• BIST 83.574
  • Altın 89,068
  • Dolar 2,3145
  • Euro 2,8405
  • Konya 2 °C

Mehmed Hadimi Hazretleri

M. İhsan Konevi

“KAMİL İNSAN KOYA BİR ESER ESERİ OLMAYANIN YERİNDE YELLER ESER”

EBU SAİD MEHMET HADİMİ HAZRETLERİ (1701-1762)

 

 

Ebu Said Mehmet Hadimi Hazretleri 1701 yılında Konya’nın Hadim İlçesinde dünya ya gelmiş, 1762 yılında da Hadim’de Cenab-ı Allah’a kavuşmuş Hadim’de ki, mezarına ebedi istirahatına konulmuştur.

Ebu Said Mehmet Hadimi Hazretleri onsekizinci asırda yetişmiş ender ve önder kişilerden birisidir.

Hadimi Hazretlerinin ailesi, soyu Buhara’dan Konya’nın pirlerkondu, yeni ismiyle de Taşkent’in Afşar Kasabası civarında ki Karaca Sadık Beldesine gelip yerleşmişlerdir.

Hadimi Hazretlerinin babası, pek çok alim yetiştirmiş olması sebebiyle anadolu’nun Medar-ı iftiharı anlamına gelen fahri Rum ismiyle anılan ve Nakşibendi Şeyhi Murat Buhari’nin Anadolu’daki halifelerinden Karahacı Mustafa Efendidir. Annesi de Buhara’dan anadolu’ya göç etmiş köklü bir ailenin kızı Hediye Hanımdır.

Fahru Rum Karahacı Mustafa Hoca Efendi ile eşi Hediye Hanım’ın Ebu Said Mehmet Hadimi Hazretlerinden başka Ebu Numan Ahmet adında bir oğulları ve Fatma, Zeynep, Ümmü Gülsüm isminde de üç kızları dünyaya gelmiştir.

AİLE AFŞAR YAYLASINDAN HADİME GÖÇ EDİYOR

Fahru’r Rum Karahacı Mustafa Hoca Efendi ile eşi Hediye Hanım oturdukları Karaca Sadık Beldesinde oturdukları bir gün eşi Hediye Hanım bir rüya görmüştür.

Hediye Hanım bir gece rüyasında göbeğinden bir ağacın fışkırdığını ağacın altın olan yapraklarının halk tarafından kapış kapışıl kapışıldığını toplandığını görmüştür.

Hediye Hanım gördüğü bu rüyasını eşi Karahaıcı Musatfa Hoca Efendiye anlatmıştır. Fehru’r Rum Karahacı Mustafa Efendi de, “Nesillerinden büyük alimler çıkacağını halkın bunlarnan istifade edeceği “tabirini yapmıştır.

Mustafa Efendi eşinin rüyasında gördüğü beldeyi keşfetmek için birlikte yöreye çıkmışlardır. Hediye Hanım rüyasında gördüğü Hadim’in Armağanlar Beldesine geldikleri zaman heyecanlanarak “rüyasında gördüğü yerin burası olduğunu” ifade etmiştir. Böylece Ailesinin Buhara’dan gelip Karaca Sadık beldesine yerleşmesinden sonra belde olarak Hadim’e gelip burayı kendilerine belde olarak seçmişlerdir.

Hadimi Hz. İlk öğrenimini babası, ünlü alim ve mutasavvıf Karahacı Mustafa Efendi’nin özel ve medrese dersleriyle başlamıştır. On yaşında bir çocuk iken Kur’an’ı ezberliyen Said Mehmed’i, onsekiz yaşına girince, babası, yüksek medrese tahsih için bazı arkadaşlarıyla beraber Konya’ya gönderdi. Konya’nın ünlü ilim müesseselerinden olan Karatay Medresesi’ne giren Said Mehmed, ünlü müderrislerinden İbrahim Efendi’den çeşitli ilim dallarında beş yıl ders aldı. Bu zeki, uyanık ve parlak istikbal vadeden genç öğrencisiyle özel olarak meşgul olan hocası, nihayet bir gün onu huzuruna çağırarak, artık kendisinin Konya’dan alacağı birşey kalmadığını, ama öğrendikleriyle yetinmiyerek, bilgisini artırması gerektiğini, bunun için de, İstanbul’a gitmesini tenbih ve tavsiye elli.

Babasının da muvafakatı üzerine İstanbul’a giden Said Mehmed, burada ünlü müderris Gazabad? Ahmed Efendi’nin derslerine kaydoldu. Bir taraftan derslerine, diğer tat, raftan İstanbul’un fikir ve ruh besliyen ilim ve irfan meclislerine, edebi sohbetlere devam etti.

Böylece sekiz yılını dolduran Said k4ehmed, İstanbul’daki medrese tahsilini de büyük bir başarı ile ikmale muvaffak oldu. Hocasından büyük iltifatlar ve parlak bir de icazet-name aldı. 0 sırada vefat eden babasının Hadim’deki medresesine müderris olmasını hocası tavsiye edince Said Mehmed memleketine, müderris olarak döndü. Babasının açtığı çığırda yürüyüp, etrafındaki öğrencilere ders vermeye başladı. Bu günlerde gördüğü bir vakıayı kendisi şöyle anlatır: “Pederim kabr-i şerifirıde murakabeye varmıştım; karşımda temessül eyledi. Nasihat istedim. İşte beni görüyorsun ya, dünyanın esbb ve alkalarından uzağım. Bu alemde onlardan hiç biri fayda vermiyor. Maişet hususunda hırs ve kötü tamahtan sakınarak, Cenab-ı Hakk’a mütevekkil ve onun ihsanına kafi ol. Dünyada sebepleri Yaratan’ı unutup, ihtiyacını zahirde sebep olan kula bildirirsen, Cenab-ı Hak seni, en adi kimseye muhtaç eder. Eğer ihtiyacını herkesden gizliyerek ancak Hazret-i Zülöelğl’e arzedersen, dünya bile sana muhtaç olur.» buyurdular.

İşte Said Mehmed, babasının bu tür irşadlariyle de yaşayışına yön vererek, etrafında toplanan talebelerine gerek öğretim ve gerekse eğitim konularında ders vermiye, örnek hayatiyle onların derin sevgi ve saygılarını kazanmaya başladı: ŞahsT kabiüyet ve meziyetleriyle ilveten uzun yıllar boyunca aldığı bilgi ve görgüler sebebiyle, ünü, kısa zamanda çevreye yayıldı. Mevcutlara, uzak diyarlardan kalkıp gelen yeni öğrenciler katılıyordu.

İstanbul’dan Hadim’e dönüşünü takiben talebeleriyle meşgul olmaya başladığı günler pek fazla olmamıştı ki, dünya evine girdi; Bu mutlu izdivaçtan bir yıl sonra Allah onlara, oğlu Said’i armağan etti. Bu nedenle o, “Ebû Said” diye anılmıştır.

Ebü Said’in ünü, Hadim’den dışarıya taşmış, Konya’ya ve kısa bir süre sonra da, ta pay-i taht İstanbul’a kadar yayılmıştı. Onun ilm ü irfanı, keşf ü kerameti, Padişah I. Mahmud’un kulağına kadar erişti. Bunun üzerine Padişah, bu büyük alim ve arifin sohbetinde bulunmak arzusu ile, önü Hilafet merkezi payitaht İstanbul’a davet etmeye karar verdi. Çünkü, Darus-Saade Ağası Hacı Beşir Ağa’dan da, Hadim ye dair çok enteresan hatıralar dinlemişti.

Şimdi geliniz, Be’şir Ağa’nın, Ebü Said Hadim? hakkında padişaha anlattığı enteresan müşahedelerinden birini ve Hadiminin İstanbul’a davet ediliş sebebini ve orada geçirdiği günlerin bazı hatıralarını, torunlarından eski Kadim Müftüsü Ahmed Said Hadimi’oğlu’nun, Ord Prof Ebul’ula Mardın’e yazdığı mektubundan dinleyelim.

“...Hacı Beşir Ağa Hicaz’da bulunduğu sırada, Medine-i Münevvere’nin Harem Ağalığı vazifesinde de bulunmuştu. Birgün Padişah birinci Mahmud ile mülkatı esnasında Padişah, Hacı Beşir Ağa’ya, Harem-i Şerif’de ne kadar kaldığını, bu kadar müddet zarfında “harik’ulade” ne gibi halata muttali olabildiğini Suat. edince, Hacı Beşir Ağa: «Harem-i Şerif’de geçirdiğim bu kadar müddet zarfında, fevkalade olarak üç hale muttali oldum.» der. Ve bu üç halden birisini şöyle anlatır:

“Ravza-i Mutahhere’deki Cibril kapısı gecenin seher vaktine yakın bir zamanda aralanırdı. Gireni anlamak ve tecessüs etmek isterdim; fakat, vücuduma ariz olan rehavet ve durgunluk neticesi, içeri giren zatın kim olduğuna muttali olamıyordum. Bir gece, yine Cibril Kapısı açıldı; Hemen kapıya koştum. Teri kapıda iken içeri bir zat girdi. Giren zata kim ve nereli olduğunu sordum. Konya mülhakatından olup Hadimi Muhammed Efendi olduğunu haber verdi. Sebeb-i ziyaretini şual ettim: “İmam-i Birgivrnin Tarikat-ı Mutıammediyyesini şerhediyorum; Şüphe ettiğim bazı Hadis-i Şerif’in Fem-i Saadet-i Nebevi’den şeref-südür buyurulub, buyurulmadığını Ruh-u Peygamberrden isticvab ve istnam için geldim” deyince, müşarunileyhi odama. götürdüm. Bir müddet kaldıktan sonra müsaade istedi. Mescid-i Nebt’de sabah namazını kıldıktan sonra gitmesini söylemiş isem de: “Memleketimde imamet vazifem var müsaade buyur” dedi ve ayrıldı gitti: Bu ilk görüşmeden sonra arada gelir, görüşürdük” deyince Padişah, Hadi Beşir Ağa’nın bu sözünün doğruluğuna kanaat getirmek için Ebü Said’ul-Hadimyi İstanbul’a davet etti...

Hadim? Muhammed Efendi İstanbul’a vardığında Padişah, yaş, baş, şekil ve şemal ve simaca muşabehetı olan bir kaç zatı bir araya koyduktan sonra Hacı Beşir Ağa’yı çağırtır Ve bu zatları gösterir Hacı Beşir Ağa’nın bu zatlar arasında doğruca Ebü Said’ul-Hadimi’nin yanına giderek hoş-âmedi yapması Padişah’ı hayrette bırakır; Padişah, Hacı Beşir Ağa’nin Hadimi hakkında hikaye ettiği vakıaya inanır ve mutmain olur”.

Bu suretle de Hadimi’nin yüceliğini anlıyan Padişah, onun İstanbul’da bulunduğu sürede, sohbetlerinden faydalanmak ister. Şehrin ileri gelen âlimlerini de davet ederek, huzûrunda Hadimi Hazretlerinin ders takririni irâde eder. Böylece Ebû Said Hadimi, Huzûr’da ilk ders takrir etme mazhariyetine de nâil olur.

Hadim’i Hz. Ayasofya Camisinde padişahın huzurunda “huzur dersleri” vermiş daha sonra İstanbul dönüşü Hadimi’nin eser telifine başlama dönemini açar. Yazdığı eserler, bibliyografik eserlerin kayıtlarına göre şunlardır:

1. Metn-i Mecami’ul-Hakaik fi ilm-i Usul, 2. Şerhu Tarikat-ı Muhammediyye, (Berika), 3. Şerhu Besmele, 4. Haşiye-i Dürer., 5. Şerhu Kasidet’il-Mudariye., 6. Hâşiyetün Ala Tefsir-i Suret’in Nebei lil-Beyzavi., 7. Risaletun fi hakki’t-Tesbihi ve’t Tahmidi., 8. Tefsiru Kavlihi Teala: “Gul’illahümme Malik’el-Mülki,”, 9. Tefsir-i Kavlihi Teala: “İnne Ba’zaz zanni ismün”, 10. Risalet’un-Nasayihü ve’l-Vasaya, 11. Risalet’un fi Suluk’in, Nakşibendiyye, 12. Risalet’ul Huşu-i fi’s Salati, 13. Şerhu eyyüh’el-Veled, 14. Arais’un-Nefais-i fi ilm-il Mantık, 15. Arais’ul Enzari ve Nefais’ul Ebkari., 16. Risalet’ün fi mahiyet’il-Ulumi, 17. Keşf’ul-Hudri an hal’il Hıdri., 18. Risalet’un fi Hadis’iz-Zaifi, 19. Risalet’ul-Misvak., 20. Risalet’ul-Kahve, 21. Risalet’ud-Duhan, 22. Tefsirü Suret’il-ihlas., 23. Risalet’ün fi hakk’ıl-İstihlaf

Hadimi Hz. Vefat etmeden biraz önce başucundakilere: “Vefat ettiğimpde, yıkayıcım gelinceye kadar gaslimi te’hir ediniz. Çünkü, yıkanma ve tekfin işimi, tarafından yapılması için kendisine vasiyet ve tenbih ettiğim zat, gelip beni gasledecektir; O’nu bekleyiniz.” Demiştir. Vefat haberi duyulunca, uzak yakın demeden talebelerinin hemen hepsi ve bütün tanıyıp, sevenleri Hadim’e akın etmişlerdir. Hoca ve mürşitlerini yıkama şerefine nail olmak arzusunda bulunan gözü yaşlı talebelerinden ve meslekdaşların0dan bazıları bu arzularını bildirmişlerse de, vefatından az önce kendilerine açıkladığı dileğini söyliyerek, tenbih edilen kişinin beklenileceğini belirtmişlerdir. Vefat, sabah namazında vuku bulmuştur. Kuşluk vaktinde, Konya’dan yüzü nurlu, mübarek bir zat gelir. Gasil ve tekfin işiyle vazifelendirildiğini söyliyerek, görevini liyakatle ifa eder ve sonra hemen Konya’ya döner. Bu zat, ünlü Mevlevi Şeyh ahmed-i Trabzoni’dir.

Hadimi Hz. Hanefi meshebinden olup nakşibendiye tarikatına mensuptur.Hadimde bulunan kabrinin mezar taşında şu yazılıdır:

“Hüvel-Hallak’ul-Baki

Cami’ul-Mecami fi’l-Usul

Ed-Diniyye Şarih’ut-Tarikat

Ül-Muhammediyye Kutb’ul-Arifin

Gavs’ul-Vasılin

Ebu Said Muhammed el-Hadimi

Ruhuna Fatiha

Tevellüdü 1113, Tarih-i vefatı 1176

 

Ebu Said Mehmet Hadimi Hazretlerinin doğumunun 307. aramızdan ebediyete göçüşünün de 246. yılında Cenab-ı Allahtan rahmet dilerim.

 

KAYNAKÇA

Prof. Dr. Halil Cin, Hadimi Hazretleri Sempozyumu Açış Konuşması

Doç. Dr. Hasan Özönder, Konya Velileri

Ramazan Kızılkaya

Ebu Said Muhammed Hadimi

Hadim Belediyesi Yayınları

Yorumlar
aişe
03 Ağustos 2008 Pazar 23:15
EBU Said Mehemmed
Başlık,
"Kamil oldur ki koya her yerde bir eser
Eseri olmayanın yerinde yeller eser" şeklinde olmalıydı.
Teşekkürler ederiz bu büyük zatı tanıttığınız için.
194.54.36.173
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim