• BIST 93.003
  • Altın 188,945
  • Dolar 4,8206
  • Euro 5,5954
  • Konya 19 °C
  • Bakan soylu açıkladı: Yıl sonuna kadar 25 bin polis adayı alınacak
  • Adaya barış getiren unutulmaz harekatın 44. yıl dönümü
  • Kılıçdaroğlu bunu yaparsa kimse önünde duramaz
  • Bakan soylu açıkladı: Yıl sonuna kadar 25 bin polis adayı alınacak
  • Adaya barış getiren unutulmaz harekatın 44. yıl dönümü
  • Kılıçdaroğlu bunu yaparsa kimse önünde duramaz

Köylü Ve Türkmenlerin Yaşamında Keçilerin Önemi

Halit Aksungur

Türkçemizde söylenip gelen bir kaç atasözümüzle; dilimizin zenginliğini kavrayabiliriz.           “Keçiye can kaygısı, kasaba et / Keçi can derdinde, kasap et derdinde/ Keçi çalıdan, imam ölüden hoşlanır / Keçi gıcırdatsın dişini kasap bilir işini / Keçi ölür gider kuyruğunu dik tutar / Keçi, keçi iken yatacağı yeri eşeler / Keçide de var sakal; her sakallıyı imam yapmazlar. / Keçinin sumağa ettiğini, sumak derisinden çıkarır.” Örnekleri ilk aklımıza düşenlerdir.                                                                                  Türk köylüsü ve yaylacı yörüklerin yaşamında keçilerin vazgeçilmez bir özelliği  vardır. Cemre’nin girmesiyle baharın ucu görünmüş olur. Doğanın uyanışı, canlanması başlamıştır. Bu günler bereketin habercisi olarak yorumlanır. Günler uzar, havalar ısınmaya başlar. İlkbahar yaklaşırken önce havada, sonra su’da sonrada toprağa yedişer gün aralıklarla oluştuğu kabul edilen sıcaklık yükselmesi, kültürümüzde “Cemre” olarak bilinir. Arapça bir sözcüktür. Kor ve ateş anlamına gelir. Bundan sonra günler uzamaya başlar.                                                                                                                                                                Orta Toros’ların, güney yamaçlarındaki karlar erimeye başlar. Eriyen kar suları enginlere doğru akmaya başlar. Toprak yumuşar kabarır. Dağların otları yeşerir, sarı renkli çiğdem çiçekleri uzaklardan kendini gösterir. Mor renkli nevruzlar toprağı süsleyerek bezemeye başlar.                                   İşte bu günlerde köy ve kasabalarımızda keçi sütü, yoğurdu, peyniri pazarda kendini gösterir. Toprağımızın bekçileri geven, yemlik, tekesakalı, burçalak, yemlik gibi Toros’ların güzelleri çobanları ve keçileri karşılamaktadır. Taşeli yöresinin kardelenleri çoktan karları delmiş güneşe çevirir yüzünü.

                Kıl keçi besiciliği Taşeli yöresi köylüleri ve Türkmen yaylacıların bir iş kolu ve geçim kaynağıdır. Yörenin oldukça taşlı ve ikliminin sert geçmesi nedeniyle kış mevsiminde işsiz sayısı çoğalır. Keçilerin ormana zarar vereceği düşünülerek beslenmesi sınırlandırılmıştır. Oysa bölgenin iklim ve yaşam koşulları göz önüne alınınca, işsizliğin azaltılması, üretimin artırılması yöre ve memleketin zenginliği için büyük bir önem taşır. “Keçiler; etiyle, sütüyle, yavrusu, kılı ve derisiyle, iç organlarıyla” ekonomi için bir değerdir. Bunların hesabı kitabı yapılmadan kafadan ben yasakladım demek bilim açısından da uygun düşmeyecektir. Bu hayvanların atılacak hiçbir parçası yoktur.                                                                     Keçiler genellikle dağlık taşlın ve çalılık alanları sever. Taşeli yöresinin iklim ve doğa koşulları  gözönüne alınarak beslenmesi, üretimi özendirilmesi, üretiminin planlanması, isteklendirilmesi gerekir. Çünkü bölgeye uygun bir tarım koludur…                                                                                                       Keçiler çoğunlukla dağlık, taşlık, çalılık alanlarda yayılır. Patika ve uçurumlardan çekinmez. Bundan dolayı geçtikleri yerlere “ Keçiyolu” denmiştir. Taze filiz ve yaprakları sever. Erkeğine “Teke” yavrusuna “oğlak” denir. Son yıllara kadar köylünün ve yaylacı Türkmenlerin önemli bir uğraş ve  üretim dalıydı. Keçilerin eti, sütü, peyniri besin olarak üstün tutulmaktadır. Keçi sütünden yapılan, tereyağı, yoğurt, peynir, çökelek, keş katkısız bir besin olarak yüzyıllardan beri besin kaynağıdır. Ortalama üç kilo sütten bir kilo peynir elde edilir. Peynir suyunun kaynatılmasıyla lor denilen bir tür besin yapılır. Keçilerin ekonomik değerine gelince; yılda altı ay süt vermektedir.                                                        Orta Asya’da atalarımız at sırtında sefere çıkarken zamanın boşa geçmemesi için etten kavurma, sütten peynir ve çökelek yaparak at sırtında yiyerek uygulamasının kolaylığı nedeniyle pratik yiyecek oluyordu. Orta Asya’daki yaşamlarında kazanılın başarılarda bunların payı olmuştur. At sırtından inmeden yemek gereksinimi gideriliyordu. Onların bu pratik yaşam tarzı hızlı hareket etmelerini sağlayarak düşmanı yakalamakta, çevirmekte uygun bir yöntem oluyordu.

                Oğuz Türk’ü, Karamanoğulları, 1228’ de Ermenek ilçesinin Balkusan (Balasagun’dan gelme) köyü çevresindeki “KAMIŞ” bölgesine yerleşen obalarıyla, Yellibel’den Barçın yaylasına kadar olan geniş yaylanın konar-göçer yaylacıları olarak, Tekeli, Sinanlı, Bahşiş, Köselerli, Işıklı, Beyazıtlı, gibi oymakları gruplar halinde yaylada kendilerine uygun alanları yurt tuttular. Kara kıl çadırlarını söktükleri gibi otu ve suyu uygun yerlere göçüyorlardı. Hayvancılığa bağlı bir yaşam sürdükleri için hayvanlarına uygun yerleri seçiyorlardı.

 

 

 

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim