• BIST 106.843
  • Altın 142,689
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • Konya 31 °C
  • Fatih Terim'in dokunulmazlık zırhı!
  • Cumhurbaşkanı avukatı Gülen'in suçlarını sayarken kulaklarını kapattılar
  • FETÖ'nün Kodları: Hakan Çiçek
  • Fatih Terim'in dokunulmazlık zırhı!
  • Cumhurbaşkanı avukatı Gülen'in suçlarını sayarken kulaklarını kapattılar
  • FETÖ'nün Kodları: Hakan Çiçek

Kevnî Âyetlerin yol göstericiliği

Ramazan Altıntaş

Kur’an’da cansız varlıklara insan gibi bir takım hayatî fonksiyonların yüklendiğini ifade eden âyetler vardır. Meselâ, “Nefes aldığı zaman sabaha andolsun...”( et-Tekvir 81/18) âyetinde sabah, nefes alıp veren bir canlıya benzetilmektedir. Bunlardan ayrı olarak bilinmesi gereken bir başka husus da yer ve gökte olanların Allah’ı tesbih ettiğine dair âyetlerin varolmasıdır. Bütün bunlar varlık düzleminde ilâhi uyumun varlığını haber veren gerçeklerdir.

Kur'an'ın beyânına göre: "Göklerde ve yerdekilerin hepsi Allah'ı tesbih eder.” (Es-Saff 61/1). Âlemde bulunan her varlığın Allah'a iba­det şekli farklı farklıdır. "Görmedin mi göklerde ve yerde olan kimse­ler, kanatlarını çırparak uçan kuşlar, Allah'ı tesbih ederler. Her biri kendi duâsını ve tesbihini bilmiştir." (en-Nur 24/41). Şüphesiz İslâmiyet bir orta yol dinidir. Tesbih ve tenzih arasında bir yerdedir. Allah ve evren arasındaki ilişkiyi de bu iki çerçeveden bağımsız olarak düşünmemek gerekir. Yerde ve gökte olanların Allah’ı tesbih etme olayını İmam-ı Mâturîdî’nin farklı anlamda yorumladığını görüyoruz. Onun yorumlamalarından ilkine göre, bir defa bütün yaratıklar Allah’ın birliğine, yaratmasına, ilim ve kudretinin sınırsızlığına, noksan sıfatlardan münezzeh olmasına ve yetkin sıfatlarla da muttasıf bulunmasına delil teşkil ederler. Bu bağlamda canlı ve cansız bütün varlıkların duâsı ve tesbihi, Allah’ın onlara yüklediği işlevleri yerine getirmektir. İkincisi, Allah varlıkların tesbihâtının mâhiyetlerine bir sırriyet koymuştur ki, onu bizim anlamamız mümkün değildir. Fakat Allah, bir tesbih biçimi olan eşyanın çıkardığı bu seslerin anlamlarına peygamberleri muttali kılabilir. Bunlardan yer, gök, canlı (hayvanât) ve cansız varlıklar "teshir/zorunlu olarak”, insanlarsa kendi "ihtiyari/özgür” iradeleriyle Allah'ı söz ve davranış plânında "zikir” fiiline katılmaktadırlar. Bütün canlı varlıkların Allah'a teslimiyetlerinin simgesi olan ibadet bizâtihi bir güzellik halidir. Çünkü ibadette secde eden insanla, kainatın hareketi arasında bir uyum vardır. İnsan bütün canlı varlıkların ayrı ayrı yaptığı ibadete ait hareketlerin kendisinde toplanmış bir varlık olması, onun varlık dünyasındaki değerini belgelemek açısından dikkat çekicidir. Şu âyetlerde bu uyum durumu gayet açıktır:

"Bitkiler (yıldızlar) ve ağaçlar secde ederler." (er-Rahman 55/6).

"Allah'ın yarattığı herhangi bir şeyi görmediler mi? Onun gölgeleri, küçülerek ve Allah'a secde ederek sağa sola döner. Göklerde bulunanlar, yerdeki canlılar ve bütün melekler, büyüklük taslamadan Allah'a secde ederler.” ( en-Nahl 16/48–49).

"Göklerde ve yerde bulunanlar da onların gölgeleri de sabah akşam ister istemez sadece Allah'a secde ederler." (er-Ra’d 13/15).

Âyetlerde açıkça dile getirildiği gibi âlemde bulunan canlı ve cansız bütün varlıklar, Allah’ın kendilerine özgü kıldığı bir itaat eylemini icra ediyorlar. Belki de onların görevi, teshir, yani insanlara hizmette zorunlu boyun eğmek olduğuna göre, bu durum, itaat kapsamı içerisinde değerlendirilebilir. Meselâ, meyve ağaçlarının itaat şekli; yemek için insanlara meyve sunmak, bir takım meyvesiz ağaçların itaati; gölgelerinden insanları istifade ettirmek, toprağın itaati; bitki, ağaç ve ürünlere mahal olmak gibi düşünülebilir. Bunlardan sadece in­san, "seçme hürriyetine” bağlı olarak yaratılmış olup davranışlarında özgür bırakıl­mıştır. Yani, insan hareketlerinde "muzdar" değil "muhtar"dır. İnsanla kâinat arasında organlar ve bu organların fonksiyonları açısından bir benzerlik olduğuna göre, her varlığın Allah’a itaat biçimi de farklı farklıdır.

Buradan yola çıkarak söylemek gerekirse, her varlık kendi düzleminde bir ibadet türü olan duâ ve tesbihatla meşgul olmaktadır. Bu durum, bizi, âlemde manevî bir uyumun varlığına götürür. İnsan "inkâr” ya da “fısk”a sebep olan amelleri işlerse zikir bağlamında bu ilahi ahenkten koptuğu andan itibaren bir saat gibi işleyen ve uyumlu tarzda çalışan sistemin dışına çıkabilir. Sonuçta, insanla tabiat arasında bir güzellik alâmeti olan denge bozulur.

 

 

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim