• BIST 90.383
  • Altın 144,263
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • Konya 13 °C
  • Hakan Şükür ve Arif Erdem FETÖ'den değil aidattan ihraç edildi!
  • Tanju Çolak: Galatasaraylılığımı askıya aldım
  • FETÖ'cüleri ihraç etmeyen Galatasaray'a tepkiler
  • Hakan Şükür ve Arif Erdem FETÖ'den değil aidattan ihraç edildi!
  • Tanju Çolak: Galatasaraylılığımı askıya aldım
  • FETÖ'cüleri ihraç etmeyen Galatasaray'a tepkiler

Kendini şahane bir şey sandırabilirsin...

Şakir Tuncay Uyaroğlu

Kendini şahane bir şey sandırabilirsin. / Gülben Ergen / Sezen Aksu

Güzel bir Gülben Ergen çalışması, sözler sevgili Sezen Aksu’ya ait: “Arka Sokaklarda“. Ve bu şarkıda geçen ilginç bir kalıp: sandırmak. “Sanmak” fiilinin ettirgen hâlinin olduğunu doğrusu hiç duymamıştım.

31 yıldır Türk Dili ve Edebiyatı uzmanıyım diye geçiniyorum, meğer öğreneceğim daha neler varmış…

Sevenin sevdiğine “siz” öznesiyle hitap ettiği günlerden bugünlere geldik, “Bir bahar akşamı rastladım size, daha önceleri neredeydiniz?” diye başlayan dizelere hasret kaldık.

Bir gün TRT FM’i dinliyorum. Bir Giresun türküsünün çalınacağı ve türküyü de Yonca Evcimik’in seslendireceği anons edildi.

Ve türkü başladı: Yine yeşillendi fındık dalları… Ah yine yeşillendi fındık dalları… Zaten hep yeşildi fındık dalları… Aman ne yeşilmiş fındık dalları… “yeşil, fındık, dal…” üçlüsünden başka bir söz söylenmeden ve “Acep ne olacak şu yârin hâlleri” denmeden türkü bitti.

Kimileri, şarkısının nakarat kısmında sürekli olarak belâ anarken, kimileri de ölen arkadaşından “Toprağı bol olsun.” diye bahsetmektedir. Şarkı sözü yazarlarına millî ve dinî hasletleri öğretmek lâzım.

Bir Müslüman’ın ardından asla “Toprağı bol olsun.” denmeyeceğini ve bu sözün ancak gayrimüslimler için kullanılacağını anlatmakta oldukça geç kaldığımız bir gerçek.

Üniversiteden bir hoca arkadaşımızın düğünündeyiz. Sahnede Konyalı Şerife Hanım var ve tahmin edileceği üzere seslendirdiği ilk parça “Konyalı”. O âna kadar hiç duymadığımız iki yeni kıta kulağımıza çalınıyor:

Birinci kıta çok hoş, burada söylenenlerin hepsine harfiyyen katılıyorum, dünya tatlısı iki kız çocuğu babası ve bir kayınpeder adayı olarak. “Haniya da benim elli dirhem domatam, domatam; Konyalıdan olsun benim kaynatam…” sözlerini aynen onaylıyoruz. Gerçekten de, muazzam bir tespit…

İkinci kıta ise felâket: “Haniya da benim elli dirhem biberim, biberim; sen sarhoş ol ben kahrını çekerim…” Sanki “biber”e uyacak bir tek “Sen sarhoş ol, ben kahrını çekerim.” varmış gibi.

Büyük ihtimalle, bu kıta çakırkeyf insanların nefsine hoş gelsin ve onlar dışlanmasın diye kayda geçirilmiş. Acaba bu kıta şöyle olsaydı, daha şık olmaz mıydı ne dersiniz? : “Haniya da benim elli dirhem biberim, biberim; sen adam ol, ben hep seni severim…”

SALYANGOZ EKMEK / DOĞAN YATAĞANLI UNLU MAMULLER

Doğan Yatağanlı Unlu Mamuller firmasının Beyşehir çevre yolundaki iş yerinin faaliyete geçtiği ilk günler… Kampüsteki derslerimi bitirdim, eve dönüyorum. Hem eve ekmek alayım, hem de - sanki içime doğmuşçasına - ürün adlarına bir bakayım diye söz konusu mekâna uğradım.

Oldukça nezih bir mekân, ama o da ne… Kıvrım ekmeğin önündeki kartonun üzerinde – evlerden ırak, hâşâ huzurdan – “salyangoz ekmek” ifadesi yazılı.

Âdeta nevrim dönmüştü. Olacak şey miydi bu, nimetle beraber sevimsiz bir hayvanın adı. Papatya ekmek, çiçek ekmek, minik ekmek, kepekli ekmek, çavdarlı ekmek, doğal ekmek, ruşeym ekmek… ne kadar sevimli ise; bu da onlara inat itici, tiksinti verici, sevimsiz…

Tezgâhın arkasındaki bayan görevliye “Hanımefendi, sizinkiler bu ekmeğe bu ismi vermek için çok mu aramışlar?” dedim, ancak her hâlde beni anlamadı. Baktım ki, meramım anlaşılmadı; işletmenin yetkilisiyle görüşmek istediğimi söyledim. Bana, oldukça sevimli tonton bir beyefendiyi gösterdiler.

İlgili şahsın yanına vardım, kendimi tanıtıp kaygılarımı anlattım. İşletme sahibi, dediklerime inanamadı ve hemen “salyangoz ekmek” yazılı kartonu aldı ve bir daha kullanılmayacak şekilde yüzlerce parçaya bölüp çöpe attı.

Beyefendi; ekmeğe bu çirkin ismin verilmesinde en ufak bir dahlinin olmadığını, ancak ben bu konuyu dile getirince öğrendiğini ve böylesi bir rezalete bir daha fırsat vermeyeceklerini söyleyerek, hem kurumu adına özür diledi, hem de duyarlılığım sebebiyle teşekkür etti.

Oradan ayrıldıktan birkaç gün sonra, bir değişiklik var mı diye mezkûr mekâna bir daha uğradım; elbette ki korkuyla ve kaygıyla… Gördüğüm –ya da daha doğrusu göremediğim- manzara şuydu: Güzelim kıvrım ekmek, paramparça edilen karton levhasıyla beraber tarihe karışmıştı.

Belli ki, o ekmeği üreten usta bana çok kızmıştı. Hiç önemli değil, “salyangoz ekmek” kepazeliği bitmişti ya, varsın biz de “kıvrım ekmek” yemeyelim.

 

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim