• BIST 83.067
  • Altın 146,783
  • Dolar 3,7897
  • Euro 4,0443
  • Konya 0 °C
  • İçişleri'nden valiliklere kritik 'kargo' uyarısı!
  • Hakan Şükür'ün istifa mektubunu bakın kim yazmış!
  • FETÖ'nün yeni rüyası! Bu kez iyice uçtular
  • İçişleri'nden valiliklere kritik 'kargo' uyarısı!
  • Hakan Şükür'ün istifa mektubunu bakın kim yazmış!
  • FETÖ'nün yeni rüyası! Bu kez iyice uçtular

Medya Özgürlüğü

Ufuk Karadavut

 

Çok sık konuşulan ve konuşuldukça da bir türlü içinden çıkılamayan bir olgudur, basın özgürlüğü. Kimi özgürlükler ülkesi olarak tanıtırken ülkemizi, kimisi de tam tersi olarak baskı ve zulümün son noktası olarak tanımlar. Ama ne olursa ve nasıl olursa olsun tarih boyunca ve iktidarlara göre değişmekle birlikte basını kontrol altına alma ve onu yönetme içgüdüsü hiç bir zaman değişmemiştir. Görünen o ki, asla da değişmeyecektir. İçerideki durum bu. Ama dışarıdan bakınca olayın farklı boyutları olduğunu görüyoruz.

Bizim için Avrupa ve Amerikalıların görüşleri çok önemli. Hele bir de işimize gelen varsa bizim için bulunmaz bir nimet olurlar. İşte yine böyle bir karar daha alındı. Kiminin yerin dibine geçireceği kimin ise baştacı edeceği olay şudur. Türkiye'nin de üyesi olduğu Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi'nin (AKPM) Kültür, Bilim, Eğitim ve Medya Komisyonu tarafından Strasbourg'da oylanan "Avrupa'da Medya Özgürlüğü'nün Durumu" başlıklı rapor ve beraberindeki karar tasarısında, Türkiye'de "siyasi görüşlerini açıkladıkları ve dinamik bir demokraside gerekli siyasi tartışmaya katkıda bulundukları için hapse atılan, tutuklanan veya haklarında dava açılan gazeteci sayısının şoke edici olduğu" belirtilmiştir.  Elbette bunları söylerken ülkemizi düşündüklerinden ve bizim iyiliğimizi istediklerinde değil. Onların derdi başka. Bunu,  EFJ Başkanı Arne König, “Endişelerimiz sadece Türk meslektaşlarımız ya da Türkiye’deki insanların güvenilir bilgiye ulaşması noktasında değil, Türkiye’deki durumun diğer ülkelerdeki muhtemel yansımalarına ilişkin. Türk hükümeti bu şekilde yoluna devam edememelidir. Maalesef, Avrupa’da gazetecilik ve basına yönelik artan kısıtlama eğilimlerini açıkça görmekteyiz. Eğer Türkiye gazeteciler ve basın üzerindeki baskılarına son vermezse, bu durumun diğer ülkelerde, bölgede ve Avrupa’da olumsuz etkiler yaratmasından korkuyoruz. Bu nedenle Türkiye’nin dostlarından hükümetin gazetecilere ve basın özgürlüğüne açtığı bu savaşa son vermesi için baskı yapmaları çağrısında bulunuyoruz” şeklindeki açıklamalarından daha iyi anlıyoruz. Asıl endişeleri sorunun dış etkilerinin fazla olmasından ve dolaylı olarak kendilerini etkilemesinden korkmalarıdır.

IPI Direktörü Alison Bethel Mc Kenzie, “Türkiye’nin demokrasi modeli olması ile gazetecilerin karşı karşıya kaldıkları uygulamalar arasındaki uçurum giderek artmaktadır. Biz Türk yetkililerden basın özgürlüğünün önünü açmaları, gazetecilerin her gün yaşadıkları korku iklimine son vermeleri için talepte bulunuyoruz. Biz aynı zamanda basının da ayağa kalmasını ve birbirine destek vererek Türk halkının, kendi yaşamlarını etkileyecek kararlar verebilmeleri için gerekli olan haber alma hakkının ortadan kaldırmasına karşı mücadele etmeleri ve yetkililerden hesap sormaları için çağrıda bulunuyoruz” dedi. IPI ve Ulusal Komitesi, EFJ, TGS, Alman Gazeteciler Federasyonu (Deutscher Journalisten Verband, yani DJV), Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF), Avrupa Gazeteciler Derneği (AEJ)nin içinde bulunduğu uluslararası gazeteciler ve basın kuruluşlarından kişiler bir araya gelerek endişelerini ayrıca Türk yetkililerine bildirmişler.

Dikkat çeken bir konuda özellikle son zamanlarda dillerden düşmeyen “otosansür” konusudur. Bu kişiler Türkiye genelinde “Oto sansür giderek yayılmış, açıksözlü gazeteciler sadece teröre destek vermekle suçlanma tehlikesiyle değil, medya sahiplerinin farklı ekonomik çıkarlarına olumsuz etkileyecek haberler yapılması durumunda işlerini kaybetme tehlikesiyle de karşı karşıya kalmaktadırlar. Gazeteciler arasında yaygın endişe güvensizlik bir istisna değil kural haline gelmiştir. Sonuç olarak, cezaevlerindeki gazeteci sayısında azalma olmasına karşın, olumlu gelişmeler ve gerçek basın özgürlüğü hala yok hükmündedir” denilerek oldukça ciddi bir uyarıda bulunmuşlardır. Şimdi bütün bunları üst üste koyduğumuzda tamamen haklı olduklarını söylemek şansımız yok. Çünkü özellikle bu kişilerin ülkemiz açısından her türlü olumsuzluğu öne çıkaran kişi ve gruplar olduğunu biliyoruz. Ama büyük üstad Nasrettin Hoca’nın şu sorunuda sormak gerekiyor; “Hırsızın hiç mi suçu yok?”

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim