• BIST 83.067
  • Altın 146,627
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • Konya 0 °C
  • İçişleri'nden valiliklere kritik 'kargo' uyarısı!
  • Hakan Şükür'ün istifa mektubunu bakın kim yazmış!
  • FETÖ'nün yeni rüyası! Bu kez iyice uçtular
  • İçişleri'nden valiliklere kritik 'kargo' uyarısı!
  • Hakan Şükür'ün istifa mektubunu bakın kim yazmış!
  • FETÖ'nün yeni rüyası! Bu kez iyice uçtular

Küçük çiftçilerin sonu mu geliyor?

Ufuk Karadavut

Toprak reformu yıllardan beridir gündemde olan ve hemen her iktidarın planları arasında yer alan bir konudur. En genel hali ile bilinen toprak reformu devletin elinde bulunan arazilerin bir ailenin geçinebileceği ölçülerde bölünerek arazisi olmayan üreticilere verilmesi ve onların kendi ihtiyaçlarını karşılarken aynı zamanda ekonomiye de katkılarının sağlanmasıdır. Toprak reformu ilk kez ve en kapsamlı olarak 27 Mayıs 1960 devriminden sonra gündeme gelmeye başlanmıştır. 1961 yılında kabul edilen Anayasanın, 37. maddesi, toprak reformu deyimini kullanmadan “Devlet, toprağın verimli olarak işletilmesini gerçekleştirmek ve topraksız olan veya yeter toprağa sahip bulunmayan çiftçiye toprak sağlamak amacıyla gereken tedbirleri alır. Kanun bu amaçlarla değişik tarım bölgelerine ve çeşitlerine göre toprağın genişliğini gösterebilir” şeklindeki hüküm ile anayasaya yerleşmiştir. Bundan sonra ise sürekli olarak gündemde tutulmuş arazisi olmayan çiftçilerin umutları satın alınmıştır. Bazı başarısız uygulamalar yapılmıştır ama genel olarak toprak reformunun yapıldığını söylemek mümkün değildir.

Her hükümetin planları arasında yer alan toprak reformu günümüz hükümetinin de planları arasında yer almıştır. Bu plan çerçevesinde yeni bir yasa hazırlanarak meclise sunulmuştur. Bu yasa ile tarım arazilerinin ve işletmelerinin bölünmesini engelleyeceği ifade edilmektedir. Ancak yasa dikkatle incelendiğinde hiç te söylendiği ya da iddia edildiği gibi olmadığı anlaşılmaktadır. Yasa adeta küçük çiftçileri bitirme amacı taşımaktadır. Bu kanıya nasıl vardığımız merak edenler için yasa maddelerini kısaca hatırlatmak isterim. Toprakta reform olarak sunulan tasarı ile genel olarak -“Tarımsal işletmelerin ve tarım arazilerinin yeniden sınıflandırılmasını, asgari büyüklüklerinin belirlenerek, arazilerin ve işletmelerin bölünmesini önlemeyi amaçlıyor”.

“Belirlenen asgari parsel büyüklüğü; mutlak tarım arazileri, marjinal tarım arazileri ve özel ürün arazilerinde 2 hektar, dikili tarım arazilerinde 0,5 hektar, örtü altı tarımı yapılan arazilerde 0,3 hektar olacak. Ancak, Bakanlık günün koşullarına göre bu büyüklükleri artırabilecek. Tarım arazileri bu büyüklüklerin altında bölünemeyecek. Ancak çay, fındık, zeytin gibi özel iklim ve toprak istekleri olan bitkilerin yetiştiği yerlerde Bakanlığın uygun görüşü ile daha küçük parseller oluşturulabilecek” Burada günün koşullarından anlatılmak istenen çok şeylerin olduğu anlaşılır. Çünkü günün koşulları demek oldukça belirsiz ve herkese göre değişebilecek bir açıklamalıdır. Her yönetimin işine geldiği gibi yönlendirebileceği bir kavramdır. Bu açıdan oldukça tehlikeli ve sıkıntılar yaratabilecek bir konudur. Peki bunun ne sakıncası var diyenler için ise “Bakanlık gerekli hallerde asgari tarımsal arazi büyüklüğünün altındaki tarımsal arazileri toplulaştırabilecek veya kanun kapsamında değerlendirmek üzere kamulaştırabilecek. Bu şekilde toplulaştırılan araziler öncelikle o arazilerin sahiplerine satılacak. Onlar almaz ise asgari büyüklükte tarım arazisi olmayan yöre çiftçilerine satılacak” denilmektedir. Yani bu alanları devlet kamulaştırma adı altında zorla satın alacak ve başkalarına satacak. “Arazisi olmayan yöre çiftçileri”nin tanımı ise yapılmamış.

Benim arazim yok ama orada nüfus kaydım varsa istediğim kadar araziyi devletten alabileceğim. Asıl tehlikeli konu burada yatmaktadır. Ama bu konunun anlaşılması ve kavranması için çalışma yapılmadığı gibi bu yasa tam bir reform olarak yansıtılmaktadır. Oysa yasa maddeleri incelendiğinde genel olarak küçük çiftçiliği, aile işletmeciliğini ve kırsalda yaşamı tamamen yok edecek bir yaklaşım sergilenmekte olduğu görülür. Bunun ötesinde küçük aile işletmeleri yerine büyük şirketlerin, toprak sahibi büyük işletmelerin ve yatırım yapan veya yapacak olan yerli ve yabancı sermayeye toprak kazandırma yasası olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca bu yasa ile toprakların tek bir kişiye devredilmesi esas alınıştır. Buna göre köylerden ciddi bir nüfusun kentlere akın etmesi beklenmelidir. Arazisiz kalan köylü ne yapak. En yakındaki şehre ya da yakınlarının bulunduğu kentlere akın edeceklerdir. Böylece tarımın garantisi olarak görülen “küçük işletmeler”in yerini büyük işletmeler alacaktır. Böylece tekelleşme artacak ve büyük firmaların rekabet etme konusunda sıkıntı yaşamayacakları içinde her türlü fiyat belirleme hakları olacaktır.

Elbette sonuç olarak biz tüketiciler kaybedeceğiz Ayrıca yabancı yatırımcılara ciddi anlamda arazi satışı yapılacağı beklenmektedir. Çünkü köy yasası değiştirilerek yabancıların köylerden toprak alımı serbest hale getirilmiştir. Yabancılar yakın zamanda köylerimize bizi sokmazlarsa şaşırmayın. Avrupa Birliği’nin son yıllarda tarımsal desteklerde küçük aile işletmelerine ayrıcalık tanıdığı ve bu işletmeleri yaşatmak için büyük çaba gösterdiği bilinen bir gerçektir. Biz ise tam tersini yaparak bunları bitirmeye yönelik çalışmalar yapıyoruz.

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim