• BIST 108.392
  • Altın 143,183
  • Dolar 3,5328
  • Euro 4,1224
  • Konya 15 °C
  • MİT tırlarının durdurulmasına ilişkin yeni iddianame kabul edildi
  • ''FETÖ'cülerin yeni üssü Latin Amerika''
  • TRT'den  FETÖ açıklaması
  • MİT tırlarının durdurulmasına ilişkin yeni iddianame kabul edildi
  • ''FETÖ'cülerin yeni üssü Latin Amerika''
  • TRT'den  FETÖ açıklaması

Kur’an ve Kadir Gecesi üzerine…

Ramazan Altıntaş
Kur’an, Allah’ın iradesinin insana, söz şeklindeki ifadesidir. Dolayısıyla Kur’an, Allah’ın sözüdür. Onu okumak, onu anlamak ve hayatımızda anlamlandırmak Allah’la konuşmak ve O’nunla iletişim kurmak gibidir. İşte Müslümanlar, her ramazan ayı geldiği zaman hem Kur’an’ın bu ayda inişini yâd etmek ve hem de manevî anlamda onun ruhanî etkilerinden istifade etmek için evlerinde, iş yerlerinde ve özellikle camilerde baştan sona okuma biçimi olan hatim geleneğini ihyâ ederler. Elbette bunda Hz. Peygamber’in şu tavsiyesinin de büyük payı vardır: “Biriniz Rabbi ile konuşmayı seviyorsa Kur’an okusun.”Arap dilinde Kur’an kelimesinin semantik yapısında hem okumak ve hem de manasını anlamak vardır. İşte her iki anlamda okumak, çok sevap olan bir ibadettir. Ramazan ayı, Kur’an’ın indirildiği ay olması hasebiyle, Müslümanlar arasında “Kur’an Ayı” olarak da isimlendirilir. Bütün Müslüman ülkelerde ve Müslümanlar’ın bulunduğu her yerde, her camide ve her evde özellikle Ramazan aylarında Kur’an okumalar daha çok yoğunlaşır. Kimi Müslümanlar sadece, metin bazında lafızları tekrarlamaya dayalı bir okuma biçimini seçerken, kimileri de hem lafızları tekrarlamak ve hem de o lafızların anlam ve yorumunu kavramak için bir okuma seferberliğine girişirler. Rasulullah ve Cebrail (a.s) arasında geçtiği bilinen karşılıklı okumaya dayalı ve adına “mukabele” denilen bu gelenek bir sünnetin ihyâsı olarak Müslümanlar nezdinde Allah’ın ayı/şehrullah diye dikkat çekilen bu ayda daha çok yaşatılır.İslam tarihinde Kur’an’ın ezberlenmesi yolunda hafızlık müessesesi geliştirilmiştir. Bu Hz. Peygamber’in şu hadislerinin pratik hayatta fonksiyonel hale dönüştürülerek bir müessese haline getirilmesidir: “Ümmetimin en şereflileri “hameletü’l-Kur’an”, yani, Kur’an’ı çok okuyan ve ezberleyenler, gece kalkıp ibadet yapanlardır.”Kur’an okumayı özendirmede Hz. Peygamber bir başka hadislerinde şöyle buyurmuşlardır: “Gözün ibadetten nasibini verin. Bu Kur’an’a bakmak ve hayret edici (kevnî konularla ilgili) âyetleri üzerinde düşünmektir.” Bu hadis’te iki konu üzerinde durulmaktadır. İlki, Kur’an’ı yüzünden okumak, diğeri ise, onu anlamaya çalışmaktır. Özellikle, Allah’ın varlık delillerini anlattığı gerek eşya ve gerekse insan hakkındaki âyetlerin anlamları üzerinde sebep-sonuç ilişkilerine bağlı derin tefekkürlere dayalı sonuçlar çıkarmamız istenmektedir. Elbette Kur’an bir bilim kitabı değil, hidayet ve ahlak kitabıdır. Ama, o bilimden de kopuk değildir. Bilimin sonuçlarını çıkarmayı insana bırakır. Örneğin, Allah Hz. Nuh’a “gemi yap” emrini bir bilgi türü olan vahiyle indirirken, bilgiyi teknolojiye dönüştürme işini insana bırakmıştır. Kur’an’ın bilimle ilişkisini bu bağlamda değerlendirmemiz gerekir. Yoksa Kur’an’da tabiat bilimleri alanında olduğu gibi formül aramak boşunadır. Onun iniş gayesi, zaten bu değil, hidayettir.Hz. Peygamber, bir hadislerinde Kur’an’ın indiriliş amacını çok veciz bir şekilde belirtir ve burada gözden kaçırılmaması gereken çok önemli bir ayrıntıya, noktaya da değinir: “Kur’anı okuyunuz ve onunla amel ediniz. Onu okumaktan uzak kalmayınız. Ona yakışmayan yorum ve tevillerle haddi aşmayınız. Onu vasıta yaparak menfaat temin etmeyiniz. Onunla dünyalığınızı çoğaltmaya çalışmayınız.”Dikkat edilirse bu hadiste bir takım emir ve nehiy cinsinden olan uyarılar göze çarpmaktadır. İlki, salt Kur’an okumak değil, onu anlamaya çalışarak, hayatı anlamlı kılmaktır. Anlamaya çalışırken, Kur’an’ın ruhuyla çelişecek, bâtıl ve bozuk anlamlar vermeye, bir nevi Kur’an’da manevi tahrife gitmekten uzak durmamız gerektiği söylenmektedir. Bu işin uzmanı olmayan kimseler, sadece Kur’an’ın meâliyle yetinmemeli, ilim çevrelerinde muteber kabul edilen ve değer verilen bir Kur’an tefsirinden okuyabilirler. Yine bu hadiste günümüzde de güncelliğini koruyan bir meseleye dikkatlerimiz çekilmektedir. O da “Kur’an’ı vasıta yaparak menfaat temin etmek” sorunu. Maalesef bunun birçok istismar şekilleri vardır. Örneğin, özellikle büyük kentlerimizin mezarlıklarında Kur’an okumayı bilmeyen ama, Kur’an’ı para kazanmada vasıta olarak kullanan, halkımızın dini duygularını istismar eden birçok kimselere rastlanmaktadır. Yine, okunmuş hatim ve yasin satanlar da bir başka şekilde Kur’an’ı menfaat vasıtası yapmaktır. Bu ve benzeri konularda halkımızın duyarlı olması gerekir.Kur’an, tefekkürle okunmalıdır. Dilimiz onu telaffuz ederken, kalbimiz, zihnimiz onun anlamını düşünmelidir. Buna ‘tedebbürle okumak da” denir. Yani, metnin akabinde manayı düşünmek. Elbette dinimizi doğru bir şekilde öğrenmede yegane başvuru kaynağımız Kur’an’dır. Ramazan ayında camilerde ve evlerimizde okuduğumuz Kur’an âyetlerinin anlamlarını hiç olmazsa değer verilen bir tefsirden öğrenmeye çalışalım. Yine de anlayamazsak, bu işin uzmanı olan din bilginlerine soralım.Kur’an’a yaklaşırken, sıradan bir kitap olmadığını düşünelim. O, kendisini, “kendisinde şüphe olmayan bir Kitab” olarak tanımlamaktadır. (el-Bakara 2/2). Kur’an’la meşgul olurken bu ayrıntıyı asla aklımızdan çıkarmayalım. Onu, ne aşırı derecede ihtiram göstereceğiz diye hayatımızdan soyutlayalım ne de aşırı derecede indirgemeci bir yaklaşımla kutsallıktan arındırarak sıra dışı bir kitap haline getirelim.Kur’an bir kayıksa, Hz. Peygamber’in hadisleri de o kayığı yönlendiren, güzergahını tayin etmede etkili olan küreği gibidir. Bu sebeple Kur’a’ın ilk yorumcusu, Hz. Muhammed (a.s)’dır. Onun anlaşılmasında, Hz. Peygamber’in nebevî mirasından da yararlanmasını bilelim. Sünneti ne Kur’an düzeyine çıkaralım ve ne de sünneti ondan ayıralım. Çünkü dinin şekli yapısını Kur’an’dan ziyade sünnetin belirlediğini de unutmayalım. Örneğin, namazın kılınış şekli, Haccın yapılış tarzı, nelerden zekat verileceği gibi hususlar, sünnetle belirlenmiştir.Kur’an okurken; dil, akıl ve kalb üçlüsü, sıkı bir ilişki halinde olmalıdır. Dil âyetlerin lafzını kalbe gönderirken; kalb de bu âyetlerin anlam alanını akla göndererek tesirini akıl ışığı altında göstermeye gayret sarf edilmelidir. Bir başka anlatışla, dil âyetlerin lafızlarını telaffuz ederken anlamını kalbe yansıtmalı, kalb de, anlamlardan sebep-sonuç ilişkileri ve hüküm değerleri çıkarmada beyinle, akılla doğrudan bir irtibata geçmelidir. Hz. Ali’nin dediği gibi: “İçinde anlayış bulunmayan ibadette hayır olmadığı gibi, üzerinde tefekkür ve tedebbür bulunmayan okumada da hayır yoktur.”Dini düşüncenin yeniden teşekkülünde fikrî eksersizler yapan geçen yüzyılın büyük düşünürü Muhammed İkbal’in dediği gibi, her insan, sanki Kur’an, ilk defa kendisine nâzil oluyormuşcasına okumalıdır. İşte o zaman Kur’an sırlarını kişiye açacaktır.Kur’an Allah’ın ziyafet sofrası gibidir. Onu, Furkân Sûresi’nde anlatıldığı gibi, Kur’an’ı terketmeyelim. Furkan 25/30). Kur’an bizden şikayetçi değil, şefaatçi olacak bir düzeyde onu anlamaya ve hayatımızda anlamlandırmaya çalışalım.Unutmayalım ki, Kur’an’ın muhatabı dirilerdir. Bu, ölüler için okunmaz anlamına gelmez. O, ölü olan kalpleri diriltmek, kullanılmayan, işlevsiz hale gelmiş olan akıllara işlevsellik kazandırmak için indirilmiştir. Akıl ve kalp koordinasyonunu iyi kuranlar, gerçekten Kur’an’dan istifade etmeyi bilenlerdir. Sabahınızın aydınlığı gibi, gönlünüz ve kafanız Kur’an’ın ışıklı mesajıyla aydınlansın.
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim