• BIST 81.712
  • Altın 147,398
  • Dolar 3,8050
  • Euro 4,0356
  • Konya 1 °C
  • Sürücülere kötü haber: Yüzde 30 zam geliyor
  • CHP'liler erken seçim ipine sarıldı
  • FETÖ’ye bağlılık ‘narkoz testi’nde
  • Sürücülere kötü haber: Yüzde 30 zam geliyor
  • CHP'liler erken seçim ipine sarıldı
  • FETÖ’ye bağlılık ‘narkoz testi’nde

Kendi nefsine tekbir okuyamayanlar

Ali Akpınar

İlk inen ayetlerden biri olan Müddessir suresi ayetinde Yüce Rabbimiz, yalnızca Rabbini büyükle, tekbir getir buyurur. İnsan önce kendi nefsine tekbir getirip nefsinin kibrini kırmalı. Ardından başkalarına karşı tekbir getirip onunla müstekbirlerin istikbarına son vermelidir. İnsan kendi nefsinin putunu kıramadıktan sonra, tekbir getirmesinin ne anlamı olacaktır!

Evet, büyüklerin nefisleri de büyük olmaktadır. Onların sınav soruları da ağır olmaktadır. Önemli olan insanın öncelikle kendi nefsiyle baş edebilmesidir. Üstadın tesbiti ne kadar yerindedir: Hep nefis çıkıyor karşıma ölsem ölsem dirilsem/Şeytandan kaçmak kolay, nefsimden kaçabilsem!

Bugün dillerinde tekbiri düşürmedikleri halde, nefislerinin kibrini kıramayan nice insan var etrafımızda. Nefsinin kibrini kıramayanlar, müstekbirlerle nasıl baş edeceklerdir. Nefislerini tatmin için, şeytana kahkaha attıran sözde büyüklerimizi (!) kastediyorum.

Halbûki günde beş vakit okunan Muhammedî ezanda 5x6=30 kere tekbir tekrarlanıyor. 30 kere de farz namazlardan önce okunan kamette tekrarlanıyor. Günlük kıldığımız kırk rekatlık namazda 200’den fazla tekbir getirmekteyiz. Peygamberimizin tavsiyesine uyarak her namazın arkasında teşbih çekerken 33x5=165 kere yine Allahüekber diyoruz. Bunun dışında çeşitli vesilelerle getirdiğimiz daha nice tekbirler var. Peki, bu tekbirleri getirirken, nefislerimizin kibrini, müstekbirlerin istikbarını kırabiliyor muyuz? Yoksa tekbirler dilimizin ucunda yahut parmağımızın ucunda kalıyor mu?

Müminler için bir başka üzücü tespitimiz de şu: Zor kazanıyoruz, kolay tüketiyoruz. Yıllarca süren uzun uğraşlarla çok zor kazanıyoruz sevapları, erdemleri, güzellikleri; ama ne hazin ki çok kolay tüketiyoruz onları. Yıllarca biriktirdiğimiz sevapları, bir anlık nefsi feveranlarımızla tüketiyoruz hatta eksiye düşüyoruz.

Bu yüzden Hayat Düsturumuz Kur’ân, biz müminlerden namazda daim olmamızı istedikten sonra, namazın muhafazasını ister. Namazın muhafazası, namaz ruhunun namazdan sonra da devam ettirilmesidir. Aslında bu bütün sâlih ameller için geçerlidir. Ramazan’da orucu tutmak kadar, Ramazan’dan sonra oruç ruhunun sürdürülmesi de önemlidir. Hac ve umre ibadetlerinin edası kadar, edadan sonra hac ve umre ruhunun devam ettirilmesi de önemlidir.

Hani Peygamberimiz uyarmıştı bizi: Adam, cennetlik amelleri işler işler, cennete girmesine bir karış kala, bir cehennemlik amel işler, cehennemlik oluverir. Yine adam cehennemlik amelleri işler işler, cehenneme girmesine bir karış kala, bir cennetlik amel işler, cennetlik oluverir!

Onun için nefsin şerrinden sığınalım Rabbimize. Yusuf aleyhisselamın duasını pelesenk edelim dilimize: Ey göklerin ve yerin yaratıcısı! Benim canımı müslüman olarak al ve beni Salihlerin arasına kat!

 

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim