• BIST 82.779
  • Altın 146,779
  • Dolar 3,7701
  • Euro 4,0274
  • Konya -6 °C
  • Milyonlara müjde! TBMM'den geçti
  • Erdoğan FETÖ'nün itirafçı oyununu açıkladı!
  • Himmet toplantısı 'havuz' himmet parası 'tereyağı'
  • Milyonlara müjde! TBMM'den geçti
  • Erdoğan FETÖ'nün itirafçı oyununu açıkladı!
  • Himmet toplantısı 'havuz' himmet parası 'tereyağı'

Kriz mi geliyor?

Ufuk Karadavut

Geçtiğimiz günlerde Avrupa Birliği üst düzey bürokratlarından ve ekonomiden sorumlu olan kişi ‘Türkiye ekonomik krize girebilir’ dedi. Bütün hükümet yetkilileri ve Merkez Bankası işlerin yolunda olduğunu ısrarla vurgularken bu adam neden bu sözleri sarf ediyordu? Neden durup dururken kriz çıkacaktı? Yoksa belli bir birikim oluyor da onlar mı kullanılacaktı? Bazı sorunlar olabilir. Bu, hareketli bir toplumda olağan şeyler olarak kabul edilmelidir. Sosyal toplum durağanlaşırsa kendini kaybeder.

Ancak, neden ülkemizdeki sorunlar hemen bir kriz boyutuna ulaşıyor. Bence sorulması ve cevaplanması gereken soru bu. Hemen her ülkenin kendi bünyelerinden, sosyal yaşamlarından, ekonomik yapılarından kaynaklanan birtakım sorunları olmaktadır. Bu gayet normal bir şeydir. O ülkelerde yaşayan gerek halk, gerek ekonomistler ve gerekse de devlet yöneticileri bunu son derece doğal olarak karşılamalarına rağmen neden ülkemizde hemen ‘kriz’ boyutuna ulaşıyor ya da ulaştırılıyor. Yine ekonomimizin en etkileyici yanıymış gibi gösterilen ve Brüksel’den gelen haberlere göre ekonomimiz neden bu kadar çabuk değişiyor? Köşe başını tutanlar için iyi haber geldiğinde her şey güllük gülistanlık, ama aynı kişiler için kötü haber geldiğinde ise ülke hemen kriz ortamına sokuluyor. Baksanıza AB’ye girmek birçok ülke için sadece bir tercihten ibaret iken ülkemizde rejimi dahi etkileyebilen ciddi bir çatışma ve kriz alanı olabilmiştir. Kriz yaratmak isteyenler için batıdan gelecek hafif serin bir hava kriz geliştirmek için yeterli olabilmektedir.

Asıl üzerinde durulması gereken bizlerin önüne genelde iki temel seçeneğin sunulması ve bunların dışına çıkamayacağımızdır. Bunlardan biri bize, sonsuz bir hayat anlamını taşırken, bir diğeri ise hayatımızın sonu anlamına geliyor. Hiç orta yolu yok. Hep en uç noktalardan halk üzerine baskı kuruluyor. Bu baskılara hafif bir direnç olduğunda ise ne hikmetse kriz gelmeye başlıyor. Eğer bu yollardan birini seçerseniz mesele zaten yok demektir. Ama aklı başında olan insanların bu tür seçenekleri seçmesi beklenemez. Ama zorlanıyoruz. Bunlardan birini mutlaka seçmeliyiz.  

Sosyologlar ülkeyi halk, bürokrasi ve ekonomik güç odakları olarak üç ana grupta incelerler. Ülkedeki istikrarın sürdürülebilmesi için bu gruplar arasındaki uzlaşmanın sağlanması ve pekiştirilmesi gerekiyor. Ama bunun aksine bunlar kendi aralarında çatışmaya giderlerse istikrardan bahsetmek mümkün olmayacaktır. Bu nedenle dikkat ederseniz yıllardan beridir bu grupların araları açıktır. Kesinlikle hiçbir zaman uzlaşamazlar. Hatta uyuşamazlar bile. Birileri özellikle parayı elinde tutan ekonomik gücü ve bu gücü kullanımında etkin rol oynayan bürokrasiyi yanlış yönlendirerek halk ile bu gruplar arasını açıyor. Asla kapanmayan bu açık zaman içinde derinleşiyor ve adeta kangren halini alıyor. Çünkü ekonomik gücü ellerlinde bulunduranlar ne kadar kapitalistleşirsek o kadar güçlü oluruz diyorlar ve daha acımasız bir ekonomik görüşe sahip oluyorlar. Ülkenin iç dinamikleri bu amaç için ciddi anlamda zedeleniyor. Bu durum devam ettikçe aslında bir açmaza doğru da gidilmiş oluyor. Kapitalistleşme arttıkça halktan da uzaklaşılıyor. Bu üçlü yapı asla bir araya getirilmiyor.

Baksanıza Lübnan’a asker göndermemizde dahi bu çatışmayı net bir şekilde görebiliyoruz. Ekonomik çevreler asker gönderilmez ise ABD ve AB tarafından ekonomik olarak sıkıştırılacaklarını ve sıkıntıya gireceklerini gelirlerinin azalacağını söyleyerek asker gönderilmesini isterken, bürokratlarda ekonomik çevrelerin ciddi anlamda etkisinde kalmaktadırlar. Halka ise zaten soran yok. Bu ise anlaşmazlığı hızla çatışmaya götürüyor. Böyle yapı devam ettirilirse istikrardan bahsetmek mümkün olamayacaktır. Aslına bakılırsa bu bile planlı bir şekilde kriz korkusundan yapılıyor. Acaba asker göndermez ise ülkede bir ekonomik kriz çıkar mı endişesi hâkim. Kriz çıkarsa ülke ne olur. Neler yapabiliriz düşüncesinden çok aman ne olursa olsun ama çıkmasın düşüncesi var.

Eldeki bütün verilen ülkemizin ciddi anlamda bir değişim geçirdiğini gösteriyor. Ancak bütün olumlu ya da olumsuz değişimlere karşın kriz korkusundan kendimizi kurtaramıyoruz. Acaba bu korkuyu kullanan birileri mi var. Ya da ‘eğer kriz çıkarılacaksa onu da biz yaparız’ diyen bir zihniyet mi var. Acaba çıkarılan krizlerin bazıları kontrollü olarak mı çıkarılıyor. Her kriz çıktığında ya da çıkacağı söylenildiğinde ülke neler kaybediyor. Geleceğinden neleri feda ediyor…      

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim