• BIST 82.013
  • Altın 147,317
  • Dolar 3,7764
  • Euro 4,0271
  • Konya 2 °C
  • Raid Salah serbest bırakıldı
  • Sürücülere kötü haber: Yüzde 30 zam geliyor
  • CHP'liler erken seçim ipine sarıldı
  • Raid Salah serbest bırakıldı
  • Sürücülere kötü haber: Yüzde 30 zam geliyor
  • CHP'liler erken seçim ipine sarıldı

Kısmen Özgür Bir Ülke

Ufuk Karadavut

Dünya’da insan hakları uygulamalarını izleyen ‘Özgürlükler Evi (Freedom House)’ adlı sivil toplum örgütü 89 ülkeyi ‘özgür’, 58 ülkeyi ‘kısmen özgür’ ve 45 ülkeyi ise ’özgür değil’ olarak sınıflandırdı. Türkiye ‘kısmen özgür’ sınıflamasında yer aldı. Özellikle Ortadoğu’da siyasi haklar ve özgürlüklerin kazanımında gelişme olduğu kaydedilen raporda, özgürlüklerin kazanımında en büyük aşamanın Lübnan’da kaydedildiğini, Irak, Mısır ve Filistin’de giderek artan rekabetle seçimlerin yapıldığını, ancak bunların yeterli olmadığı ifade edilmiştir. Ayrıca raporda Kuveyt’te kadınların oy verme hakkına kavuştuğu, Suudi Arabistan’da basın özgürlüğünde ilerleme olduğu ve bölgede cesaret verici gelişmeler yaşandığı belirtildi.

Özgürlükler evi tarafından yayınlanan raporda pek çok ülkedeki uygulamaları farklı şekillerde değerlendirilmiş. Ancak özgürlükleri değerlendirirken ön plana çıkardıkları nokta küresel ekonominin ülkeler bazında yaptığı etkiler üzerinde ağırlıklı olarak değinilmiştir. Diğer bir deyişle, gelişmiş ve küresel sermayenin sahibi olan ülkeler ‘özgür’ olarak nitelendirilirken, küresel sermayenin tam olarak ele geçiremediği ülkeler ‘kısmen özgür’, bütün kurum ve kuruluşları ile işgal edilmiş ve kendi kendisini yönetmesine imkan verilmeyen ülkeler ise ‘özgür değil’ bölümünde yer almışlar.

Özgürlükler evi bu tür sınıflamayı neden yapıyor ve kimlerin yönlendirmesi ile yapıyor, bunu tam olarak bilemiyorum. Ancak yapmış olduğu sınıflandırmalar ve eleştirilerin temel kaynağında Ortadoğu ve özellikle de İslam ülkelerinin olması dikkat çekici. Bu ülkelerin yaşam şartlarının iyileştirilmesi ve demokrasinin geliştirilmesi neden bu insanları bu kadar yakından ilgilendiriyor, bunun da ayrıca sorgulanması gerekmektedir. Bir ülke düşünün: Kendi kültürü, kendi geleneği ve tarihi ile yaşamlarını sürdürüyorlar. Halkı da oldukça memnun. Ekonomisi de kendini geçindirebilecek ve halkını satmayacak kadar kuvvetli olsun. Ancak bu ülkede seçimlerin yapılmadığını düşünün. Seçimin olup olmamasının oradaki insanlar için bir anlamı olmayacaktır. Eğer insanların karınları doyuyorsa, eğitimlerini alıyorlarsa ve huzurlu bir şekilde çalışabiliyorlarsa başka neler istenebilir ki? Ancak her ne hikmetse küresel sermayenin elçileri ve ayak takımından birileri  kraldan çok kralcı olanlar bu ülkeye ve bu insanlara huzur, mutluluk ve demokrasi getirme bahanesiyle iç işlerine müdahale edebiliyorlar. Bunda başarılı olmazlarsa daha da ileri giderek askeri müdahale dahi edebiliyorlar. 

Ülkeler ‘özgür’ veya ‘yarı özgür’ bunun aslında küresel sermaye için bir anlamı yok. Bu tür sınıflandırmaları yapanlarında, bu tür bilgileri insanlar üzerinde bir psikolojik baskı aracı olarak kullanarak insanları bunaltmak ve düşüncelerini bozmak iyi niyetle açıklanamaz. Bazı basın organları bu tür haberleri gündemlerinde tutarak insanlarımızı baskı altına almaktadırlar. Aslında bilerek ya da bilmeyerek küresel güçlere hizmet etmektedirler. Anadolu’da güzel bir söz vardır, bilirsiniz; ‘Bir insana kırk gün delisin derseniz, kırk birinci gün adam gerçekten deli olup olmadığını sorgulamaya başlar’mış. Aslında burada da aynı şeyler söz konusu. Birileri sürekli olarak siz geri kalmış ülkesiniz, gelişmemiş ülkesiniz, insan hakları yok, demokrasi yok, ekonomik gelişme yok, siz bu işi beceremiyorsunuz, kısaca şu yok bu yok denilerek insanla etki altına alınmaktadırlar. Bunun daha da ötesine geçerek edep ve haya sınırlarını aşanlar da yok değil. Öyle ki, Türkiye Cumhuriyeti’nin yıllardan beri yanlış ve bilgisiz kişilerce yönetildiği, Türkler’in bu işi beceremediği, bu nedenle Avrupalı ya da Amerikalı uzmanlarca yönetilmesi gerektiğini söyleyen kendini bilmezler dahi çıktı.

Bir ülkede yaşayan insanların özgür olması ya da olmamasının aslında bu tür örgütler için bir önemi olduğunu sanmıyorum. Asıl önemli olanın, ülke içindeki vatan hainleri, azınlık ve dönme, devşirme unsurları ile işbirliği yaparak iç karışıklıkların çıkarılması, insanların huzurlarının kaçırılması ve güven ortamının kalkarak insanların bir yalnızlık ortamına sürüklenmeleri halinin aktif olarak yaşanmasının sağlanmasıdır. Boşluğa düşen insanlar kimlik ve kişilik sorunları yaşayacaklardır. Kimlik bunalımı eğer becerikli ve bu işi çözmek isteyen yönetimlerce çözülemezse önü alınamaz sorunlar yumağı halinde sürekli büyür ve önüne kim geçerse geçsin ezer geçer. Ondan sonra da ülkeyi kurtarmak için dışarıdan ithal idareciler çağırılır.  Osmanlı Devleti zamanında Avrupalı devletlerin ‘Siz bu ülkeyi yönetemiyorsunuz bırakın biz yönetelim de verdiklerimizi rahat alalım’ diyerek hazinemize el koymaları uzak bir geçmiş değil. Günümüzde bile bunun örneklerini görmek mümkün.

Ancak, her ne olursa olsun bu ülke bizim, başkaları bizi nasıl tanımlarsa tanımlasın, bu ülkenin gerçek sahibi olan Müslüman Türkler, Allah’ın izni ve yardımıyla  her türlü yönlendirmenin ve baskının üstesinden geleceklerdir. Tarihe iyi bakın, ne demek istediğimi anlayacaksınız.

 

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim