• BIST 107.041
  • Altın 143,194
  • Dolar 3,5623
  • Euro 4,1506
  • Konya 32 °C
  • "Büyükada soruşturması"nda tutuklanan Steudtner'in ifadesi
  • Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu:215 bin 92 ByLock kullanıcısı var
  • "Cumhuriyet" iddianamesini FETÖ'den yargılanan savcının düzenlediği iddiası
  • "Büyükada soruşturması"nda tutuklanan Steudtner'in ifadesi
  • Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu:215 bin 92 ByLock kullanıcısı var
  • "Cumhuriyet" iddianamesini FETÖ'den yargılanan savcının düzenlediği iddiası

Kerbela Ayı ve Ehl-i Beyt

Ali Akpınar

Kerbela Ayı ve Ehl-i Beyt Sevdası!

 

Kur’ân, yerlerin ve göklerin yaratıldığı günden beri Allah katında ayların sayısının on iki olduğunu, bunlardan dördünün de haram ay olduğunu haber verir. Haram aylar Zilkade, Zilhıcce, Muharrem ve Recep ayıdır.

Bu ayların haram/saygın olma sebeplerinin başında bunlardan ilk üçünün hac ayı, Recebin ise umre ayı olmasıdır. Allah’ın insanlara gönderdiği İslam dininin hedefi, insanlar arasında barışı sağlamak ve onların dünyada stres ve buhrandan, ahirette gazap ve azaptan salim bir hayat yaşamaların sağlamaktır. Buna rağmen çeşitli sebeplerden dolayı insanların birbirleriyle savaşı kaçınılmaz olmuştur. Bu gerçeği çok iyi bilen Yüce Allah, kullarını barışa hazırlamak ve onların barış ortamında ibadetlerini yapabilmelerini temin etmek için bu ayları haram ay kılmıştır. Bu şekilde insanlara, hiç olmazsa şu dört ayda zorunlu olarak savaşa ara verin, barış içersinde yaşayın ve savaşsız yaşamanın tadına bakın, bu barış ortamını diğer sekiz aya taşıyın demek istemiştir. Yoksa haram olan dört ayda savaşmanız yasak, ama diğer aylarda istediğiniz kadar savaşın anlamına değildir, bu yasak.

Ne hazin ki Yüce Yaratıcının, kudretinin göstergesi olan bu ayların saygınlığını ihlal eden insanlar, kan ve göz yaşlı yaşanmaz ve çekilmez bir hayata (!) insanlığı mecbur ve mahkum etmişlerdir. Özellikle bu ayları savaşlarla geçirenler, diğer aylarda da barış ortamını oluşturamamışlardır.

İşte içerisinde bulunduğumuz Muharrem ayı, bizleri barışa hazırlama fırsatlarından biridir. Bizler bu ayda, kendi içimizde, aile ve akrabalarımız içerisinde, yaşadığımız toplumda ve tüm insanlıkla barış içerisinde yaşamanın yollarını aramalı ve bunu sağlamak için yapılması gerekenleri yapmalıyız. Bu konuda bizleri haram ayların saygınlığını ihlal edenler değil, bu konudaki ayet ve hadisler yönlendirmelidir.

Muharrem ayı, haram ay olması yanında, hicret ayı olarak da önemli bir yere sahiptir. Bu ay, hicri takviminin başlangıcı sayılmıştır. Buna göre Müslümanlar bu ayı, Müslümanlıklarının muhasebesi için bir muhasebe fırsatı olarak değerlendirmeli, geçmiş bir yılın muhasebesini yaparken, gelecek yeni yıla yönelik plan ve programlar yapmalıdırlar.

Muharrem ayının onuncu günü olan, Aşure günü de İslam tarihinde çok önemli bir yere sahiptir. Bu gün, Hz Nuh peygamberin inananlarla birlikte tufandan kurtulmalarının sene i devriyesidir. Bu günde daha başka tarihi olaylar da gerçekleşmiştir. Bu yüzden Peygamberimiz bu tarihi günü oruç ve ibadetle yaşamak ve yaşatmak istemiştir.

İslam tarihinin son halkasında çok önemli bir yeri olan, Peygamberimizin sevgili torunu Hz. Hüseyin’in pek çok yakını ile birlikte şehit edildikleri Kerbela hadisesi de Muharrem ayının onuncu günü meydana gelmiştir. Müslümanlar bu ayda Kerbela hadisesini ibretle hatırlarken, ümmetin hayatında yeni Kerbelaların yaşanmaması için alınması gereken tedbirleri tespit edip onların gereğini yerine getirirler. Yoksa Kerbela’yı anmak, yalnızca matemler tutmak değildir.

Kerbela hadisesini anarken Ehl-i Beyt sevgisini ve Hz. Peygamberin âline olan sevdayı yenilemek şarttır. Bunun için de her şeyden önce Ehl-i Beyt kavramını doğru tanımlamak ve Ehl-i Beyti doğru tanımak şarttır.

Özel tanımı ile Ehl-i Beyt, Hz. Peygambere iman etmiş, onun yolunda gitmiş yakınlarıdır. Nevevî gibi ilim adamlarının seslendirdikleri daha genel tanıma göre ise Ehl-i Beyt/Âl i Muhammed, Hz. Peygambere inanmış, O’na gönül vermiş ve O’nun izinde gidenlerin tümüdür.

Buna göre Ehl-i Beyt karşısındaki mümin duruşu tespit etmek ve ona göre hareket etmek gerekir. Bu ise Ehl-i Beytin yolunda olmak, onları izlemek, onlara benzemek, söylem ve eylemleri ile onları yaşatmakla mümkündür. Ehl-i Beyt sevgisi, kuru bir iddia ve sığ bir davadan ibaret değildir. Bugün sergilediği içkili, kumarlı, namazsız, niyazsız bir hayatla Yezidlere benzeyenlerin, Ehl-i Sünnet sevdasından bahsetmeleri ne kadar anlamsızdır.

Peygamberimizin, Ey peygamber ailesi/ey ehl-i beyti! Allah günahlarınızı giderip sizi tertemiz yapmak ister (33/33) ayeti indikten sonra altı ay kadar Hz. Fatıma’nın evine uğrayıp:

Namaza kalkın ey ehl-i beyt! Allah günahlarınızı giderip sizi tertemiz yapmak ister, (Tirmizî, Tefsir 3204)buyurması, bu dediklerimizin anlaşılmasını sağlayacaktır. Demek ki namaz ve ibadet olmadan ehl-i beyt olunmuyor, onlarsız arınmak da mümkün olmuyor! Kısaca Hz. Fatıma, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin, Hz. Zeynep, Hz. Ali gibi olmadan olunmuyor. Yüce Mevla’mız, cümlemizi ehl-i beytin yolunda gidenlerden eylesin, ehl-i beyt sevdamızı artırsın.

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim