• BIST 108.392
  • Altın 143,183
  • Dolar 3,5328
  • Euro 4,1224
  • Konya 15 °C
  • MİT tırlarının durdurulmasına ilişkin yeni iddianame kabul edildi
  • ''FETÖ'cülerin yeni üssü Latin Amerika''
  • TRT'den  FETÖ açıklaması
  • MİT tırlarının durdurulmasına ilişkin yeni iddianame kabul edildi
  • ''FETÖ'cülerin yeni üssü Latin Amerika''
  • TRT'den  FETÖ açıklaması

Makedonya izlenimleri

Ramazan Altıntaş

Küreselleşme, zaman ve mekanın anlamını yitirdiği bir çağın adı.

Konya’dan bindiğimiz uçak, yaklaşık bir buçuk saat sonra Üsküp hava alanına iniyor. Uzaklar çok yakına geldi, adeta. Bir Türk şirketi tarafından yapılan modern bir hava limanı.

Gezdiğimiz şehirleri anlatmadan önce Makedonya hakkında çok kısa bir bilgi vermek istiyorum. Balkan yarımadasının ortasında yer alıyor, Makedonya. Nüfusu, 2.022.547. Başken Üsküp’ün nüfusu ise, 506.926. Başlıca şehirleri, Manastır, Kalkandelen, Köprülü, Ohrid, Gostivar, İştip, Ustrumca. Resmi dili, Makedonca ve Arnavutça. Konuşulan diller arasında, Makedonca, Arnavutça, Türkçe, Sırpça, Hırvatça ve diğer diller yer almaktadır. Nüfusun etnik dağılımı, Makedon % 64.1, Arnavut % 25.1, Türk % 3.8, Romen 2.6, Sırp % 1.7, diğerleri 1.4. Din ise, Makedonya Ortodoksları % 64.7, Müslümanlar % 34.3 ve diğerleri % 1. Yapılan son nüfus sayımı açıklanmamış. Buradan hareketle Müslümanların son dönemde nüfuslarının arttığı ifade edilmektedir.

Üsküp, Yahya Kemal’in ifadesiyle: “Biz sende olmasak bile sen bizdesin gene” dediği tam bir İslam şehri, yani bizim şehrimiz. Kendinizi Bursa’da ya da İstanbul Eminönü’nde gibi hissedersiniz. Onun için şair, evlad-ı Fatihan’ın bir yadigarı olan Üsküp hakkında, “Üsküp ki Şar Dağında devamıydı Bursa’nın” tabirini kullanmış. İstanbul’dan önce Üsküp fethedilmiş.

Üsküp, vardar nehrinin iki yakasına kurulmuş. Eski ve yeni Üsküp diye ikiye ayrılıyor. Bir kenarında Arnavutlar ve Müslümanlar, diğer kenarında Ortodoks Hıristiyanlar yaşamakta. Bir Osmanlı eseri Taş köprü. Gece ışıklandırılınca sanki Üsküp’ün gerdanı gibi oluyor. Hemen yanı başında Osmanlı çarşısı. Camiler, Hanlar, Hamamlar, Kaleler… Her tarafta Türkçe konuşuluyor. Öğle namazını 1492’de yapılan Mustafa Paşa Camiinde kılıyoruz. Gözüm bir anı defterine ilişiyor. Herkes duygularını kaleme almış, ben de kısa bir not düşüyorum, bu deftere. Bir başka ilginç not görüyorum bu defter-i kebirde. Yıl, 16 Haziran 2000 diye not düşülmüş. Siyasi yasaklı olduğu dönemde yazılmış, Recep Tayip Erdoğan tarafından. Sayın başbakanımız şu notları düşmüşler: "Türkiye'den 27 kişilik özel bir heyetle Makedonya'ya geldik. Tarihimizi gördük. Tarihimizin geçmişten geleceğe taşıyıcısı mümin kardeşlerimizi gördük. Heyecanımız sonsuz. Sevdamız sonsuz. Hele hele Cuma namazındaki hazzımızın ifadesi zor. Allah ibadetlerimizi kabul etsin. Ya Rab! Birliğimizi beraberliğimizi ziyade eyle! Gücümüzü ziyade eyle! Mazlumlara yardım eyle! Ya Rab! Bizi yalnız koyma! Bu muhteşem eserin banilerine rahmet eyle! Yaşatanlara güç lütfeyle..

Havada hafif bir yağmur cisiliyor. Üsküp çarşısına dalıyoruz. Kaleyi geziyoruz. İsa Bey camii ve saat kulesini dolaşıyoruz.Yahya Kemal’in annesinin mezarını ziyaret ediyoruz. Osmanlı dönemine ait çınarlar hala dimdik ayakta. Sanki Osmanlıyı temsil ediyor. Ne kadar da bizden bir şehir, Üsküp. Şairin diliyle, “Fatih devrinin evliya mezarlığı.” Murat Paşa Camiine giriyoruz, iki rek’at tahiyyetü’l-mescid namazı. Müslümanlar bizi sevinçle bağrına basıyor. Bizi görünce Recep Tayip Erdoğan diye bağırıyor, sevinç gözyaşlarıyla birisi. O, diyor “sadece sizin değil, bizim de başbakanımız.” Ne kadar da çok seviliyor Başbakanımız, hala bilbordlarda hoş geldin Başbakan Recep Tayyip Erdoğan afişleri asılı duruyor, Makedonya şehirlerinde. İşte şurada Tika tarafından yaptırılan Uluslar arası Balkan Üniversitesi’nin yanında, Mustafa Paşa Camiinin önünde konuştu Başbakanımız Recep Tayip Erdoğan, diyor. Burada Tika’yı da tebrik etmek gerekiyor, iyi ki var.

Vodna tepesinden Üsküp’e bakıyoruz. Muhteşem bir görüntü. Ortodoks Hıristiyanlar 2002 yılında milenyum haçı dikmişler tam tepenin ortasına. 71 m. boyunda. Buna iki milyon dolar harcanmış. Bir semboller savaşı sürüyor, Makedonya’da. Tüm Balkan ülkelerinde, bu mücadele. Buna mukabil, Müslümanlar da daha yüksek yapmışlar minareleri. Biz de burada varız diyor, Arnavut Müslümanlar.

Bir başka Müslüman şehri olan Kalkendelen’e doğru yola koyuluyoruz. Karadeniz’i hatırlatıyor, muhteşem tabiat. Gürül gürül akan nehirler. Yemyeşil vadiler. Göğe süzülen zarif minareler. Biz buradayız, yok olmadık diyor, adeta Müslümanlar…Kalkandelen. Şar dağlarının eteklerinde ve Pena nehrinin kenarına kurulmuş güzel bir şehir. 14. yüzyılda Osmanlı topraklarına katılmış, Kalkandelen. 1438’de yapılmış olan Alaca Camiine gidiyoruz. Çok muhteşem bir tezyinata sahip. Orijinal boya kullanılmış, çiçek desenlerle bezeli. İnce işlemeli, bol bitkisel motifli ve ihtişamlı bir mabed. Avlu duvarı da öyle. Hurşide ve Mensure isimli iki Müslüman bayan tarafından yaptırılmış. Bunların kabirleri de caminin avlusunda… Oradan Baba tekkesine gidiyoruz. Komünist dönemde eğlence merkezi haline getirilmiş bu tekke. Şimdilerde cami olarak kullanılan bu tekke’nin yanı başında Bektaşi tekkesi de var. Her iki yerde faal. Görevli, 2000 yılında hapishaneden çıkınca Başbakan Recep Tayyib Erdoğan buraya geldi, burada bir hafta kaldı diyor. Biz ona çok dua ettik, diye de ekliyor.

Struga şehrine hareket ediyoruz. Ohrid gölünün kenarında bulunan turistik bir şehir. 1395’de Osmanlı topraklarına katılmış. 1912’de Osmanlı topraklarından ayrılmış. Struga, benim zihnimde şiir festivaliyle ünlü bir şehir. 1966’dan bu yana uluslar arası düzeyde Struga Şiir Akşamları festivali yapılıyor, burada. Bu festival her yıl, Ohriden doğan Kara Drim ırmağı üzerinde kurulmuş olan birinci köprü üzerinde gerçekleştiriliyor. Burası ile ilgili Struga’da şöyle bir şiir söyleniyor:

“Kako struga

Nema druga.” Manası, “Struga gibisi yok” demek. Her sene Ağustos ayının son haftası düzenlenen şiir festivalinin bu yıl 51’ncisi düzenlenecek. Bir şaire Altın Çelenk ödülü veriliyor. Bir de şiir parkı var. Her sene birinci gelen şair buraya bir fidan dikiyor, hatıra olarak. Kısa, bu parkta da bir tur atıyoruz.

Ohrid’deyiz. Bu şehir, adeta antik bir şehir. Ohrid gölü, ismini buradan alıyor. Balkanların en eski ve derin bir gölü. Ohrid, Unesco tarafından dünya miras listesine alınmış. Makedonya’nın incisi deniliyor bu şehre. İncisiyle de meşhur. Ohrid evleri, beyaz badanalı, Safranbolu’ya çok benziyor. Kiliseleri, antik tiyatrosu ve doğasıyla meşhur. Dar sokaklardan Ohrid kalesine çıkıyoruz. İşte şu ev, Elveda Rumeli filminin çekildiği mekan diyor, bir arkadaş. Yeni inşa edilmiş büyük bir kilise var bu tepede. Pazar olması münasebetiyle kilisenin çanı çalıyor. Hemen yakınında ve tepede Fatih Sultan Mehmet’in askerlerinden nişancı Sinan Yusuf Çelebi’nin türbesi var. Sanki orada hala nöbet tutuyor, mübarek. Yıkmak istemişler, ama olağanüstülüklerle karşılaştıkları için yıkamamışlar türbeyi. Bu bir keramet olarak anlatılıyor, Ohrid’de. Bir de kitabe var, Osmanlıca, Sinan Yusuf Çelebiye ait. Ohrid’in şehir meydanı, azizlerin ve bir takım filozofların heykelleriyle dolu. Güneş batımını seyretmek çok muhteşemmiş bu kentten. İki ABD’li turist öyle konuşuyor. Şehrin ortasında ismini tarihi bir çınardan alan Çınar Meydanı var. Yine Camilerimiz, hanlar ve hamamlarımız. Bize buradayız, nöbetteyiz diye haykırıyor.

Gostivar’dayız. Osmanlı, 1390’larda fethetmiş burayı… Tam bir Müslüman Türk şehri. Ne kadar güzel Türkçe konuşuyorlar. Oralarda Türk ismi, doğrudan Müslüman kelimesinin karşılığı olarak kullanılıyor. Vardar nehri geçiyor ortasından, şehrin.. Vardar ovasına bitişik bir şehir. Arabamızda Vardar türküsü çalıyor… Saat Camiine gidiyoruz, namaz kılmak için. Bizi bir saat kulesi karşılıyor. Camiin avlusunda Osmanlı mezarlığı. Kendinizi Eyüp sultan mezarlığında hissedersiniz. Ayrıca, Gostivar, köftesiyle de ünlü bir şehir. Tatmadık değil, doğrusu.

Mutlaka Balkanların bu bölgesi de görülmeye değer. Gönül coğrafyamız buralar. Daha sıkı ilişkiler kurmalıyız. Konuştuğumuz Müslümanlar bizden İmam-Hatip Liseleri ve İlahiyat Fakülteleri ayarında din eğitimi verecek kurumlar istiyor. Mutlaka bu konuda acilen bir şeyler yapılmalıdır. Kimliğimizi oralarda ancak dinle koruyabiliriz. Hala kıraathanelerde ve evlerde Türk televizyonları izleniyor. Bizden asla kopmak istemiyor, kardeşlerimiz… Ayrıca ticari ve kültürel işbirliklerinin artırılması gerekmektedir.

Bize bu imkanları tanıyan kardeşlerimize çok teşekkürler.

Bir gün tekrar oraları ziyaret etmek arzusuyla!

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim