• BIST 97.533
  • Altın 145,687
  • Dolar 3,5750
  • Euro 3,9909
  • Konya 13 °C
  • FETÖ, Görmeze başkalarının eliyle operasyon çekiyor!
  • FETÖ'den yeni tehdit: 2 buçuk ay sabredin!
  • Bakan açıkladı: 'Ramazan ayının ilk haftası...'
  • FETÖ, Görmeze başkalarının eliyle operasyon çekiyor!
  • FETÖ'den yeni tehdit: 2 buçuk ay sabredin!
  • Bakan açıkladı: 'Ramazan ayının ilk haftası...'

Kazananların ganimetle sınavı

Ali Akpınar

Kur’ân-ı Kerim’de bir surenin adı Enfâl’dir. Enfâl, ganimetler anlamına gelir. Kelimenin tekili olan nefl, bir şeyin fazlası anlamına gelir.

Enfâl suresi İslam’ın müşriklere karşı kazanılmış ilk büyük zaferi olan şanlı Bedir Gazasından sonra inmiştir. Müslümanlar, Allah’ın izni ve yardımı ile Bedir’de üçyüz küsür kişi ile, kendilerinden üç kat daha fazla ve teknik bakımdan daha donanımlı görünen bir orduyu hezimete uğratmışlar, sonuçta esir alınan yetmiş müşrik savaşçı ile birlikte çok miktarda ganimet elde etmişlerdir. Esir alınanların da çoğu fidye karşılığında serbest bırakılmış, bu şekilde de müslümanların eline külliyatlı bir mal geçmişti.

Allah yolunda mücadelenin asıl gayesi, Yüce Allah’ın rızasını kazanmak, Allah’ın dininin önündeki engelleri ortadan kaldırmak ve müslümanlara inandıkları gibi yaşayabilecekleri bir ortamı sağlamaktır. Savaşın sonunda elde edilen ganimetler, savaşın asıl gayesi değildir. Onun için ganimetler için fazlalık anlamına gelen nefl/enfâl kelimesi kullanılmıştır. Aslında bu kullanımda müslümanlara önemli bir mesaj vardır ki o da şudur: Ey müminler, siz Allah yolunda sırf Allah için cihad etmelisiniz. Ganimet elde etmek, dünyalık kazanmak, toprak kazanmak asıl gayeniz olmamalıdır.

Nitekim Bedir ganimetlerinin kimler arasında ve neye göre paylaşılacağı konusunda müslümanlar arasında bir kısım tartışmalar olmuştu. Sonunda müslümanlar, durumu Peygamberimize arz ettiler ve bununla ilgili olarak surenin ilk ayetleri indi. Enfâl suresi şöyle başlıyordu:

Sana savaş ganimetlerini soruyorlar. De ki: Ga­nimetler Allah ve Peygamber'e aittir. O halde siz müminler iseniz Allah'tan korkun, aranızı düzeltin, Allah ve Resulüne itaat edin.

Bu ayetleriyle Yüce Rabbimiz, ganimetlerin paylaşımı konusunda yetkinin tamamıyla Allah ve Rasülüne ait olduğunu özellikle belirtti. Müslümanlar ganimet sevdasına düşemezlerdi. Onların derdi ganimet elde etmek olamazdı. Onlar, varlıklarını Allah ve Rasülünün emrine vermeli, bu uğurda koşturmalıydılar. Zaten geçmiş şeriatlarda savaşlarda elde edilen ganimetler helal değildi. Toplanan ganimetler bir meydanda biriktirilir ve yakılıp imha edilirdi. Bundaki asıl amaç da ümmetin ganimet sevdasına kapılarak asıl gayeden sapmaları endişesi idi. Ganimetler, bu ümmete helal kılınacaktı ancak onlar, buna hazır hale getirildikten sonra. Nitekim öyle de oldu.

Ganimetlerin Allah ve Rasülüne ait olduğunu açıklayan ilk ayetten sonra tam kırk ayet indi. O ayetlerde gerçek müminlerin tanımları yapıldı ve onların asıl gaye etrafında buluşmaları için uyarılar yapıldı ve nihayet 41. Ayette şöyle buyurularak ganimetlerin nasıl taksim edileceği açıklandı:

Eğer Allah'a ve hakkı batıldan ayıran o günde, iki topluluğun karşılaştığı günde kulumuza indirdiğimize inanıyorsanız, bilin ki, ele geçirdiğiniz ganimetin beşte biri Allah'ın, Peygamber'in ve yakınlarının, yetimlerin, düşkünlerin ve yolcularındır. Allah her şeye Kadir'dir.

Buna göre ganimetlerin beşte biri ayrıldı ve kalanları müslüman gaziler arasında pay edildi. Aslında ayrılan bu beşte bir de sonuçta müminlere dönecekti. Ancak Kur’ân’ın takip ettiği bu metod son derece anlamlıdır. Önce zihinlerden ganimetle ilgili takıntılar, tutkular bertaraf ediliyor, sonra asıl gayenin dışında bir fazlalık olan ganimetlerin nasıl paylaşılacağı açıklanıyor.

Aslında şu fani dünya hayatında kazanma, yalnızca savaşta elde edilen ganimetten ibaret değildir. Müslümanlar, adı ne olursa olsun elde edilen her kazanımı, asıl gaye olarak görmezler/görmemelidirler. Bu ister savaş ganimeti olsun, ister makam mansıp paye olsun, ister başka bir dünyalık olsun. Bütün bu kazanımların asıl ve gerçek sahibinin Yüce Allah olduğunu ve onların tasarrufunda da asıl yetkilinin Yüce Allah olduğunu göz ardı etmemelidirler. İşte ancak bu şuur kazanıldığında, elde edilen dünyalıklar, makam mansıplar müminler için Rızaya erme ve Cennete girme vesilesi olabilir. Aksi takdirde müslümanlar, dünyevileşmenin ağında savrulmaktan kurtulamayacaklardır.

UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Memleket | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0332 352 16 16 | Faks : 0332 352 11 66 | Haber Scripti: CM Bilişim