu değiştirmez."(Rad, 13:11) ayetini nefs terbiyesi için esas alan sufi Müslümanların gündeminde -ürettikleri çözümlerin doğruluğu bir yana- "işin içinden nasıl çıkılacağı" sorusu yoktur denebilir mi? Var ise onları İslamcılıktan uzak görmenin gerekçesi nedir? Yine Mermer’in bahsettiği “Allah’ın iradesiyle bağını koparmadan bidatlara dirençli nebevi sünnetin korunmasını gaye edinmiş olarak işe sıfırdan başlayan” selef sufilerin, bu İslâmcı soruyu (!) sormadan bu salih ameli nasıl gerçekleştirdiklerini merak ediyorum.

Yazar, siyaseten Müslümanların özgürlüğünü ve birlikteliğini savunmanın doğal sonucunun, zihinsel entegrasyon(eklemlenme) sürecini başlatan bir etken olduğu kanaatinde. Entegrasyon ve payanda olma riskinden Allah sadece (yazarın tabiriyle) "Abduh (yan) çizgi" haricindeki kesimleri mi korumuştur? Bu çizgi dışı görülen kesimler böyle bir tehlikeden uzak mıdır? Yoksa muttaki Müslümanlar, siyasal taleplerinden vazgeçmiş olanlar mıdır? Bu sorunun cevabı evet ise size iki slogan: “Yaşasın Batı! Yaşasın laiklik!

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
b.m.
07 Mayıs 2008 Çarşamba 14:44
kay kay iyi bir spor aletidir!
ben şunu anlamıyorum. bu insanlar neden sloganlarla konuşmayı severler ki.. islamcılık denen ideolojinin en kolay hareket biçiminden mi olsa gerek slogan her zaman bu insanların kullandığı iletişim dili oluyor nedense. "siyasetten allaha sığınırım" demişmiş! vay be ne güzel! tutun bırakmayın. güzel bir slogan yakaladınız ya işinize yarar bırakmayın valla. Yahu demiş de ne olmuş. Kaç yıldır aynı terane. Demiş de iyi nane etmiş. her neyse...

Sormak istiyorum kayacan'a hangi islam, hangi sınırlar? Sen yüzyıllardır oluşturduğun koskoca geleneği reddedeceksin, "ben islamı kurtarıyorum" naralarıyla mahhallede salyangoz satacaksın. Yapmayın ya..!

bu adam kuran ayetlerini inanca dair ayetler ve ahkama dair ayetler olarak ikiye ayırmıyor mu? kuran'ın inanca dair olan ve ibadetleri kapsayan ayetlerinin değişmeyeceğini fakat sosyal hayata ilişkin olan ayetlerin değişen yaşam koşulları ve geçen zamanla birlikte değişebileceğini öne sürmüyor mu? Bunun bir adım ilerisi seküler ya da laik hukuk değil midir.

Yorumlama, metni yakalama v.s. gibi kavramlardan bihabert olarak etrafta neyin pazarlamasını yapıyordunuz. Sizin Kuran üzerine yaklaşımınız çok da özgün bir şey mi sanki? Sizin yorum dediğiniz şeyin dik alasını yapısalcılar yaptılar.
claude lévi-strauss, roland barthes, ferdinand de saussure, vladimir propp v.s. gibilerinden ne kadar haberdarsınız. haber vereyim dedim, eskimiş algılarını aldığınız modern kafanın iflası ilan edileli çok oldu. Adamlar sizin onlardan devşirerek savunduklarınızın önüne post'u ekledi bakalım siz hangi post'u giyeceksiniz! Tabi Sait Şimşek neyi öngörürse onu galiba.
88.255.54.12
harun karadeniz
01 Mayıs 2008 Perşembe 08:15
çay kenarında kuyu kazmak
Sayın Kayacan ; geçtiğimiz günlerde 'kudret körlüğü' adını taşıyan bir kitap kritik ediyordum. Kitap özetle, İslam dünyasında terör örgütü olarak anılan tüm örgütlerin kesinlikle terör örgütü olmayıp, savaşçı örgütler olduğunu yazıyor. Amerika'nın çok yönlü saldırıları olmasaydı , bu örgütler daha farklı alanlarda olacaklardı...diyor.günümüzde bilgi/enfermasyon da bir şekilde kontrol ediliyor. Çok boyutlu bir merak, dikkat ilgi, yoğunlaşma gerekiyor. bir de hangi konuda olursa olsun, insan kendi gündemiyle/tarzıyla/ yorumuyla büyülendiğinde komik duruma düştüğünü fark etmiyor. Afgani, abduh ve o dönem müslüman düşünür ve eylem adamlarının da koşulları reflekslerinde etkili olmuşlardır elbet. Bunu anlamaya çalışmak gerekir. Yazınızı büyük bir dikkatle okudum.İyi çalışmalar güzel niyetler temenni ediyorum.Selametle...
88.247.20.151
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim