• BIST 97.726
  • Altın 145,637
  • Dolar 3,5781
  • Euro 4,0001
  • Konya 19 °C
  • Bakan açıkladı: Emeklilik yaşı ileri çekilecek mi?
  • Maliye Bakanı Ağbal'dan yapılandırma toplantısı
  • Kurtulmuş'tan 'kıdem tazminatı' açıklaması
  • Bakan açıkladı: Emeklilik yaşı ileri çekilecek mi?
  • Maliye Bakanı Ağbal'dan yapılandırma toplantısı
  • Kurtulmuş'tan 'kıdem tazminatı' açıklaması

Mehmet Akif Ersoy ve Kur’an

Murat Kayacan

Mehmet Akif Ersoy ve Kur’an

Mehmet Akif Ersoy (1873-1936)’un şairliği ön plana çıksa da, onun şiirleri ve hayatı Kur’an’dan bağımsız düşünülemez. O, Kur’an’ı daima canlı ve dinamik bir kitap olarak ele almaktadır. Ona göre Kur’ an, hayatla ve güncel pek çok olayla birebir ilişki içindedir. Akif, Kur’an’la kurulan ferdi ilişkinin yanı sıra, onun toplumsal olaylar ile de sıkı bir şekilde irtibatı olduğuna inanmaktadır. Bu yaklaşımdan dolayı o, Kur’an’ı her gün yeniden nazil oluyormuş gibi algılamaktadır. Bu nedenle muhatapları ondan büyük feyiz almıştır (Yıldırım, 1988: 17). Bu yazıda, –büyük oranda Davut Aydüz’ün Mehmet Akif Ersoy’un Tefsirciliği adlı yazısı çerçevesinde-Akif’in Kur’an meali hazırlamaya niyetlenmesini, hazırladıktan sonra yayınlanmasına izin vermekten vazgeçme nedenini, tefsirinin özelliklerini ve Muhammed Abduh’un onun üzerindeki etkisini ele alacağız.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla, kendisinden Kur’an’ı Türkçe’ye tercüme etmesi istenen Akif, dostlarının araya girmesi ve Diyanet tarafından vazifeli olarak gelen Aksekili Ahmed Hamdi (1887-1951)’nin ısrarı sonucunda "adına meal denmesi ve Elmalılı’nın tefsiri ile bir arada basılması" şartıyla teklifi kabul etti. (H. B. Çantay’dan naklen Aydüz, ts.: 40).

Peki, daha sonra Akif bu kabülünden niye vazgeçti?

1931 yılının Ramazan ayında resmen seçilmiş bazı hafızlar, İstanbul’un büyük camilerinde Kur’an yerine Türkçe tercümesi ile ‘aşırlar’ (Kur’an’dan okunan on ayetlik bölüm) okumuşlardı. Benzer faaliyetler 1932 Ramazan’ında (Ocak-Şubat) da tekrarlandı. Bu sefer kadir gecesinde Ayasofya Camisinde teravihten sonra Kur’an yerine okunan tercümesi radyodan da yayınlandı; Ramazan’ın son cumasında ise smokinli olarak Süleymaniye minberinden hutbe okuyan Sadeddin Kaynak’ın resmi, gazetelerde arz-ı endam etmişti. Daha önce de İstanbul’da Göztepe Camisinde Kur’an yerine Türkçesini okuyarak namaz kıldıran bir imam, görevden alınmış ve bazı gazeteler bu mesele üzerine ileri geri yazılar yayınlamıışlardı. O yıllarda ezan gibi Kur’an’ın da aslının terk edilmesi sık sık gündeme getirilmekte idi. Bu olanlardan sonra camilerde Kur’an’ın aslı yerine tercümesinin okutulması için hazırlık yapıldığı endişesine kapılan Akif, kendi mealinin Kur’an yerine konulacağından korkarak bitirmiş olmasına rağmen (Bu mealin ilk 9 suresinin yer aldığı kısmı geçen yıl Mahya Yayınları tarafından okuyucuların ilgisine sunuldu.) onu komisyona teslim etmemiştir. Sonra da 1931 yılı Aralık ayı içinde Kur’an’ı Kerim meali hazırlayıp teslim etmekten vazgeçtiğini bildiren resmi bir yazı ile birlikte kendisine verilen bin lirayı da iade etmiştir (M. Ertuğrul Düzdağ’dan naklen Aydüz, ts.: 42). Bir rivayete göre de, Akif’in bin lira iadesini yapan, “tefsirine meal yazmayı gönülsüz de olsa kabul eden Elmalılı” idi (M. A. Ersoy Meali, 2012, Önsöz: XIV).

Akif’in tefsir yazıları ile Kur’an ilhamlı şiirlerinde göze çarpan en bariz şey; atalet içinde kalmış İslam toplumlarını harekete geçirmesi bakımından aksiyoner bir özellik göstermesidir. Üslubunun canlılığı ve akıcılığı da tefsir yazılarındaki bu özelliği öne çıkarmaktadır (Aydüz, ts.: 52).

Akif’in sanat anlayışında olduğu gibi, bu anlayışa uygun olarak yazdığı ayet yorumları da toplumsal bir yarar gözetilerek kaleme alınmıştır. Kur’an’ın toplum tarafından öksüz bırakıldığının ve toplumun dirilişinin de ancak Kur’ an ile mümkün olabileceğinin farkındadır. O tefsir ettiği ayetler bağlamında toplum ile Kur’an arasındaki uçurumu gözler önüne sermiştir. Adeta Kur’an’a göre toplumu yeniden inşa etmenin yollarını aramış ve göstermiştir. Toplumsal hayatta, Kur’an’a ters düşen yönleri ortaya koyarak toplumu uyarma sorumluluğunu yerine getirmeye çalışmıştır. İslam milletinin hatta bütün milletlerin sıkıntılarına ve müşküllerine deva olabilecek esasları belirleyerek bu problemlere Kur’anî çözümler üretmiştir (Tefsir Tarihi, Çeşitleri ve Konulu Tefsir adlı eserinden naklen Aydüz, 53). Akif’in, bu yaklaşımıyla Muhammed Abduh’un tefsir anlayışını benimsediğini söylemek mümkündür (Aydüz, ts.: 39). Yine, "Celaleyn’i yanımda taşır, Kelam-ı Kadim gibi okurum. Şimdiye kadar on sekiz defa hatmettim; şimdi on dokuzuncu hatme devam etmekteyim." diyen Akif (Aydüz, ts.: 55) bu açıdan da “tefsir yaparken, Celaleyn Tefsiri dışında tefsirlere bakmadığını” söyleyen Muhammed Abduh’tan etkilendiği söylenebilir. İkisinin de Celaleyn tefsirine önem atfetmelerinde, onun âyetlerdeki murad-ı ilahiyi ayrıntı bilgiler içerisinde kaybolmasına meydan vermeyecek şekilde kısa ve net bir uslüple ifade eden bir tefsîr olması etkili olmuş olabilir.

Aydüz, Davut. (ts.). Mehmet Akif Ersoy’un Tefsirciliği. Diyanet İlmi Dergi. C. 47. S. 4.

Ersoy, Mehmet Akif. (2012). Kur’an Meali. İstanbul: Mahya.

Yıldırım, Suat. (1988). Mehmet Akif’in Kur’an Anlayışı. Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi. S. 8. Erzurum: Atatürk Üniversitesi.

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim