• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • Konya 7 °C
  • Türk Lirası'nda artık Merkez Bankası Başkanının da imzası olacak
  • Bugün hava nasıl olacak?
  • İstihdam seferberliği tam gaz: İş arayana 650 TL destek
  • Türk Lirası'nda artık Merkez Bankası Başkanının da imzası olacak
  • Bugün hava nasıl olacak?
  • İstihdam seferberliği tam gaz: İş arayana 650 TL destek

Kur’an’ın “yedi harf” üzere inmesi

Murat Kayacan

Sözlü geleneğin hakim olduğu Arap dili, İslam’ın gelişiyle yazılı kültüre büyük bir adım atmış oldu. Hatta noktasız ve harekesiz Arap alfabesi bu iki niteliği kazanarak daha da gelişti. Bu yazıda; farklı okuyuş biçimlerine müsait olan Arap dili ile indirilmiş Kur’an-ı Kerim’in, tefsir usulü kitaplarında, kendisine geniş bir yer bulan “yedi harf” üzere indirilmiş olduğu meselesini, Kur’an Tarihi[1] ve Kur’an İlimleri[2] adlı eserler bağlamında ele alacağız.

Kur’an’ın “yedi harf” üzere indiğini ifade eden hadisleri birçok sahabi rivayet etmiştir. Bu rivayetlerden, “Kur’an’ın tamamının ‘yedi harf’ üzere indiği” şeklinde bir sonucun çıkarılmaması gerekir. Şu anda elimizdeki Mushaf’ta toplanan Kur’an vahyinin; kıraatlerin üzerine bina edildiği, yedi harflin tamamını mı veya bir harifini mi kapsadığı konusunda da konunun uzmanları arasında ciddi fikir ayrılıklarının bulunduğunu belirtmek gerekir. Bazı alimler, elimizdeki mevcut Kur’an’ın, yedi harfin tamamını kapsadığı inancındadır.

Peygamberimiz, Ramazan aylarında, Kur’an’ı Cebrail’e okur ve bir nevi teyit alır, buna da “arza” denirdi. Alimlerin önemli bir kesimi, önceki Ramazanlarda yapılandan farklı olarak, iki defa tekrar edilen Kur’an’ın son arzında, daha önce kolaylık sağlasın diye izin verilen okumaların neshedildiğini ve şu anda elimizdeki mevcut şeklini aldığını belirtmektedir.

Yedi harfle okuyabilme ruhsatının kaynağının ilahi olduğu düşünülürse bunu neshetme ve sonlandırmanın da ilahi olması gerektiği anlaşılır. Taberi (ö. 310) gibi bazı tefsir bilginleri, Kur’anın yedi harfle okunabilmesinin zorunlu olmaktan ziyade bir ruhsat olduğunu, dolayısıyla bunu uygulamanın şart olmadığını ifade etmektedirler.

Hz. Peygamber’in vefatından sonra Hz. Ebubekir ve Hz. Osman dönemindeki Kur’an ile ilgili çalışmaları yürüten komisyonun başına, son arzaya şahitlik ettiği söylenen Zeyd b. Sabit’in getirilmesi, önemlidir. Kuvvetle muhtemeldir ki son arzaya şahitlik eden Zeyd, Kur’an vahyini Ebubekir döneminde cem edip “Mushaf” şekline getirirken ve Osman döneminde de istinsah edip çoğaltırken, son arzadaki okuma şeklini esas almıştır. Böyle bir yakaşımda, Kur’an’ı yedi harfle okuyabilme ruhsatının sonlandırılmasının, Hz. “Peygamber’in vefatından önce mi yoksa sonra mı” gerçekleştiği tartışması, değerini yitirmiş ve problem olmaktan çıkmış olmaktadır.

Subhi Salih, ulemanın çoğunluğunun Osman Musfahlarının yedi harften “yazım şeklinin izin verdiği miktarı” kapsadığı kanaatinde olduklarını söyler. Ayrıca, kaynakçada Zerkeşî’yi göstererek, Ebubekir el-Bakıllani’den getirdiği nakilde ise “Osman’ın ve sahabenin ‘mütevatir’ olmayanı atıp yedi harfin tamamını Mushaf’a yerleştirdiğini” ifade eder.

Halife Osman döneminde Kur’an vahyinin ikinci defa “yeniden yazılması” anlamında “istinsah” ve “çoğaltılması” anlamında “teksir” edilmesinin temel gerekçesinin, İslam coğrafyasının genişlemesi sonucunda, Kur’an okumalarında artmış olan ihtilafları çözmek olduğu düşünülürse Taberi ve ona tabi olan çoğunluğun söylediği daha makul görünmektedir. Şayet bu doğruysa son arzanın da bu tek lehçeyle gerçekleşmiş olması gerekmektedir.

Zürkani ve Subhi Salih, muhtelif okumaların yedi vechi geçmeyeceğini belirtmekte hem de birçok alimin aksine yedi harfin, Osman Mushaflarındaki yerini koruduğuna dikkat çekmek istemektedirler.

Sonuç olarak şöyle diyebiliriz: Arapça’nın tabiatından kaynaklanan nedenlerle, bazı kelimeler/cümleler birden fazla şekilde okunup onlara farklı anlamlar verilebilir. Söz konusu kelimeler/cümleler Kur’an’da ise onların mütevatir kıraatlere dayandırılan her okuyuş biçimi –Kur’an bütünlüğüne uygun- farklı anlamlar kazanır. Bu, Kur’an’daki her kelimenin/cümlenin her seferinde farklı anlamlar taşıdığı manasına gelmez. Mütevatir bir kıraate dayanarak yapılan bir okuma, diğer mütevatir kıraatlerden farklılık arz ettiğinde, bu durum bir açıdan da farklı uygulamalara kapı açarak, değişik acoğrafyalarda yaşayan Müslümanlara bir genişlik sağlamaktadır.

En doğrusunu Allah bilir.

 


[1] Pakiş, Ömer, Kur’an Tarihi, Kitabi Yay., İst., 2013.

[2] Salih, Subhi, Kur’an İlimleri, (çev: M. Sait Şimşek), Hibaş Yay., Konya, ts.

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim