• BIST 83.161
  • Altın 147,145
  • Dolar 3,7693
  • Euro 4,0453
  • Konya -3 °C
  • Çok kritik uyarı! Günlerce yağacak
  • İşte AK Parti'nin referandum sloganı
  • Şamil Tayyar'dan, Fatin Dağıstanlı ve Tamer Korkmaz  için "Kripto FETÖ'cü"nitelemesi
  • Çok kritik uyarı! Günlerce yağacak
  • İşte AK Parti'nin referandum sloganı
  • Şamil Tayyar'dan, Fatin Dağıstanlı ve Tamer Korkmaz  için "Kripto FETÖ'cü"nitelemesi

Konya’da eskimeyen ramazanlar

İhsan Kayseri

Yazdığı eserlerle kendisine bütün dünyayı hayran bırakan, “Konya’da erdiği zaman, Mevlana “Mevlana” dendiği zamanda Konya aklını gelin bir çok bir zatın şehrinde yaşamın mutluluğundan “Haz” duyar bir kişi olarak Konya’da eskimeyen ramazanlardan birkaç söz söylemenin mutluluğu ve bahtiyarlığına erişmek imkanı olacaktır.

Konya’da eskimeyen ramazanların ayrı bir özelliği vardır. Bu özellik başka illerimizde yoktur. Özellikle de nüfus bakımından kalabalık illerimizdeki gibi ramazanları ve bayramları kutlamak için doğma büyüme Konyalı olmak gerekmektedir. Kulaktan duymak değil, ramazanları yaşamak gerekir. Mübarek üç aylar girmeden önce evlerde bir “tatlı” heyecan başlar. Evin kadını yufka açar ve açtığı yufkaları da sacın üzerinde çok hafif pişirir ve bu yufkaları kuruması içinde insanın eli ayağı değmeyecek bir yere serer. Bir başka günde erişte keser, şehriye döker. Bunların bütün hazırlığı evin ihtiyacını gidermek hem de habersiz gelen misafirlere yemek hazırlamak içindir.

ERKEKLERDE DE TATLI BİR TELAŞ BAŞLARDI

Mübarek Ramazan ayı başlamasına birkaç gün kala erkeklerde de tatlı bir telaş başlardı. Bu yıl eve pide mi alsam yoksa ekmek mi diye. Kimi pide yaptırmaya karar vermiştir, kimi de evine giderken ekmek almaya. Pideye yumurta konurdu. Bazı çift sarılı yumurta pidenin üzerine sürülürse bu daha makbuldü. Hatta susam ve çörek otunu karıştırarak pidenin üzerine serpilmesi daha da geçerli idi. Ekmek veya pide yaptırırken de ufak çaplı kavgalar hazırdı. “Yok senin piden tek yumurtalı”, “yok benim pidem iki yumurtalı” diyerek kavga hazır beklerdi. Fırınlarda da durum öyleydi. Sen önce alacaksın ben senden daha önce geldim diye bahanelerle insanlarımız “bir barut fıçısı” gibi hemen celallenir ve yumruklar konuşurdu. Orucun sevabı yerine günaha girerlerdi. Ramazan sofralarının ayrı bir zevki ayrı bir heyecanı da vardı. İftarlıklarıyla birlikte çorbada içilirdi. Daha sonra da akşam namazına durulur, akşam namazı kılındıktan sonra da evin hanımının hazırlamış olduğu yemekler yenmeye başlanırdı.

İFTAR YEMEKLERİNDEN BİR GEZİNTİ

İftarlıklarla birlikte içilen çorbadan sonra akşam namazı eda edilir. Sonra da asıl yemek faslı başlardı. Evin zenginliğine göre, bütün et gelirdi. Koyunun kaburgası fırında kızartılır, mevsim kış ise patatesin yaz ise patlıcanın üzerine bu bütüm et konulur ve misafire ikram edilirdi. Su böreği, tatlıdan sonra bamya, yaprak sarması yanında yoğurt ikram edilirdi. Ekşili lahana sarmasından sonra erişte pilavı ile birlikte sütlaç yanına konulurdu. Mevsimine göre hoşaf yapılır ya da ayrı bir kâsede ayrı kaşıkla içilirdi. Usta kaşıkçılar şairlerin bir beytini kaşık saplarına yazarak kaşıklara ayrı bir zevk verirlerdi.

Mevlana meydanında fişekler atılır, Alaaddin Tepesi’nde de toplar patlardı. Bundan sonra herkes orucunu açmaya başlardı. Bu arada çocuklar da “ha topum ha, güm diyvir, sıcacık mamaları ham diyelim” sözlerini nakarat olarak söylerlerdi.

MEZZUPLARIN İFTARLARI

Halk arasında mezzup diye adlandırdığımız kişiler bana göre birer görülmeyen evliyalardı. Herkesin evine gidip iftar da yapmazlardı. Subay elbisesi giyen elinde bastonu ile dolaşan bir de liderleri vardı. Rahmetli babam bu liderlerinin eline bir pusula verir ve hangi gün bize geleceklerinin sözünü alırdı. Ev halkı da o tarihte bu mezzupları ağırlamak için en ağır misafire yaptıkları yemekleri hazırlardı. Bu kişiler çok güzel yemek yerlerdi ve birbirlerine de “yemekleri bitirin yoksa anne gelecek sene bizi bir daha çağırmaz” şeklinde de konuşurlardı. Yamak bittikten sonra “haydi bize müsaade” derlerdi. Kapıdan her çıkana da diş kirası ödenirdi. Zarfların içine para konulur, kapıdan çıkanın eline sıkıştırılırdı. Eskimeyen ramazanlarda zengin zenginin evine gitmez, fakiri evine çağırırlar, ya da evinde yemek yaparak fakirin evinde iftara gidilirdi.

Şimdi bu adetler unutuldu. “Yağlı kazan yağlı kazana” dökülüp saçılmaya lüks otellerde iftar vermeye başladılar, eski adet ve geleneklerimizi tekrar canlandırabilsek sosyalleşmemizin artacağına inanmaktayım.

Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim