• BIST 106.663
  • Altın 143,662
  • Dolar 3,5540
  • Euro 4,1354
  • Konya 30 °C
  • Ali Ünal'a iki kez ağırlaştırılmış müebbet talebi
  • Suudi Arabistan'da Al Jazeera ve diğer Katar siteleri erişime açıldı
  • Guardian'dan "Erdoğan da yazmak istedi" iddiasına tekzip
  • Ali Ünal'a iki kez ağırlaştırılmış müebbet talebi
  • Suudi Arabistan'da Al Jazeera ve diğer Katar siteleri erişime açıldı
  • Guardian'dan "Erdoğan da yazmak istedi" iddiasına tekzip

Kibirli Muktedirler

Ramazan Altıntaş

Toplumsal hayatta bazı insanlar dünyevî ölçütlerden hareketle varlıklarına güvenerek, (haşa) Allah’a hiçbir ihtiyaçları yokmuş gibi fiili materyalist bir yaşam içerisine girerler.

İşte birey ya da toplumların kendilerini Allah’a ihtiyaç hissetmeme tavrı içerisine girmeleri ve başkalarını küçük görerek tahkir etmelerine ‘kibir’; bu sıfatın davranışlara yansımasına ‘tekebbür’; kendilerini büyük görme eylemine ‘istikbar’; kendilerini büyük görerek seçkinci bir havaya girmelerine de ‘müstekbir’ denilir.

Görüldüğü gibi ‘müstekbir’ kavramı, olumsuz bir niteliktir. Bu sebeple Kur’an müstekbir kavramını, inkârcıların bir vasfı olarak anar. Çünkü müstekbirlerin itikadî alandaki inançları şunlardır:

Allah’ı yalanlamak: “Büyüklük taslayanlar, “Şüphesiz biz sizin inandığınız şeyi inkâr edenleriz.” dediler.(el-A’raf 7/76)

Peygamberleri zor durumda bırakmak: “Bizimle karşılaşmayı (bir gün huzurumuza geleceklerini) ummayanlar: Bize ya melekler indirilmeliydi ya da Rabbimizi görmeliydik, dediler. Andolsun ki onlar kendileri hakkında kibire kapılmışlar ve azgınlıkta pek ileri gitmişlerdir.” (el-Furkan 25/21).

İnsanları hidâyetten saptırmada öncü rolü oynamak: “Zayıf sayılanlar da büyüklük taslayanlara: Hayır! Gece gündüz (işiniz) tuzak kurmaktı. Çünkü siz daima Allah'ı inkâr etmemizi, O'na ortaklar koşmamızı bize emrederdiniz, derler. Artık azabı gördüklerinde, için için yanarlar; biz de o inkâr edenlerin boyunlarına demir halkalar takarız. Onlar ancak yapmakta oldukları günahları yüzünden cezalandırılırlar.”(Sebe 34/33).

Yukarıdaki ayetlerden de anlaşıldığı gibi, ‘müstekbir’lerin, toplumu, Allah yolundan alıkoymak için izledikleri strateji, her türlü ‘baskı yöntemlerini’ devreye sokarak psikolojik açıdan korku ve tedirginlik oluşturmak suretiyle varlıklarını sürdürmektir.

Kur’an’da ilk önce ‘istikbar’ sıfatı, şeytanın bir vasfı olarak anılmıştır: “Yalnız İblis secde etmedi. O büyüklük tasladı ve kâfirlerden oldu.”7 İblis’e, Hz. Âdem’e itaatsizliğinin sebebi sorulunca, yaratılış maddesine giderek; Hz. Âdem’in çamurdan, kendisinin ateşten yaratıldığını mukayese ederek Allah’a isyan etmiştir. Onu bu isyana sürükleyen duygu, ‘yücelme ve büyüklenme’ kompleksine kapılmasıdır. (Bkz. el-Bakara 2/34). Bu sebeple, dil, din, renk, cinsiyet gibi ontolojik anlamdaki farklılıkları mutlaklaştırarak bir ayrımcılık olarak görmek, müstekbirce bir duygu ve tutumdur. Böyle bir yolu izlemek, İblis’in yolunca gitmek anlamına gelir.

İslam’da, adalet, hukukun üstünlüğü, ötekine saygı gibi değerleri önemseyen ve bu değerlere yaşama alanı tanıyan hiçbir yönetici, servet, makam ve mevki sahibi vb. kimseler ‘müstekbir’ kavramı içerisinde değerlendirilemez.

Müstekbirlik, bir duygu halidir. Bu duyguyu taşıyan, Allah’ın en büyük oluşunu kabul etmediği için kendisini hem Allah’tan ve hem de bütün bir varlık unsurlarından büyük görür. İşte bu hâlet-i rûhiye içerisinde bulunan kimseler, ister sıfatı iktidar seçkini, ister sıfatı servet sahibi, ister sıfatı makam ve mevki sahibi olsun hepsi de bu kavram içerisine girer.

Tevhidin tarihine baktığımız zaman bunun birçok örneğiyle karşılaşırız. Toplumları ıslah etmek için gönderilen bütün peygamberler kurulu düzenin baş aktörleri olan müstekbirleri karşılarında görmüşlerdir. Bu konuda Kur’an’da bir örnek olay şöyle anlatılır:

“Andolsun biz Musa'ya Kitab'ı verdik. Ondan sonra ardı ardına peygamberler gönderdik. Meryem oğlu İsa'ya da mucizeler verdik. Ve onu, Rûhu'l-Kudüs (Cebrail) ile destekledik. (Ne var ki) gönlünüzün arzulamadığı şeyleri söyleyen bir elçi geldikçe ona karşı büyüklük tasladınız. (Size gelen) peygamberlerden bir kısmını yalanladınız, bir kısmını da öldürdünüz..” (el-Bakara 2/87).

Özetle, Kur’an’ın anlattığı istikbar yüklü müstekbirlik hali, salt tarihsel bir durum değil, evrensel bir tutumdur. Bu sebeple ibret almalı, ruh ve düşünce dünyamızı kontrolden geçirerek istikbara yol açacak hallerden arındırmalıyız. Bir Müslüman için Allah’ın büyüklüğünün dışında bütün büyük olma durumlarının izafi olduğunu bilelim ve ‘takva’yı merkeze alan bir yaşam alanı oluşturmanın mücadelesini verelim.

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim